Uzun süredir siyasi mahiyetli yazılarım ve paylaşımlarım nedeniyle bazı arkadaşlar, “Bu hükümet hiç mi iyi bir şey yapmıyor? Bir gün de olsun olumlu bir şey yaz, paylaş.” diye serzenişte bulunuyorlar.
Bu sitem, ilk bakışta haklı gibi duruyor. Ancak bu arkadaşlarımın ıskaladıkları veya siyasi asabiye nedeniyle görmek istemedikleri önemli bir hakikat var.
Aslında kendi adıma bu durumu çok büyük bir hayret ve şaşkınlıkla karşılamıyorum. Allah’ın kitabındaki geçmiş kavimlerin kıssalarında, Rasulullah’ın pratiğinde yüzlerce yaşanmış örneklik mevcut. Beşer olarak haliyle bu imtihan boyutlarından bizler de geçeceğiz.
Evet, mevcut siyasi iradenin siyaset yapma usul ve esasları ile ilgili umut ve beklentilerimi yıllar önce yitirmiştim. Ne hikmetse bir şey nasıl başlamışsa öyle sürdürülüyor. Eğer kötü başlanmışsa fıtratı gereği bu kötülük büyüyerek devam ediyor. Yıllar geçtikçe düzelme bir yana kara lekeler birleşerek metastaz oluşturuyor ve bünyeyi/yapıyı mefluç kılıyor.
Malum Mahatma GANDHI’nin meşhur ifadesi:
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür,
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür,
Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür,
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür
Evet, yanlış başladılar. Sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda bir zihniyet inkılabı yaşatacak yeni bir sürecin parametrelerini oluşturma konusunda hazırlıksız, isteksiz, heyecansız olduklarına birebir tanıklık ettim. Onlar da ANAP’ın, DYP’nin bıraktığı yerden bir siyasi örnekliğe yaslandılar. Onlardan boşalacak yerlere kadrolarını yerleştirme, yeni bir zengin/kapitalist sınıf oluşturmaya yönelik gayretkeşliğin ötesinde çok da bir hazırlıklarının olmadığını yaşayarak öğrendik. Sadece tek başına Milli Eğitim, Kültür ve Aile Bakanlıklarındaki Bakanlık ve alt düzeydeki bürokratik teşkilatlanmaya baktığınızda başka bir örneğe gerek yok diyip geçersiniz.
Bu zihinsel kirlilik, yozlaşmayı, yolsuzluğu, usulsüzlüğü beraberinde getirdi. Hızlı bir sirayetle tüm devlet mekanizmasına yansıdı.
Bir süre sonra kendi kendilerini tanıyamaz duruma geldiler. İstanbul Büyük Şehir Belediyesinden Ankara’ya transfer olan ekip, Gandhı’nin yukarıdaki ifadesinin hikmeti muvacehesinde değişim inkılabını orada gerçekleştirmişlerdi. Büyükşehir Belediyesinin bürokratik anlayış ve ahlakını olduğu gibi Ankara’nın merkezi idaresine yedirmeye başladılar. Bir süre sonra ekibe yeni eklemlenenlerde reel-politiğin çarkları arasına bir bir girdiler.
Bir süre sonra siyasette, bürokraside en yakınınızdaki arkadaşlarınızı tanıyamaz hale geldiniz. Özelimizdeki dar sohbetlerimizde şunları konuşur olduk: “Mahallemizin elamanları meğer ne kadar da iktidara susamışlar. Dün ulaşamadıklarından dolayı “pis” dedikleri ciğeri ne kadar da iştahla yemeye başladılar. Dün kerih gördüklerini nasıl da meşrulaştırdılar. Ve bir süre sonra evrim tamamlandı. Arkadaşlarımız yeni değişime ayak uydurmaya başladılar. Kur’an’i ifadeyle; “Bir kısmı zihinsel olarak maymunlaştı.” “Giden ağam, gelen paşam” “Veren efendim, alan kölem” anlayışına evirildiler. Tekamül tamamlanmıştı.
Ne oldu arkasından? Bunun nasıl bir kıyamete dönüşeceğini sebep-sonuç ilişkisi içerisinde tahmin etmek zor olur muydu? Hayır. Kur’an’da anlatılan kıssalar adeta tarihin yeniden yaşamasına tanıklık ediyor gibi gözümüzün önünde kayıp gidiyordu.
Kamu imkanlarına/ambarlarına musallat olmuş tarla fareleri tahıl çuvallarını delik deşik etmişlerdi. Yiyebileceğini yemiş, yemediğini pisletmişlerdi. Ve oradan da tersine inkilap ederek şişman yeşil kediler olarak evirilmelerini tamamlamışlardı!
Haramı helal saydılar, zulmü adalet bildiler, haksız zenginleşmeyi ganimet bildiler. Gayri meşru ilişkilerini alelusul bir nikaha bağladılar. İzzeti, zillete tercih ettiler.
Daha ne diyeyim ben?
Apartmanın ana kolonları yerinden sökülüp atılmış, bina çökmek üzere pek kıymetli arkadaşlarım halen binanın dış yüzeylerini cilalamaya çalışıyorlar ve benim de sadece oraya odaklanmamı salık veriyorlar. Ve de diyorlar ki; “Canım hep kötü tarafından bakıyorsun, biraz da iyi cihetinden yaklaş veya bardağın boş tarafına değil biraz da dolu tarafına odaklan.”
Ne diyeyim bu arkadaşlara?
Güçlü bir depremin/tsunaminin öncü belirtileri gün geçtikçe etkisini hissettirmektedir. Ben de acizane bina mukimlerini uyarıyorum. Tehlikeyi haber vermek neden bazılarını bu kadar rahatsız ve tedirgin ediyor? Dünya iktidarı uğruna hakikati örtmemizi mi bizden bekliyorsunuz?
Aklımı, fikrimi, düşüncemi bir kenara bırakıp öylece görmemi ve anlamlandırmamı istiyorsunuz?
Hayır. Vallahi, sizin arkadaşlığınız hakkın hatırından daha yüce değildir. Arkadaşlığınızı, kardeşliğinizi kaybedersem üzülürüm. Ancak, rızayı kaybedersem helak olurum.
Sonuç olarak; kolonları zayıflamış, en ufak bir depremle yerle yeksan olacak bir bina için “biraz da iyimser tarafından bak, iyiyi gör” derseniz benim de size cevabım:
Rabbimin kitabı, Peygamberimin risaletinin ışığında baktığım zaman küçük kıyametimizin yaklaştığını, bunun öncü depremlerinin yaşandığını feraset penceresinde görüyorum.
Onun için de bundan böyle binasını haram ve zulüm üzerine kuran bu siyasi yapıdan iyi, güzel ve hayırlı bir şeyin çıkacağına dair hiçbir umudum ve hayalim kalmamıştır. Aksini düşünmek ne naklen ve ne de aklen mümkündür. Bu kadar net bir kanaate sahipken kimse benden iktidar goygoyculuğu beklemesin. Bu can bu tende kaldıkça bu tehlikeyi işaret etmeye, insanları uyarmaya, zalimleri hakka ve adalete davet ve de bu anlayışa karşı mücadeleye devam edeceğim inşallah. Bu ameliyeyi, ahir ömrümün en bereketli evresi ve haksızlığa, adaletsizliğe, harama karşı mücadeleyi de zamanımızın en büyük cihadı olarak görüyorum.
Medeniyetlere beşiklik etmiş bu kadim topraklar bir daha “Adaletle, Rahmetle” sulanacak inşallah. Yalancılar, nâdanlar, riyakarlar, menfaatperestler, fâsıklar, münafıklar istemese de Allah nurunu tamamlayacak. Bu iman bana canlılık veriyor. Hayata tutunma tesellisi kılıyor.
Daha iyisine, daha hayırlısına, daha güzeline erişinceye kadar arama cehdi…
Çünkü bulanlar arayanlardır, mevcutla yetinenler değil.