İslam uleması, insanda üç temel fıtri / doğal yatkınlığın var olduğunu ifade ederler. Bunu şöyle sıralarlar; akıl, şehvet, öfke. Bu üç fıtri yetinin üçünü de itidale kavuşturmadıkça, insan âdil olmayı beceremez. “Aklın itidali hikmet, şehvetin itidali iffet, öfkenin itidali cesaret”tir derler.
Bir insanın adil olabilmesi için, hikmet, iffet ve cesaret sahibi olması gerekir. Biri bile eksik olsa ‘adalet’ten söz edilemez. Çünkü adalet, kemâl”in diğer adıdır. Kemâlin, yani yukarıda zikredilen üç vasfın toplamının adıdır.
Bunu başardığımı ifade edemem, hicap ederim. O kadar iddialı değilim. Ancak eğer insan kendine hedefler belirleyip ulaşma arzusunda ise işte bu anlamda benim de hedefim inşallah bunu başarmak için mücadele etmektir. Başaramasam da o yolda son nefesi vermektir.
Senelerdir bu ortamda düşüncelerimi, yazılarımı paylaşıyorum. Uzun süredir takip eden dostlarım herhalde şahittirler. Mümkün olduğu nispette adaleti aradım, zulmü telin ettim; insanları, emir sahiplerini adil olmaya davet ettim. Sözlerimin ne kadar etkili olup olmadığını herhalde öte tarafta öğreneceğiz. Bize düşen yükümlülüklerimizi yerine getirmektir. Karşılığı ne olur gibi bir hesabımız olmaz. Onun taktiri Allah’a aittir.
Bu platformda paylaştığım yazılarımın değişik ideolojik yargılara mensup arkadaşlarım, dostlarım tarafından paylaşıldığını, beğeni gördüğünü dünya gözüyle görmek benim için memnuniyet / mutluluk vesilesidir. Çünkü şuna inanıyor / iman ediyorum; Bu toplumun düze çıkması; iç huzurun, barışın, istikrarın hakim olması için asgari ortaklaşabileceğimiz bir dili ve üslubu tutturmamız gerekiyor. İlmin sorumluğunu taşımamız gerekiyor. Bunu başarmaya gayret ediyorum.
Adil noktalar / zeminler tespit edip toplumu bu itidal çizgisine davet etmek her adalet davetçisinin düsturu olması gerekir. Kanaatim o ki, ister Allah’a iman etsin, ister etmemiş olsun insanoğlunun aradığı da budur. Ne yazık ki, büyük çoğunluklar tam olarak neyi aradıklarını bilmedikleri için adavete/münakaşaya ve kargaşaya baş vuruyorlar. Birleşeceğimiz değil, ayrışacağımız hususları öne çıkarıyorlar.
Beraber yaşamanın olmazsa olmazları vardır. Bunlar, inançlara, değerlere saygı; insanların kendilerini rahatça ifade edebilme ve buna uygun bir yaşama kültürünün yerleşmesi; insanların başkalarından adil muamele görmeleri ile mümkündür.
Yıllardır acizane ‘bu ortak kelimenin / cümlenin etrafında nasıl bir adil yönetime kavuşabiliriz?’ sorusunun cevabını aramaktayım. İşte bunu aramaya hak sahibi olabilmemiz için de yukarıda naklettiğim yetilerin itidal bulması gerekiyor. Sosyal, ahlaki bir restorasyon için insanların bu ameleyi gerçekleştirmeleri gerekiyor.
Unutmayalım ki, toplumsal mutluluk, her bir bireyin kendi mutluluk kozasını örmesi ile mümkündür. Bir bireyin mutluluğu ise diğerlerinin mutluluk nispetleri ile orantılıdır. İşte bu sürece odaklanmak gerekir.
Bu coğrafyanın kaderini paylaşan insanlar olarak bu minval üzere düşünmek, tasavvurlar geliştirmek, kendinden başlayarak bir toplumsal değişimin vetiresini / sürecini oluşturmak herhalde her akıl, ilim ve ahlak sahibinin önceliği olması gerekir.
Sonuç olarak derim ki, Allah’ın inayet ve yardımıyla bir adımlık da olsa bir mesafe almış olmanın, karşılık görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu benim için bir hamd vesilesi. Çünkü bunun Allah’ın bir bağışı ve nimeti olduğunun farkındayım. Bunu unutmamak lazım. O’na yaklaştıkça, O’nun bize daha çok yaklaşabileceğini ihmal etmemek lazım. İşte bu güzelliği dostlarımla paylaşmak benim için ayrı bir mutluluk… Malum, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.
Sevgi ve merhamet tohumlarını bu coğrafyanın toprağına ekmek ‘ben insanım’ diyebilen herkesin önceliği olmalı. İdeolojilerimiz, inançlarımız ne olursa olsun, ‘adalet’ ortak kelimesi / paydası üzerinde bir sevgi ve rahmet toplumu olabiliriz. Her şey bizim sağlam bir niyette bulunmamız ve ona uygun amel / eylem üretmemizle mümkündür.