Bu Siyaset Geleneği / Kültürü / Ahlakı Sürdürülebilir Değildir

by Fahrettin Dağlı

Bir süredir Deva ve Gelecek Partisinde başlayan yaprak dökümü devam ediyor. Hem de her türlü siyasi nezaketi, ahlakı, vefayı hiçe sayarak sırf Ak Parti siyasetine muhalefet ettiklerinden dolayı Deva ve Gelecek Partilerinin kontenjanından CHP listelerinden milletvekili seçilip meclise taşındıktan sonra partilerinden istifa edip Ak Parti’ye geçmelerini izah edecek hiçbir ahlaki gerekçe olamaz. Ancak sadece o milletvekillerini ayıplamak yetersiz. Başta genel başkanlar olmak üzere parti yönetimleri de son derece hatalıdırlar.

Mecliste ortak grup kuran SP, Deva ve Gelecek Partilerinin lider ve temsilcilerine çeşitli vesilelerle sözlü ve yazılı uyarılarda bulunarak her üç parti liderine kapsamlı birer mektup gönderdim. “Artık yetmiş yıldır süregelen bu siyaset kültürü ve geleneğinden vazgeçin, cari siyaset anlayışının sizlere ayar vermesine, tercihlerinizi ve gündemlerinizi belirlemesine izin vermeyin, özgün bir siyaset anlayışıyla siyaset dünyasında yeni bir sayfa açın.” dedim.

Ne yazık ki, söz konusu bu yazılı ve şifahi çağrılarım karşılıksız kaldı. Eski Ak Parti kadrolarından geldikleri için cari siyaset kültürü, anlayışı, ahlakı ve geleneğinden vazgeçmediler. Bu anlayış ve ahlak adeta kaderlerine dönüşmüş durumda. Yeni bir siyaset anlayışını geliştirme yönündeki önerileri fantezi veya bir ütopya olarak görüyorlar. Çünkü parti kadrolarını oluşturan siyasetçilerin önemli bir kısmı için uzun soluklu bir siyasal mücadele göze alınabilecek bir hedef olarak görülmüyor. Onlar sınırlı ömür süreleri içinde bir siyasi ikbale erişmek istiyorlar. Bir an önce TBMM’ye girmek ve ikbal merdivenlerini tırmanmak arzusundalar.

Siyasetin bu hastalıklı hali toplumun dertlerine derman olacak çareyi üretemiyor, bir heyecan uyandıramıyor. Üstelik çare üretme kabiliyetinde olanların da önlerini tıkıyor. Mevcut 180 küsür partide siyaset yapanların önemli bir kısmı bir ideali gerçekleştirmek, bir misyonu ifa etmek için değil, kendilerine bir ikbal kapısı açmak, siyasetin rantından pay kapmak, iktidar imkanlarından yararlanmak, ekonomik, sosyal nüfuz elde etmek için bu yola girmiş bulunuyor. Estirdikleri rüzgarla yelkenlerini şişiren, sermayenin desteğiyle güçlü bir propaganda yaparak gürültü kirliliği oluşturan düzen partileri, iddiası, ideali, hayali olanların da sözlerini, söylemlerini, mesajlarını paralize ederek anlaşılmaz kılmaktadır.

İcra ettikleri siyasetin karşılık görmediğini görüp ciddi bir durum değerlendirmesi dahi yapmıyorlar. Kendi iç yapılarını, siyaset yapma biçimlerini sorgulamak yerine karşılaştıkları sonuçların sebeplerini dışarıda arıyorlar. Ülke siyasetine anti demokratik şartların hakim olduğu bir hakikat. Zaten öyle olmamış olsaydı bugüne kadar en az 3-5 iktidar değişimi yaşanırdı.

Peki, ilmi ve ahlaki temeller üzerinden bir siyaset kültürü inşa etme imkanı yok mu? Elbette var. Ancak beşeri arzularımız, iştihalarımız, kısa gün karı hesaplarımız bunun gerçekleşmesini adeta imkansız kılıyor.

Yıllar önceydi şimdi parlamentonun zirvedeki koltuğunda oturan zat-ı muhterem yeni bir parti kurma çalışmaları yürütüyordu. Beni de davet etti. Kendisiyle görüşmeye gittiğimde, salonda bekleyen kalabalığın içinde siyasetten, bürokrasiden tanıdığım simaları gördüm.

Bana, “bizimle olmayı düşünmez misiniz?” diye sorduğunda karşı soruyu sordum: “Sizler bu salonda bekleyen heyetle mi yola çıkacaksınız?” “Evet” deyince: “Bu bekleyenlerin önemli bir kısmını tanıyorum. Bunlar bohçalarındakilerini pazarlamak için uygun, iş yapar bir pazar ve kolay yoldan ikbal arayanlardır. Sizin yerinize olsam acele etmeden daha dürüst, daha namuslu insanlarla yola çıkardım. Bunları bulmak uzun bir arayışı gerektirse de başka bir çare yok. Halbuki bugün yanınızda kümelenen bu insanlar bir an önce pazara ulaşıp bohçalarını açmak istiyorlar. Bana gelince, bu heyetle aynı fotoğrafta olmayı zül kabul ederim.” deyip ayrıldım. O da bugün söz konusu ettiğim partiler gibi bir iki seçime katıldı, tünelin ucu bir türlü gözükmediği için “Harun” iddiasıyla çıkılan yolda, “Karun”ların safına dahil olmakta bir beis görmedi.

Türkiye siyaseti, şahsiyet, kabiliyet, ahlak öğüten bir karaktere sahip. Onun için siyaset kurumu ve siyasetçiler tüm zamanlarda en az güvenilen, itimat edilenler listesinin başında yer alıyor. Öyle ki, artık “yalansız siyaset olmaz” veya “siyaset çıkar için yapılır” gibi ifadeler sıklıkla kullanılır hale gelmiştir.

Bugüne kadar hiç kimse bu kadar batak bir geçmişe sahip siyaset kurumunun bu hastalıklı geleneğini, kültürünü, ahlakını dönüştürmeye yönelik bir siyasal inisiyatif geliştiremedi. Siyaset yapmak isteyenler, geleneğin oluşturduğu saha içinde top çevirip durdular. Kimse “niye bizi bu adaletsiz, yolsuz, hileli, tuzaklı sahaya mahkum ediyorsunuz?” diye sorma cesareti gösteremedi. Onun için de geçmişteki bir siyasetçinin ifadesiyle, siyaset kurumu turşu küpüne benzer, içine atılan ne olursa olsun eninde sonunda turşu olup çıkıyor.

Bu durum bizim makus talihimizin bir sonucu değil, geçmişlerden kalan ve kaderimize dönüşen kirli, defolu bir düzendir ve mutlaka ıslah edilmelidir.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept