Birkaç gün önce bir dost, bir felsefi görüşe sahip bir entelektüelin sosyal medyada paylaşılan bir beyanı ile ilgili olarak hayretini dillendiriyor. ‘Kişi falan siyasi veya felsefi görüşe sahip olmasına rağmen inandığı iddiasında bulunduğu düşünce sistemine nasıl bu kadar zıt kanaat sahibi olabiliyor?’ diye hayretini dillendirmiş.
Ben de ona şu karşılığı verdim; Dünyayı yeterince bilmiyorum ama bu toplumda gördüğüm manzara şu; Bu süreçte bütün siyasi / ideolojik inanç mensupları çok çetin bir sınavdan geçmekteler. Bir doğal seleksiyon oluşuyor; eleğin altına dökülenler ve üstte kalanlar!.. Namuslular ve namussuzlar!..
Onun için de ideolojik / inançsal mensubiyetlerine bakıp kişiler hakkında olumlu veya olumsuz bir kanaate varmak çok sağlıklı değil. Bakıyorsun, aynı mensubiyet iddiasında bulunanlardan iki kişiden birisi bir uçta diğeri diğer uçta…
Evet, Hürriyetlerin kısıldığı, baskıların arttığı bu tür kaotik siyasi iklimlerin tabii bir sonucudur, bugün karşı karşıya kaldığımız tablo!..
Bu noktada ideoloji bitiyor, gerçek karakterler ortaya çıkıyor. Bunu en çok da kısa dönem askerlik yaptığım dönemde, haki elbiselere bürünmüş çeşitli mesleklere ve siyasi görüşlere mensup insanların sergiledikleri tutum ve davranışlarda izledim.
Dolayısıyla zamanımızda ideolojik veya siyasi görüş mensubiyetlerinden çok ilim, ahlak ve erdem / faziletleri ile öne çıkanlarla, sözkonusu sıfatlara haiz olmayanların karşı karşıya bulunduğu bir dönemi idrak ediyoruz.
Dolayısıyla idraklerimize deli gömleği (ideoloji) giydirmeden iyi, hayırlı, adil, dürüst, faziletli her ne tutum ve davranış varsa faillerine bakmadan onlara sahip çıkmak, desteklemek; aksi tutum ve davranış içerisinde bulunanların da yine kimlik ve mensubiyetlerine bakmaksızın karşısında durmaktır, telin etmektir.