DEVLET YÖNETİMİ, BİLGİ, TECRÜBE VE EHLİYET GEREKTİRİR

by Fahrettin Dağlı

Ehliyet doğuştan var olan, eğitim ve tecrübeyle geliştirilen bir nimet. Bilgi edinme ve uzmanlık da okuyarak, eğitimini alarak kazanılan bir şey. İşte bu ikisini olgunlaştıran, mamule dönüştüren şey ise sahada kazanılan tecrübedir.

Dolayısıyla iradesini icraya kadir konumda birisi olsaydım, ehliyet-liyakat, bilgi ve tecrübeden yoksun birisine asla yetki vermezdim. Bunlardan birisi ciddi derecede noksansa o devletin yönetimi kör topal gider. Devlet yönetimi dediğimiz şey, çok karmaşık hususların birbiri içinde ahenkleştirilmesi, koordine edilmesi, adaletle sevk ve idare edilmesi; muhasebe-murakabe (denge-denetim) dinamiklerinin sistemli bir şekilde çalıştırılması; ceza ve mükafat uygulamasının yerinde ve zamanında işletilmesi; orkestrada her enstrümanı zamanında çaldırılması ile yürüyecek bir cihazdır. Öyle herkesin kolay kolay altından kalkacağı bir sorumluluk değil.

Devlet yönetimi deyince benim aklıma her zaman çağına ismini altın harflerle yazdırmış olan Ömer Bin Abdülaziz gelir. O Emevi hanedanın çoraklaştırdığı toprakları iki buçuk yıl gibi kısa bir zamanda vahaya dönüştürmüştü. Düşmanlık iklimini barışa; zulüm iklimini adalete tebdil kılmıştı. Ve yine hayatını okuyanlar, dinleyenler bilirler ki, o, tevafukların bir araya gelmesiyle saltanat geleneğinin dışında adeta ilahi bir senaryonun gereği emri vaki ile o makama oturtulmuştur.

Peki, Ömer B. Abdülaziz kimdi? Kısaca anlatayım; Genç olarak sarayda yetişmiş; varlıklı, yakışıklı, gösterişli bir delikanlı. Hz. Ömer’in de torunu. Babasının isteğiyle çocuk yaşta Medine’ye gelmiş ve eğitimini orada ikmal etmişti. Saray ehlinden olması nedeniyle de eğitimine daha çok ihtimam ve ehemmiyet gösterilmiştir. Medine’nin ilmiyle şöhret bulmuşların rahlelerinde tedrisat gördü. Medine havzasında üretilen ilmi kana kana içti. Medine, isminden anlaşıldığı gibi Medeniyetin merkezi idi. Hz. Peygamberin ve arkadaşlarının manevi ikliminin halen canlı olduğu yıllar. İlim meclislerinin faal çalıştığı yıllar. Orada bütün eğitimlerini ikmal ediyor ve arkasından da ehliyet ve kabiliyetini ispatlayınca da Medine’ye Vali tayin ediliyor. Evet, şimdi daha büyük bir sorumluluk için adeta ilahi senaryo gereği eğitiliyor; İslam beldeleri içerisinde en şanlı ve kutlu kenti Medine’ye vali oluyor. Devlet yönetme terbiyesi, kültürü ve tecrübesini orada ediniyor. Ve yine adeta ilahi senaryonun bir gereği olarak, daha büyük bir görev için staj gördürülüyordu.

Valililiği sırasında, ayni dönemde vali olan Haccac-ı Zalim’ın zulüm uygulamalarına tepki koyduğundan sarayın hışmını üzerine çekmiş ve saltanat yönetimi Haccac’ı ona tercih etmişlerdi. Ve Ömer B. Abdülaziz’i valilikten azledildi. Bir süre uzlete çekilerek adeta hazırlanılan yeni görev için bir manevi olgunlaştırma süreci yaşadı. Emevi saltanatının cereyan eden zulümleri Ömer B. Abdülaziz’in ‘adalet’ hassasiyetini daha çok güçlendirdi. Dolayısıyla devletin dinini ‘Adalet’ kılmak için zihninde berraklaşan hazır programlar ve projeler vardı.

Ve iki buçuk yıllık hilafetinde, kendisinden sonra asırlar geçmesine rağmen halen yaptıkları unutulmuyor ve hayırla yad ediliyor. Emevi ve Abbasi Yönetimini üstlenmiş onlarca halife içerisinde sadece onun ismi belleklere kazındı. Ve yeryüzünün adil yöneticiler sıralamasında belki de dedesinden sonra gelenler arasında ilklerden oldu. İslam tarihinde gerçekleştirmiş olduğu siyasi tecdit hareketiyle ‘siyasi müceddid’ oldu. Allah kendisine rahmet etsin.

Evet, aslında bugüne kadar yönetimsel mevzularla ilgili yaşadığımız sıkıntılar, çektiğim ıstıraplar, zulümler işte Ömer B. Abdülaziz’in şahsında tecessüm eden o muhteşem örneklikte gördüğümüz olgunlaşma süreçlerinden mahrum kalınmasıdır. Ve halende kitaplarda yazılan bu altın değerindeki yönetim anlayışından çok uzaklardayız. Keşke başımıza tayin ettiklerimiz konusunda bu anlamda bir hassasiyet olmuş olsaydı. İşte o zaman bu yaşadığımız felaketlerle maruz kalmayabilirdik.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept