Bir Nesil Heba Edildi

by Fahrettin Dağlı

Yirmi yılda toplum olarak bir halden başka bir hale savrulduk. Bu kadar kısa zamanda vuku bulan bu hali izah etmek için uzun, derin psikolojik, sosyolojik analizlere, tahlillere ihtiyaç var. Olağanüstü olayların yaşandığı bu dönemde az çok toplumsal meselelerle ilgili olan herkesin müşahede edebileceği, idrak edebileceği bir tablo var önümüzde.

Son bir haftadır kamuoyunun gündemini meşgul eden olay, bir büyük TV kanalının yayın yönetmeni ile ilgili paylaşılan haber ve iddialardır. Muhafazakar bir aileden ve çevreden gelen ve gençlik yıllarında dini eğitim alan bu genç adamın hayatın merdivenlerini hızla tırmanıp zirveye çıkması, parıltılı bir dünyada kendini kaybetmesinin acı hikayesidir bu.

Olayın yankıları medyada farklı şekillerde paylaşılıyor. Kimine göre şöhret merdivenlerine hızla tırmanmanın getirdiği bir sarhoşluk hali, kimine göre arkasındaki iktidar desteğine güvenerek gayri ahlaki hal ve hareketlerde bulunma cesareti ya da ehliyet ve liyakati gözetmeyen, nepotizme prim veren siyasal rejimin mahalle üzerinde hasıl ettiği değişimin sonuçlarıdır bunlar. Yazılanların hepsinde doğruluk payı varsa da son şıkkı daha müessir bulduğum için onunla ilgili düşüncelerimi ve hicranımı ifade etmeye çalışacağım.

Gerek Ak Partinin örgüt yapısında görev alanlar ve gerekse iktidar kadrolarında görev yapan bürokratların önemli bir kısmı 1960-70’li yılların gençlik örgütleri ve hareketlerinden gelen bir nesildir. O günlerin sosyal atmosferini teneffüs edenler o neslin nasıl bir dini ve ahlaki eğitimden geçtiğini, ne kadar ahlaklı, imanlı, idealist, fedakar, cesur olduklarını ve helal-haram ayırımına dikkat ettiklerini bilirler.

1980 Askeri darbesi bu camianın değişim süreci (Özal’ın ifadesiyle transformasyon) için önemli bir milattı. O güne kadar iktidardan uzak tutulan camianın insanları ilk defa kamu imkanlarıyla tanıştılar. 1980’den sonra IMF ile yapılan Stand-by anlaşmalarıyla sadece iktisadi sistemimiz değil, ona paralel olarak sosyal hayatımız, sosyal ve iktisadi ilişkilerimiz de gözle görülür bir şekilde değişti.

İktisadi faaliyetler, ilişkiler sisteminin adil bir bölüşüme fırsat vermesi, insanların birbirlerine hak ve hukuklarının geçmemesi sosyal hayatın iyilik, güzellik, hayır üretmesi demektir. İktisadi ilişkilerin durumu sosyal hayatın kalitesini belirler.

O zamanlarda bu camia ülkenin iktisadi anlamda geliştiğine, ekonomik büyüme trendinin yukarıya tırmandığına memnuniyetle baktı ve söz konusu iktisadi döngünün adil işleyip işlemediğine dikkat kesilmedi. Halbuki ülkenin rotasının ciddi anlamda değiştiği bu dönemde yeterli sermaye birikimi olmayan ülkemiz kapitalizmden çok “pro-kapitalizm” veya “vahşi kapitalizm”e doğru hızla ilerlemekteydi.

Üç rakamla ifade edilen enflasyon nispeti, milli hasılanın halk arasında bölüşümünün ne kadar haksız, hukuksuz olduğunun bir göstergesiydi aynı zamanda. Toplumun azınlık bir elit kesimi milli hasıladan çok büyük bir pay alırken çoğunluk geri kalan küçük miktarla iktifa ediyordu. Bu nispetsizliğin yaşandığı bir ülkenin iktisadi düzeninde hırsızlığın faal olmaması düşünülemez. Enflasyon oranı bir ülkede bir yıl içinde kimlerin cebinden haksız bir şekilde ne kadar para çıktığını ve kimlerin cebine aktığını ifade eden bir rakamdır. Ayrıca kamu malından çalınanlar da ilave edildiğinde bu korkunç hırsızlığın ne anlama geldiğini daha iyi idrak etmek mümkün.

Özal hükümetleri zamanında kamuyla tanışan dindar / mütedeyyin kesim Ak Parti hükümetleriyle birlikte iktidar havuzlarına bodoslama daldı. Siyasal iktidarın el değiştirmesiyle kamu imkanlarının kendilerine helal olduğu zehabına kapıldılar. Helal-haram hesabı yapmadan imkanlardan yararlanmak için birbirleriyle yarıştılar.

Kamu malının hesapsız, kitapsız, haksız, usulsüz yöntemlerle alınmasının olumsuz sosyal sonuçlarıyla karşılaşmak kaçınılmazdır. Bunların en önemlileri, ahlaki değerlerin zayıflaması, rahmetin, bereketin azalması ve insanlar arasında huzursuzluğun, nizalaşmaların çoğalması, yani barış ikliminin kaybolması ve diğer sosyal hastalıkların yaygınlaşmasıdır.

Benzer vesilelerle yazdığım gibi Ak Parti iktidarlarının, siyasal rejiminin toplum üzerinde hasıl ettiği sosyal tahribatı ekonomik kayıplarla kıyaslamak sapla samanı karıştırmaktır. Vasıflarını saydığım 1960-70’li nesille birlikte onların çocuk ve torunları iktidarın eliyle kamu haklarına taalluk eden haramlara bulaştı, zehirlendi. Burada sadece iktisadi haramlardan bahsetmiyorum, sosyal alanda da çok büyük günahlar, haramlar işlendi.

Dindarlar bir zamanlar toplumun bozulmaması için etin üzerine serptirilen tuzdu, bugün o tuz da kokmuş durumda. Bu nedenle artık sosyal bünyeye tekrar canlılık kazandırmak neredeyse imkansız gibi görünüyor. Bu ifadem, bir umutsuzluk halinin tezahürü değil, hastalığın ancak uzun yıllarımızı alabilecek bir süreçte tedavi edilebileceğini gördüğüm içindir. Ekonomi ile ilgili kayıplarımızı belki on, yirmi yılda telafi edebiliriz ama sosyal / moral / ahlaki kayıplarımızı yerine koymak belki bir asrımızı alabilir. Onun için acil kodlu çağrılarda bulunuyorum, acil önlemler alamayacak olursak Allah muhafaza bu toplumu daha fazla ayakta tutamayız. Ahlaki üstünlüğünü kaybeden bir toplum iktisaden ya da savunma teknolojileri anlamında ne kadar üstün olursa olsun kaybetmeye mahkumdur. Bu süreç böyle devam ederse Mehmet Akiflerin gayya çukurlarına düşmesini önleyemeyiz. Ak Parti siyaseti elli yıllık bir birikimi, özlemi, hayali, ideali, heyecanı berhava etti. Başka hususları bilmem ama bunun hesabı çok ağırdır, vebali çok büyüktür.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept