DÜNDEN BUGÜNE İKTİDARA KARŞI POZİSYONUM NEDİR?

by Fahrettin Dağlı

Dün kısa bir mesaj paylaşmıştım. Şunu sormuştum;

“İlginç değil mi?

Muhafazakar kesimin bir kısmı için mevcut siyasal yönetim dindarlığa hizmet ediyor; diğer kısmı da tam aksi görüşte!..”

Evet, bugün kendimce ilginç bulduğumu kendi cephemden izah etmeye çalışacağım.

Elbette ben de İslam’ın bir mümini olmaya gayret eden birisi olarak aksi görüşteyim. 60 yıllık hayatımın 12 yaşını çocukluk çağım olarak kabul etsek neredeyse 48 senedir siyaset kurumu ile şöyle veya böyle haşir neşirim. Lisans ve yüksek lisans eğitimim de ‘Yönetim ve Siyaset Bilimi’ ve buna ilave olarak yıllarca süren sivil ilahiyat eğitimleri. Dolayısıyla bazı arkadaşlarımız soruyor;

-İlahiyatçı olmadığınız halde neden bu kadar ‘din’ mevzuunda yazılar yazıyorsunuz?

İlk bakışta doğru gibi gözüküyor. Öyle ya, herkes kendi sahasında kalem oynatmalı. Ama diyebilirim ki, resmi eğitimim böyle olmakla birlikte yine lise çağlarımdan itibaren inandığımı iddia ettiğim dini kamilen öğrenme ve yaşama şevkim hep canlı oldu. Onun için de resmi eğitim ile ilgili çalışmalarıma paralel olarak sivil ilahiyat eğitimlerine dahil oldum. Kendim için bunu da bir hamd vesilesi biliyorum. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra da gördüm ki, aslında bizim bugüne kadar mevzu ettiğimiz çoğu şeyin yine dinin Kitabı olan Kur’an’da izahını bulduğudur. Kitap’ta Adem ile başlayan insanlık macerasının özünden damlayan hakikatin bize engin pencereler açtığını müşahede ettim. Ve bu da bana ilham oldu. Herkes kendine göre bir yol bulmuş yürüyor. Bu mevzulara yoğunlaşmamı kaderim kılan Rabbimin bu taktirine tabi olarak ‘Yönetim/Siyaset Bilimi’ disiplinine bu pencereden bir ufuk belirleyerek, insanlığın ürettiği bilgi ve tecrübenin izini sürmeye başladım.

Mevlana’nın metaforuyla; ‘bir ayağım hakikatin sabitesinde dururken, diğer ayağımla mümkün olduğu nispette farklı çiçeklerden polen toplamaya gayret ettim. Hamd olsun Allah beni bu yürüyüşte nice nimetlerle karşılaştırdı. Hayatıma anlam kazandırdı. Bu dünyada neden var olduğumun sırlarına eriştirdi. Şerefli ve yeryüzünün halifesi sıfatına haiz bir varlık olarak ‘var olmamın’ anlamını aradım; taahhüt altına girdiğim yükümlülüklerimin/sorumluluklarımın ne olduğunu tahsil etmeye çalıştım.

Malum, her insanı farklı fıtratlarda yaratmıştır Allah. Hikmeti, insanlar birbirlerine ihtiyaç duysunlar; iş paylaşımı yapsınlar; alış-verişte bulunsunlar; yönetsinler, yönetilsinler…

Ben de acizane olarak herkesin varlığını elinde tutan Allah’ın bizleri böyle bir cihete sevk ettiği kanaati üzerine bu mevzulara yoğunlaştım. Yoğunlaştıkça tevafukların bizleri nice yeni vasıtalarla karşılaştırdığını ve nice yeni insanlarla buluşturduğunu müşahede ettim. Bunların hiçbirisini tesadüf olarak yorumlamadım. Tam aksi her birisini kaderin bir cilvesi ve yönlendirmesi olarak değerlendirdim. İnşallah yanılanlardan olmadım.

Bu uzun girizgahtan sonra asıl mevzuya gelmiş olayım; takip edenler biliyorlar ki, yaklaşık 10 yıldır mevcut iktidarın yanlış uygulamalarına karşı bir duruş sergilemeye çalıştım / çalışıyorum. Daha öncede çok yazdım. İlk birkaç yıl bürokrat olarak beraber çalıştım. O yıllarım bile benim için bir zindandı adeta. Hizmetim dolar dolmaz hemen emekliye ayrıldım. Ve o gün bugündür iktidarı, içerisine girmiş olduğu haksız ve hukuksuz siyaseti nedeniyle muhalefet ediyorum. Girizgahta ifade ettim; tahsilim, mesleğim, memuriyetim ve yönelimlerim/iştiyaklarım bu alanda yoğunlaşmamı sağladı. Mümkün olduğu nispette ‘İslam’ın penceresinden gördüklerimi yorumlamaya ve değerlendirmeye çalıştım. Dolayısıyla Ak Parti iktidarlarını ve liderliğini de bu pencereden gördüklerim üzerinden muaheze ettim ve etmeye devam ediyorum.

Beni yakinen tanıyanlar bilirler ki, bunu asla ne şahsi, ne ailevi ve ne de buna munzam dünyevi bir mülahaza üzerinden yapıyor değilim. Eğer varsa bir kırıntı, bir bulaşık, bundan Allah’a sığınırım.

Tek endişem şu idi; Yarım asırlık bir siyasi mücadelenin başarısız olup; bu başarısızlığın ‘İslam’ın hanesine kayıt edilmesi… Çünkü bu insanlar geçmişleri itibariyle ‘din’den kaynağını alan referansları üzerinden siyaset yaptılar. Dolayısıyla bu iktidarın başarısız olması sadece bir partinin başarısızlığı değil, bir siyasal düşüncenin ve o düşünceyi temsil eden bir kitlenin başarısızlığı olarak kaydedilecek. İslami anlayış önemli derecede itibar kaybına uğrayacaktı. Bu da insanları Allah’ın dini olan ‘İslam’ ile ilgili tereddütlerinin oluşmasına kadar vasıl olabilecek tehlikeli boyutlara savuracaktı.

Ne yazık ki, bugün yaşadıklarımız bu endişelerimizi haklı çıkardı. Özellikle genç nesilde, dinden uzaklaşma, dine yönelim eksikliği, dinin rükünlerini yerine getirme konusundaki kayıtsızlıkları, heyecansızlıkları, idealsizlikleri peşi sıra birbirini izledi.

Öyle bir noktaya vardık ki, elimizdeki, avucumuzdaki her şey elimizden uçup gitmekte…

Göz yaşartıcı fedakarlıklarla, adanmışlıklarla biriktirilen bir sermaye bir avuç siyasetçinin ikballeri uğruna hovardaca harcandı, tüketildi.

Dün inançlarından dolayı ‘Onlar Müslüman! Haram yemezler, ırza göz dikmezler, haksızlık yapmazlar; garip gurebanın elinden tutarlar; yalan söylemezler diye düşünülen insanlar bugün tam aksi sıfatlarla anılmaya başladılar.

Gençlerin, büyüklerinin ahlakına olan güvensizlikleri, itimatsızlığı -Hâşâ- onları Allah’ın dinine karşı itimatsızlığa sevk etti. ‘Eğer bu din gerçekten hak din olmuş olsaydı, bu insanları bu günahlardan alıkoyması gerekmez miydi?’ gibi bir soru toplum arasında ivme yaparak sorulmaya başlandı. Bunu basit mülahazalarla, itirazlarla geçiştirme imkanımız yok. Bu sorular birer devasa dağ gibi karşımızda duruyor. Dolayısıyla bu dine mensubiyet iddiasında bulunan herkesin bu sorularla kendini muhatap kılıp cevap üretmesi beklenir. İnanmışlık bunu gerektiriyor. Sevgi, aşk, muhabbet, bağlılık; uğrunda fedakarlığa katlanmayı ve adanmışlığı gerektirir.

Dini için endişeleri, kaygıları olan hiçbir Müslüman’ın, bu olumsuz şartlara rağmen hiçbir şey olmamış gibi hayat sürmesi beklenemez. Kayıtsız, ilgisiz, tepkisiz, “neme lazım” tavrı gösteren herkes bu iddianın (iman iddiası) sahtekarıdır. Böyle bir iman muteber değildir. İslam’ın ruhu ile uyuşmaz.

Gerçek böyle olmakla birlikte ne yazık ki, Müslüman toplumun büyük bir çoğunluğu bugün bu modda duruyor.

Bir kısmı yalan üreten medyanın esiri, diğer kısmı ise gündelik çıkarlarını kaybetme endişesi içinde…

Önümüzde bir aysberg gibi duran bu mahut gidişatın farkında olan ve bunu tenkit konusu eden bir azınlık ise sadece bu tepki ile yetinmekte. Bu da sadece rahatsız olan vicdanları rahatlatmanın ötesine geçemiyor!..

Allah Resulü, “İslam, şüphesiz garip olarak başladı ve günün birinde garip hale dönecektir. Ne mutlu o garip mü’minlere!”

Gariplerin kim olduğunu soran Abdullah bin Mesud’a, Peygamberimiz,

“Kabilelerinden dinleri için ayrılıp uzaklaşanlardır.” buyurmuştur.

Bu hadis samimi dindarlar için önemli bir teselli ve müjdedir. Bu hadisi Merhum Elmalı şöyle tefsir ediyor;

“Birçok kimseler bu hadisi hep mü’minleri korkutmak için söylemişler, onları ümitsizliğe ve bedbinliğe sokmuşlardır. Bu hadis, ‘İslam garip olarak zuhur etti, ileride tekrar garip olarak zuhur edecek’ manasındadır. Hadiste geçen ‘Ne mutlu’ kelimesi korkutmak için değil, müjde içindir. Çünkü onlar, ‘İslam’ı ilk yayan bahtiyar kimseler’ gibidir.”

Allah Elmalı’ya rahmet etsin; Allah’ın Rahmetini bize müjdelediği için.

Netice olarak, evet, bir Müslüman olarak ‘Ak Parti iktidarının dini inanca, anlayışa büyük bir zarar verdiği kanaatindeyim.’ Belki de cumhuriyet tarihinin en büyük zararı…

Bu ifadeyi kullanmamdan dolayı hayretlerini gizlemeyecek olanları tahmin ediyorum. İşte en kötüsü de bu! Çünkü bu çoğunluk kitlesiyle İslam’ı anlayış ve özellikle de yönetime dair ‘olmazsa olmazları’ konusunda derin görüş farklılıklarımız var. Bu zemin üzerinde mutabık kalmamız çok zor.

Yine çok uzattım, burada kesiyorum. İnşaallah bu mevzu ile ilgili yazmaya devam edeceğim. Bugün siyaset ile iştigal etme arzusunda olan Müslümanlar için bir yol haritası çizmeye çalışacağım.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept