BAŞIMIZA GELEN ONCA HADİSE SEBEPSİZ Mİ? İKTİDARIN SORUMLULUĞU NEDİR?

by Fahrettin Dağlı

BAŞIMIZA GELEN ONCA HADİSE SEBEPSİZ Mİ?
İKTİDARIN SORUMLULUĞU NEDİR?

Eski CB Abdullah Gül’ün “Bütün dünyada siyasal İslam iflas etmiştir” ifadesiyle ilgili olarak “Çöken, İslamla Telif Ettiğiniz Değil, Çöken, İktidar Zihniyetidir.” başlığı altındaki yazı dizimizin üçüncü bölümünü paylaşıyorum.

Malum, Müslüman aklı; zahiri bilgi, kanıt ve verilerle birlikte manevi sorumluluklar gereği metafizik boyutlu etkileşimleri de dikkate alarak hadiseleri okumaya çalışır. Ve kainatta hiçbir şeyin Allah’tan bağımsız hareket etmediğinin şuurunu her an taşır/yaşar.

Bu arkadaşlar mademki “İslami endişelerle siyaset yapıyorlardı da” veya dışarıdakilerin onlara yakıştırdıkları o ‘İslamcılık’ -o her ne menem şeyse- onları bu sorunların sebepleri üzerinde düşünmeye, muhasebe ve murakabeye sevketmesi gerekmez miydi? Yaptıklarını, yapmadıklarını, inanma iddiasında bulundukları değerlerin mihengine/terazisine vurmalı değiller miydi? Öyle ya, Allah aynı sebeplerin aynı sonuçları doğuracağını ifade buyurmuyor mu? ‘Başınıza gelen her şey kendi ellerinizle hazırladıklarınızdır’ diye bize haber vermiyor mu?

Peki, başımıza gelen onca hadiseden dolayı kendi nefislerimizi sığaya çekip, nerede hata yaptık diye yaptıklarımızı, yapmadıklarımızı götürüp ölçülere/tartılara vurmamız gerekmiyor muydu?

Dışarıdakileri şeytanlaştırarak onları taşlamadan vakit bulup içinizdeki şeytanlara yönelemediniz. İçinizdeki şeytanları taşlamadan problemlere isabetli çözümler getireceğinizi mi zannettiniz?

Malum, ‘Müslümanım’ iddiasında bulunanların manevi sorumlulukları daha ağırdır. Hem İslam’a inandık diyeceksiniz ve hem de inanma iddiasında bulunduğunuz Mabudun iradesinin hilafına hareket edeceksiniz. Bu zihinsel çarpıklık beraberinde neyi mi getirdi? Son on yılda yaşadıklarımız, bu mahut sürecin sonuçları değil mi? 17-25 Aralık, Hendek, Gezi ve nihayetinde meş’um 15 Temmuz hadiseleri sebepsiz mi? Veya sebepleri sadece dışınızdaki dinamikler mi? Emanet sizdeydi? Dolayısıyla emanetin başına gelenler konusunda birincil sorumluluk size düşmeli değil mi? Hangi niyet ve fiillerinizin bunlara sebebiyet verebileceğini hiç aklınızın ucundan geçirdiniz mi? Yoksa kendinizi layüsel mi addettiniz? Niyetinizdeki fesatlar, ihlastan yoksun yalan yanlış ameller, adaletten uzaklaşan siyasetiniz bu olayları tetikleyen ana dinamiklerdir. Toplumun sessizliği, yeterli düzeyde akledememesi, tepki vermemesi sıraladığımız felaketlerin başımıza dolu gibi yağmasını getirir/getirdi de.

“Allah, ‘Müslümanım’ diyen herkese ve özellikle yönetim sorumluluğunu yüklenmiş olanlara adil olun; Emanetlere ihanet etmeyin; Ehliyet ve liyakate riayet edin; Kul hakkı yemeyin ve yedirmeyin; Beyt-ül mal üzerinde keyfi/helal olmayan tasarruflarda bulunmayın; Yalan söylemeyin, iftira atmayın; hayırların önüne geçmeyin; toplumunuza baskı ve şiddet uygulamayın…” diye tekraren uyarmıyor mu?

Peki, Allah aşkına milletin size emanet ettiği yönetim yetkisini kullanarak ne yaptınız?

Yukarıda sayılan ilkelerin hangisine uydunuz?

Hangisinin hakkını verdiniz?

Kamuda adil, dürüst ve şeffaf olmadınız; kamu görevlendirmelerinde ehliyet ve liyakat yerine sadakati tercih ettiniz.

Bırakınız özel işlerinizde kendi mumunuzu yakmayı, devletin mumlarını(!) kendi özel işlerinizde de tepe tepe kullandınız.

Siyaset gereğidir diye yalan da söylediniz, iftira da attınız.

Her türlü dolambaçlı yolu kendinize mubah kıldınız, yol edindiniz.

Bunları yaparken ‘inandığımız Allah bunları yasaklamıştı’ diye aklınıza geldi mi?

Vatandaşın hak ve hukukunun size emanet olduğu şuurunu taşıdınız mı?

Bunun hesabını zor veririz diye iki büklüm oldunuz mu?

Öte taraftaki hesabın daha zor olabileceğini unuttunuz mu?

Söylediklerimizle, iddialarımızla sınanırız diye tetikte beklediniz mi?

Allah’ın sizleri çetin bir sınava tabi tutacağını aklınıza getirmediniz mi?

Başın(m)ıza gelenleri sebepsiz mi zannedersiniz?

Eğer bihakkın Allah’ın dinini tedris etmiş olsaydınız, o iman şuuruna ermiş olsaydınız bu sorular karşısında iki büklüm olup yana yakıla Rabbinize yakarışta bulunurdunuz. Fırat’ın kenarındaki koyunun hesabını yapan Ömer bile geceleri gözyaşları eşliğinde Rabbine kendisini affetmesini diliyordu.

Bir süre beraber çalıştığım bu arkadaşlarda kamu alanı ile ilgili ciddi hiçbir İslami endişelerine tanık olmadım. Hatta zaman zaman uyardıklarımızın da bize adeta hal diliyle şunu ima ettiklerini görürdük: ‘Canım şimdi dinin helal ve haramlarını hatırlatmanın zamanı mı? Üstelik kamu alanı laik bir alan, -haşa- dinin yasakları burada sözkonusu değil’ gibi… ‘Kendi siyasal ikbal ve çıkarlarına odaklanmış ve adeta ‘bizden öncekiler kamu imkanlarıyla semirdiler, biraz da biz istifade edelim; iktidar hükümranlığının cakasını/fiyakasını biraz da biz satalım.’ gibi…

Zaten bir süre sonra ‘Mutlak iktidar’ aşamasına ulaşınca da ölçüyü, tartıyı tamamen kaybettiler. Her şeyi kendilerinden menkul görmeye başladılar. İktidarı bir emanet değil, mülkiyet olarak düşünmeye başladılar. İşte o vakit yıkımlar, musibetler arka arkaya gelmeye başladı. Keşke sadece zahir üzerinden nefislerinizin dışındakilere taş attığınız kadar nefsinize yönelip; ‘Rabbim ne yanlış yaptık ki, bu felaketlere maruz kaldık?’ diye kendinizi sığaya çekmiş olsaydınız. İslami idrak bunu yapmanızı gerektirmez miydi? Bu nasıl bir “İslamcılık” diye sormam haksızlık mı?

Bütün bu olumsuz uygulamalar cari iken Sn. Gül’e yeniden soruyorum; ‘Allah aşkına bu siyaset yöntem ve uygulamalarını nasıl İslam’la telif edebiliriz veya yan yana okuyabiliriz? Bu okuma talihsizliği İslam’a yapılabilecek en büyük bühtan ve haksızlık değil mi? Yapamayacaklarınızı, yapmadıklarınızı niye söylersiniz?

Netice olarak bizatihi müşahede ettiklerime itimat ederek söylüyorum; Şu ülkede olup bitenler iktidar erkinin kendi elleriyle hazırladıklarıdır. Allah kimseye zulmetmez, insanlar kendi kendilerine zulmederler. Evet, kendinize de, yönettiğiniz topluma da zulmettiniz. Bütün bunların üstünde Allah’ın dinine zulmettiniz. İktidarın İslam ile telif edilebilecek ciddi hiçbir icraatı yoktur. Tam tersi dini, maksadına aykırı olarak siyasetin bir aracı/aparatı haline getirip büyük zararlar verdiler.

Konuya bıraktığımız yerden devam edeceğiz inşaallah!..

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept