DÜNYAYI BARIŞIN, ADALETİN VE GÜVENİN DİYARI ‘MÎKAT’ ALANINA DÖNÜŞTÜRMEK!..

by Fahrettin Dağlı

Harem veya haram şeklinde okunan kelime, Mekke ve Medine şehirleriyle çevrelerindeki belirli bölgeler için kullanılan bir terimdir.

Sözlükte “yasaklanmış, korunmuş, dokunulmaz” (güven, barış ve kardeşlik diyarı) manasına gelen harem kelimesi haram ile eş anlamlıdır.

Terim olarak Mekke ve Medine’nin, sınırları Hz. Peygamber tarafından çizilen çevresi için kullanılır.

Bu bölgelere harem adının verilmesi, zararlılar dışındaki canlıların öldürülmesi ve onlara zarar verilmesinin haram kılınmış olmasındandır. Bundan dolayı Mekke’ye “el-Beledü’l-haram” denildiği gibi Kâbe “el-Beytü’l-haram”, çevresindeki mescit de “el-Mescidü’l-haram” diye anılmaktadır.

Bazı ayetlerde de, Allah’ın evi kabul edilen Kâbe’nin bulunduğu Mekke şehri ve çevresinin her türlü tecavüzden korunmuş güvenli bir yer (harem) olduğuna işaret edilmiş ve bu alanla ilgili birtakım özel hükümler konmuştur.

Malum hac veya umre niyetiyle buraya ziyarete gelen Müslümanlar mîkat sınırında ihrama bürünürler. “İhram”, normalde yapılması yasak olmayan bazı söz, fiil ve davranışların, hac ve umre yapacak kişiler için belli bir süre “haram kılınması” demektir.

İhram bir bakıma kefen gibidir. Bütün dünyevi şan, şöhret, zenginlik, makam, mevki ve mansıptan arınmanın, soyutlanmanın simgesidir. Sosyal, siyasal ve ekonomik statülerini gösteren üniformalarını, zevklerini, kültürlerini, süs ve ziynetlerini bir kenara bırakıp, Allah önünde herkesin eşit ve kardeş olduğunu sembolize eden iki basit giysiye bürünmektir.

Benim gibi kısa dönem askerlik yapanlar bilir; Nizamiyeden girip haki renk elbiseleri giyince sivilde hangi makam, mevki, şan ve şöhret sahibi olursan ol orada artık herkes haki elbisenin içerisinde rütbesiz bir erdir. Kimsenin forsu kimseye geçmez. Orada herkes insani karakterinin icabını yapar. Aslında sahip olunan mal, mevki, şan ve şöhret insanın gerçek karakterini örten ve baskılayan bir yüktür. İşte Mîkat ile başlayan bu kutsal yolculukta asıl giyilmesi gereken elbise ise, takva elbisesi, yani sorumluluk bilincidir. Hacı adayı, mîkat mahalline başı açık, yalın ayak, yokluk ve yoksulluk görüntüsü içinde girer. İhram, ruha yük teşkil eden bütün ağırlıkları da söküp atmaktır.

İhramlı hal bir bakıma melekleşme provasıdır. İhram yasakları ile insan artık beşerî özellikler değil melekî özellikleri yaşamaya başlamış olacaktır. Bir başka hikmeti ise, ölmeden önce, ölüm bilincine ermektir. “Ben” ve “benlik” duyguları, elbiselerle birlikte mîkât’ta çıkartılmış, “biz” olarak ilahî cazibe merkezi olan Kâbe’de bir araya gelinmiş ve yekvücut olunmuştur.

Burada kulun dünyanın bütün zevk ve sefalarından sıyrılarak kendini bulması ve kendisi için yeni bir sayfa açması beklenir. Bir bakıma bu motivasyon yüklenilir.

İhramdaki yasaklar, hiçbir canlıya zarar vermeme, bütün yaratıklara şefkat ve merhamet gösterme, zorluklara sabretme, düzenli ve disiplinli yaşama melekesi kazandırır. Bu eğitim, Müslümanlara, önce zararsız olma, ardından da çevresine faydalı ve yararlı olma olgunluğunu hatırlatır ve aşılar. Bu anlamda ihram, barışın ve kardeşliğin de sembolüdür. Giydikleri beyaz elbiselerle adeta birbirlerine beyaz bayrak açarak barışı müjdelerler. Burası, savaşsız, zulümsüz bir mekândır artık. Gelen hacı adayları önce Rabbiyle barışık olduklarını, sonra kendileriyle, bütün kardeşleriyle ve oradaki tüm varlıklarla barış içerisinde yaşamaya geldiklerini sembolize ederler. İhram, içten (enfüsten) ve dıştan (afaktan) gelecek tehlikelere karşı mümini koruyan bir zırhtır.

O mekanda getirilen telbiyeler (tekrarlanan ilahi sözler), dünyanın dört bir tarafından gelen, renkleri, dilleri, ülkeleri ve kültürleri farklı, fakat hedef ve gayeleri aynı milyonlarca Müslümanın hep birlikte seslendirdikleri, ortak bir and, ortak bir parola olarak kutsal iklimde sürekli yankılanır. Allah’tan başkasına asla kul köle olunamayacağını anlatan bu terennüm, Mü’minlere kazandırdığı en önemli ortak noktalardan birini dile getirir.

Evet, bütün anlatımlardan sonra kendi adıma manalandırmaya çalıştığım temel çıkarımlar şunlar;

Mekke ve çevresi dünyanın merkezidir. Allah oraya kendi evini inşa ettirmiştir. Orası artık müminler için bir buluşma, barışma ve kaynaşma yeridir. Bütün tehlikelerden herkesin selamette ve güvende olduğu bir barış ve kardeşlik diyarıdır. Sadece insanlar için değil, bölgedeki tüm zararsız hayvanlar ve bitkiler için de korunmuş, muhafaza altına alınmış bir diyardır. Yeryüzünde var olmanın anlam bulduğu, hatırlatıldığı, sembolik olarak yaşatıldığı bir süreç.

İnsanoğlunun kavga ve çekişmesinin en önemli sebepleri; sahip olma, hakimiyet, üstünlük kurma, yönetme arzusu; daha çok mal, mülk sahibi olma. İnsanın bu fıtri eğilimleri adalet ile itidale çekilmezse yeryüzü bir savaş alanına döner. Hâlbuki bu insani zaaflar, iştahalar, hırslar, arzular, istekler itidale çekilmiş olsa yeryüzü insanoğlu için yaşanacak bir cennet bahçesi haline gelebilir. Sadece insan için değil yeryüzündeki tüm varlıklar için. Çünkü Allah, yaratmış olduğu tüm varlık için beraberinde hayatını idame ettirecek imkanları da bağışlamıştır. Bütün kavga, daha çoğuna sahip olma ve diğerlerine üstünlük sağlama eğiliminin güç, kuvvet bulmasından kaynaklanıyor. Hâlbuki Allah, Hac ibadeti ritüeli üzerinden bir gerçekliği sembolik olarak yaşatarak gösteriyor. İnsanoğluna şunu hatırlatıyor; Ne kadar zengin olursan ol, ne kadar şan ve şöhret sahibi olursan ol, eninde sonunda bu dünyadan ayrılırken hiçbirisini beraberinde götürmeyeceksin. Bir bez parçasına sarılarak toprağa bırakılacaksınız. Peki, bu hakikate rağmen nedir bu kavganız, nedir bu paylaşamadığınız? Hırs ve iştahalar uğruna bu kadar felaketlerin yaşanmasını, dünyanın cehenneme döndürülmesini hangi akılla izah edebiliriz? İnsanoğlu için barışın yolu, helal, meşru yollarla sahip olduklarımıza rıza edip başkalarının sahip olduklarına tamah etmemek, göz dikmemek ve kendisine verilene hamd etmektir.

Yeryüzünde insan da dahil yaratılmış tüm varlıkların hak ve hukukları vardır. Her anımızda ‘mîkat’ alanında ihramlı olarak bulunuyoruz anlayışı içerisinde hem kendimize, hem diğer insanlara ve hem de alemde bize zarar vermeyecek tüm varlıklara karşı eminliği temsil etmeyi şiar edinecek olsak yeryüzü barışın hakim olduğu bir ‘mikat’ alanına döner.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept