Her darbe de olduğu gibi bu darbe teşebbüsü de ülkenin geleceğine kurşun sıkmıştır. Her kim/kimler tarafında organize edilip fiile dönüştürülmüş olursa olsun “Ben insanım, ben Müslüman’ım” diyen hiçbir bireyin kabul edeceği, tevil ve tefsir edeceği bir şey değildir.
Adı üstünde bu bir darbe girişimidir. Arkasında, önünde, yanında kim olursa olsun bu darbenin mahiyetini değiştirmemektedir. Halkın iradesine kastedilmiştir. Dolayısıyla ne insanidir ve ne de İslami’dir. Kan dökerek, normal şartları zorlayarak arzularını, iştihalarını, beklentilerini gerçekleştirme ameliyesi batıldır. Asla kabul edilemez.
Bu sayfada mevcut hükümet ile ilgili bu kadar eleştiri ve tenkitleri yapan bir insan olarak bu tabloyu dün geceden beri dikkatle, ibretle ve hikmetle izlemeye çalışıyorum. Ve zaman zaman ülkenin karanlık bir geleceğe doğru yuvarlandığını düşündükçe de Rabbime iltica etmenin dışında kendimde bir mecal bulamıyorum. Her ne kadar Rahmetli Akif’in bu dörtlüğünü mübalağalı görmüşsem de terennüm edemeden geçemiyorum:
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun!
‘Yandık! ‘diyoruz… Boğmaya kan gönderiyorsun!
Şunu bunu bilmem. Olanlar, samimiyetle, ihlasla, akılla, hikmetle bu toplumun geleceği konusunda düşünce ve eylem üretenlere olmaktadır. Bir hesap oynanıyor. Kapkara dehlizlerde, kör kuyuların diplerinde bazı senaryolar oluşturulmakta ve ümmet karşı karşıya getirilmektedir. Akıl ve hikmet devre dışı kaldığından dolayı nefsani arzu ve istekler dizginlenemez bir azgınlıkla önüne gelen herkesi, her şeyi katıp götürüyor.
Bir insan ve de bir Müslüman olarak hükmetmek, yönetmek değildir arzum ve iştahım. Çünkü inandığım Rab bunun nasıl ateşten bir gömlek olduğunu bize haber veriyor.
“Biz emaneti, göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o, çok zalim, çok cahildir. (Ahzab:72)
“Emanet” insanı diğer yaratılmışlar arasında seçki kılan ve sonuçta ebedi mutluluk ya da hüsranına neden olacak olan seçme hürriyeti yani iradedir.”
Herhalde samimi tüm Müslümanların en büyük arzusu “Adaletin hüküm ferma olduğu bir iklimde yaşama arzusudur.” Çünkü Allah’ın rızası, Peygamberin muradı buradadır. Göklerin, yerlerin ve dağların kabul etmediği emaneti bizler yüklendik. Bu emanetin bir kullanma kılavuzu var. Bu kılavuzun içindeki hükümlerin dışında, ona aykırı düşen herhangi bir uygulama tatbik ettiğimizde kötü veya tarife aykırı kullanıldığından dolayı istenildiği gibi çalışmayacak ve hizmet sunumu yapmayacaktır.
Bu şuur ve idrak içerisinde bir yönetim felsefesi inşa etmeyecek olursak Allah muhafaza benzer infilak ve badirelerle karşı karşıya kalabiliriz. Onun için acizane bu güne kadar yaptığım çağrılarımı yeniliyorum; Gelin her olayın kendi gelişme seyri içerisindeki hikmeti anlamaya ve idrak etmeye çalışalım. Rabbimizin rızasının/muradının nerede olduğunu anlamaya çalışalım. Zorlamadan, haksızlık yapmadan toplumu top yekûn hayırlı, iyi ve güzel olan menzile ulaştıralım. O anlamda gerçek akil adamların rehberliğinde/kılavuzluğunda topluma selamete çıkaralım.
Sonuç olarak temennim: Ne olursa olsun haktan ve adaletten zerre miktarınca ayrılmadan tam bir açıklık ve şeffaflıkla bu hadisenin araştırılması, incelenmesi ve soruşturulması ve bunun sonucunda varılan sonuç ve kanaatin toplumla paylaşılması, fiilleri ve teşvikleri ile bu kadar insanın kanının akmasına, fitnenin gücünün artırılmasına vesile olanlara hak ettikleri cezalarının verilmesi… Yeni haksızlık ve adaletsizliklere kapı aralanmaması…
Bir uyarı da medyaya: Dün geceden beri isimlerinin önünde gazeteci unvanı bulunan bazı sorumsuz zevatların ilimden, akıldan ve hikmetten mahrum provokasyon kokan söylem ve paylaşımlarını son derece tehlikeli ve mahzurlu görüyorum. Hükümetin bu tür provokatif söz ve eylemlere itibar etmeyip, aklın ve hikmetin gereğini ifa etmesini diliyorum. Bu toplumun geleceği, hayrı ve selameti için…