Hakka ve Adalete istinat etmeyen çözüm, çözümsüzlüktür

by Fahrettin Dağlı

Siyaset, problemlere çare ve çözüm bulma sanatıdır. Bu kadar zengin bir medeniyetin mirasçılarının çaresiz kalması düşünülemez.

Bir şeyleri gördükçe, duydukça izzetime dokunuyor. Daha önce çok yazmıştım. Hani sözün bittiği yer denir ya. Tam da bu noktadayız.

Uzun yıllardır bir ‘çözüm projesi’ konuşuluyor. Bu çözüm projesinin içeriğinde ne var ne yok bilemiyoruz. Hatta ortada bir projenin varlığından bile emin değiliz.

Ak Parti Hükümeti, toplumu siyasi, hukuki ve sosyal anlamda rahatlatacak, biriken gazını alacak ve top yekûn insanımızı bir rahmet sahiline çıkaracak bir çözüm paketi ortaya koyamadı. En azından ben bilmiyorum. Bu gün bunu yapabilecek siyasal güce sahip ve tam da muktedirdir.

2003 yılından bu yana geçen sürede, yeni bir anayasa yapmanın zeminini inşa edebilirdi. Ortak mutabakat için parlamento içinden bir konsensüs oluşturulabilirdi. Bunu başarabilmenin yolu “Dediğim dedik çaldığım düdük.” değildir. Elbette karşılıklı asgari müşterekler aranarak ve değişimler zamana yayılarak  başarılabilinirdi.

Burada önemli olan zor olanı başarmaktır. Eğer siyasal iktidar 2015 Haziranı sonrasında elde etmeyi düşündüğü parlamento çoğunluğuna güvenerek, ‘tek başımıza yeni bir anayasa yapıp kabul ettiririz.’ diye tahayyül ediyorsa, doğrusu zor olana değil kolay olana talipler derim. Ve bu kolay olan da asla kalıcı çözüm olmayacaktır. %50’lik bir irade diğer %50’ye yeni bir Anayasa dayatmaya kalkarsa bu kalıcı ve uzun ömürlü bir çözüm olmayacaktır. Ayrıca toplumsal barışa da hizmet etmeyecektir. Tam aksine yeni bir kaosun da tetikleyicisi olacaktır. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yoktur. Yüzyılımızda kimse kimseye zorla kendi iradesini dayatamaz.

Artık anlaşılmıştır ki, Ak Parti hükümeti 21. Yüzyılı ‘İslam’ın yüzyılı’ kılmak gibi bir niyet ve azim içerisinde değildir. Bunun böyle olduğu bu gün daha iyi görülmektedir. Ziya Paşanın; “Ayinesi iştir kişinin  lafa bakılmaz” deyişi her şeyi anlatıyor olsa gerek.

Düşünebiliyor musunuz, Ak Parti hükümeti 13 yıldır bir problemi dillendiriyor ve çözüm arayışlarına giriyor. Önce ‘Kürt meselesi’ dedi, olmadı ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ dedi, o da olmadı. Şimdilerde ‘Çözüm Projesi’ deniyor. Ancak, bu isimlendirmelerin hiç birisinin içeriğine muttali olamadık.

Siz hangi isimlendirmeyi yaparsanız yapın, meselenin kavramsallaştırılması, ete kemiğe büründürülmesi ne hazindir ki Abdullah Öcalan’a kalıyor.  19 Ekim 2009’daki Habur girişi, 2013 Nevruz’unda Diyarbakır’da okunan Öcalan’ın mektubu ve bu günlerde tartışılan 10 maddelik ‘çözüm paketi…’

Onun için de HDP’li Sırrı Süreyya ÖNDER’e şunları söyleme imkânını bağışlıyorsunuz; ‘Öcalan’ın bir kavramsallaştırma dünyası var ve 21. Yüzyılın paradigmasını en kuvvetli sezen insanlardan biridir. Vaktiyle anlaşılmayan ya da küçültülen birçok kavram, şimdi 21. yüzyılın temel kavramları haline dönüştü. Ekolojiden tutun demokratik özerkliğe, kapitalizmin yeni tanımından tutun kapitalist modernitenin daha birçok kavramına ve demokratik ulus kavramına varana dek. Öcalan gücünü bu önermelerden alıyor.”

Ne derseniz?

Yanlış mı söylüyor?

Eğer yanlış diyorsanız o zaman da derler ki; ‘Siz söyleyeceğinizi söyleyin kıyas yapalım.’

Sizin söyleyecek bir şeyiniz yoksa oyunun kuralı gereği sözü söyleyen tek taraflı galip sayılır. Gerçek, acı da olsa kabul etmek zorundayız. Ak Parti hükümeti ile birlikte sürdürülen diyalog sürecinde ne hazin ki çözüm adına ortaya konulan düşünceler, kavramsallaştırmalar, açılımlar Öcalan’ın kaleminden çıkmıştır.

Bu durum, İslamcı(!) bir gelenekten neşet eden bir iktidar için hazin bir hâldir. On üç yıl az bir süre değildir. Bu güne kadar çağın ihtiyaçlarına cevap verecek, bu topraklarda‘hakkın ve adalet’in egemenliğini sağlayacak bir anayasa metni ortaya konulamaz mıydı?

Sadece Kürtlerin değil, bu coğrafyanın bütün unsurlarına geçmişin acılarını unutturacak, geleceğe dair umut ve hayaller aşılayacak bir medeniyet projesi ortaya konulamaz mıydı? Bunlar çok zor ameliyeler mi?

Hayır, bu, niyet ve amel bütünlüğü gerektiren bir sürecin oluşturulmasına bağlıydı. İktidar denilen erk, kişilere, cemaatlere, zümrelere çıkar ve refah temin eden bir manivela olarak değil, topyekun insanlığın problemine cevap üretecek bir cihaz olarak kullanılmalıydı. Onun için de bu iktidar nimetinin, işin erbapları arasında paylaştırılması, yani olabildiği kadar uzmanlaşmış ekiplerle dayanışma ve koordinasyon içerisinde yürütülecek bir hükümet etme biçiminin inşa edilmesine gerekirdi.

Bidayetten beridir bellediğim bir hakikat var; ‘Gücün etkinliğini, niceliksel çoğunluklar değil örgütlü yapılar belirler.’ Nice iyi örgütlenmiş, disipliner yapılar, sayıca çok orduları galebe çalmışlardır. Buna tarihten yüzlerce örnek verilebilir.

Bu hakikatten hareketle şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bu gün yoğunluklu dillendirilen malum ‘çözüm projesinin’ fikri lideri Abudullah ÖCALAN’dır. Türkiye ve dünya kamuoyunda kimin fikirleri tartışılıyor, müzakere ediliyorsa güçlü olan odur. Kimin inşa ettiği kavramlar üzerinden meseleyi müzakere ediyorsak fikri otoritenin hakkı ona aittir.

Ak Parti hükümeti hem bu dünyaya ve hem de ahrete dair iktidar sorumluluğunu bîhakkın idrak etmiş olsaydı bu kadar savruk, düzensiz, nizamsız hareket etmezdi. Bu ülkenin ilmi potansiyelini, birikimini mevcut problemlerimizin çözüm süreçlerinde değerlendirirdi. İktidarını ilim ve fazilet ehli ile paylaşırdı. İşte o zaman her vesile ile ifade ettikleri ‘Milletin iktidarı’ gerçekleşmiş olurdu.

Gerek yeni anayasa ve gerekse mevcut problemlerimizin çözümü için bu güne kadar kamuoyuna deklere edilmiş ‘A,B,C’ planlarınızın olması gerekirdi.

Abdullah ÖCALAN’dan şefaat beklemek yerine tebaanız durumunda bulunan insanların hak ve hürriyetleri için proje üretemez miydiniz? Bu kadar müktesebata sahip bir tarihin çocukları olarak haktan nasibini almamış birilerinden gelecek şefaati beklemek izzetinize dokunmuyor mu?

Şahsen benim izzetime fena dokunuyor ve sizin yerinizde olmayı asla istemem. Sizi mazur gösterebilecek hiçbir geçerli mazeretinizin olmadığı kanaatindeyim.

İkinci bir şey daha; eğer Öcalan’dan gelen on maddelik teklifi kabul etmeyi gelecek seçimlere kadar bir ‘mühlet’ alma olarak düşünüyorsanız yine bir Müslüman olarak hanenize yazılacak önemli bir olumsuzluk olarak addederim. Çünkü Müslümanlık, sadece din kardeşlerine karşı değil tüm insanlığa karşı bir eminlik korunağıdır. Oraya sığınan emanda ve güvende olur. Bir Müslüman için eminliğin, güvenin ve itimadın ne kadar önemli olduğunu burada defaten yazdım. Yine söylüyorum, iktidardan olmak pahasına da olsa verdiğiniz sözlerinizin arkasında olun, ilk bozan siz olmayın.

Belki de bu iktidardan beklenilmesi gereken en acil eylem planı, bu topraklarda asırlardır kaybolan güven iklimini yeniden aşılamak olmalıydı. Bunu başarabilecek bir irade olmadığı gibi bu anlamda ciddi irtifa kaybına uğradığımızı ifade edebiliriz.

Asr-ı saadeti okuyanlar bilirler, bu dinin Peygamberinin en mümeyyiz vasfı güvenirliği idi. Bunun en dinamik örneği ise Hudeybiye Musâlahasıdır. Malumları olduğu üzere zahiren hemen hemen anlaşmanın tüm maddeleri Müslümanların aleyhine olmasına rağmen, karşı tarafın anlaşmaya sadakati devam ettiği sürece Resulullah ve arkadaşları Anlaşmanın hükümlerine aynen riayet etmişlerdir.

Siyasetinizde bu güne kadar süregelen anlayış ve uygulamalardan önce zihinlerinizde, düşüncelerinizde, hayallerinizde ‘Hakkı ve Adaleti’ inşa etmezseniz hiçbir probleme kâmil bir çözüm oluşturamazsınız. Ve haliyle ne yazık ki bu gün olduğu gibi;  Marksist, Stanilist bir anlayıştan medet umacak, şefaat dileyecek bir izzetsizliği yaşamak zorunda kalırsınız.

İfadelerimi ağır bulanlara derim ki; ‘Öncelikli olarak kendinizi siyasi taassubun esiri olmaktan âzad edin. Allah’ın Resulü’nün hayatını alın önünüze tekrar tekrar okuyun ve sonra da başınızı iki elinizin arasına alıp derin tefekküre dalın bakın ‘Hak ve Adalet’adına ne görecekseniz.’

Hz. Peygamber, devlet yönetme pratiğimizde bir ölçü, bir kıyas olmayacaksa ne yapayım o siyaseti. O siyasetten hak ve hakikat adına hiçbir şey çıkmaz.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept