HAKİKATİ İFADE EDEBİLME ÖLÇÜSÜ

by Fahrettin Dağlı
Sınırlı bilgi ve kavrayışa sahip varlıklar olarak vuku bulan hadiselerin sadece zahir / görünen yönünü görebiliyoruz. Dolayısıyla anlamlandırmamız da o ölçüde eksik ve sınırlı oluyor.
Bazen bazı insanlardaki olağanüstü değişimi manalandırmakta güçlük çekiyoruz; hayret ediyoruz; ‘olamaz’ diyoruz. Arka planı tam olarak okuma imkanımız olmuyor. Bu değişimin bir kanuniyetin tecellisi olduğunu bilmiyor veya ihmal edebiliyoruz. İnsanlarla ve varlık alemi ile olan ilişkilerimizin geri dönüşümlerinin nasıl tecelli ettiğini hesaba katmadan yapacağımız tüm değerlendirmeler nakısa / eksiklikle maluldür.
Allaha iman edenler olarak bazı söz ve fiillerimizin dünyamız, yaşantımız, ilişkilerimiz üzerinde ne kadar etkili olduğunu ancak O’nun haber vermesiyle bilebiliyoruz. Ki bu konudaki en önemli haber Rad 11 ile bize bildirilendir. “İnsanın üzerindeki her değişim kendi irade ve fiillerinin bir eseri; bir yansımasıdır.”
Onun için derin düşünce / tefekkür etmeden söz ve eylemde bulunmak bazen telafisi imkansız sonuçlar hasıl edebilir. İnsan haklarına girip helalleşme imkanı olmayabilir. İddialı cümleler kurup hakikati hamasete kurban edebiliriz.
Az çok düşünce dünyası sağlıklı ve verimli işleyen her insanın temel insani ve İslami sorumluluğu, gördüğü yanlışları, eksiklikleri, hataları lisani hal ile muhatabına ifade etmektir. Muhatabın şahsiyetini rencide etmeden, onun inançlarına / değerlerine kem söz söylemeden hakikati / gerçeği tüm çıplaklığıyla ifade etmektir. Hakkın hatırını âli tutmaktır. Ki bu mevzuda Allah, Maide Suresi 63. Ayetiyle sorumluluğun kimlere ait olduğunu ifade buyurmuştur.
Bütün bunlara riayet ettikten sonra bile söylediklerimizin, eylemsel davranışlarımızın hatalı olabileceğini düşünerek, ihtiyat payı bırakarak, İmam Şafii’ye nispet edilen “İfade ettiklerim / reylerim / içtihatlarım, yanlış olması muhtemelen olan doğrulardır” düsturuna sadık kalmaktır. Evet, beşeriz, şaşarız; çok fahiş yanlışlara düşebiliriz. Ki yaşadığım çok olmuştur. En büyük erdem de, muhataplarımızın uyarmasıyla anlaşılan yanlışlardan nefis yapmadan tashih etme erdemini gösterebilmektir.
Allah şahittir ki, kimseye peşinen bir düşmanlığım, nefretim yoktur. Bazı insanların / kesimlerin fiil ve davranışlarına kızarım belki ama onu tashih ettiklerinde de hemen geçmişi unuturum.
Bütün bunlara rağmen yarım yamalık bir malumata sahip bir insan olarak aydınların, eli kalem tutanların; düşünce üretenlerin iktidar ve güç sahiplerine karşı sosyal ve siyasal mesafelerini korumaları gerektiğine iman edenlerden birisiyim. Virüsten çekindikleri kadar mesafeyi koruma konusunda dikkatli olunması gerektiği kanaatindeyim. Fikri hürriyet bununla mümkündür. Sahih bir İslami yaşam da bu iklimde neşvünema bulur.
Mevcut iktidara muhalefetim ise, birikimim, tecrübelerim ve gözlemlerimden kaynaklanan rahatsızlığın, huzursuzluğun birer tezahürüdür; hissi/duygusal boyutlu değildir. Çünkü bu hayatın bitiminde yepyeni bir hayatın başlayacağına ve burada ektiklerimizin orada mahsulünü devşireceğimize iman ediyoruz. En önemli ibadetlerden biri de, iktidar ve güç sahiplerine karşı hakikati ifade edebilme cesaretini gösterebilmektir. Bu şuur üzere bir hayat sürmeyi Rabbimden diliyorum.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept