MUHAFAZAKAR KESİM GEÇMİŞE ÖYKÜNMEK YERİNE BUGÜNLERİNE AĞLASINLAR!..

by Fahrettin Dağlı

Muhafazakar kesimin önemli bir çoğunluğu içine girmiş bulundukları dini ve sosyal travma nedeniyle sağlıklı düşünebilme ve meseleleri yorumlayabilme özgüvenini ve sıhhatine kaybetmişler. Yaşanan travmanın varlığını kabul etseler de, fail / failler ve onların fiillerine yönelmeye, hesap sormaya cesaret bulamıyorlar. Veya söz söyleyecekleri makamları zayıflatmak, ellerini güçsüz bırakmak istemediklerinden dolayı susmayı tercih ediyorlar.

Ancak öyle bir dert ki, içim içim kaynıyor, kemiriyor. Bir nebze rahatlamak, rehavet yaşamak için geçmiş nostaljisine yöneliyor, iltifat ediyorlar; ‘Ahh! Ah! Eskiden neydik? Ne kaleler fethettik! Ne zaferler kazandık!’; Boy, boy eski fotoğrafları paylaşarak, geçmişlerine hayıflanarak rahatlamaya, bir süreliğine de olsa o narkozla vakit geçirmeyi yeğliyorlar.

Hele hele bir de eskiden içinde bulunduğu topluluğun / cemaatin kudretli bir ağabeyi ise onun için daha da zor.

Dün binlerin saygı ve hürmet ettiği ağabey gittikçe unutuluyor; köşesine terk ediliyor. Bu durum kolay kolay hazmedilecek, sindirilecek, alışılacak bir halet-i ruhiye değil. Onun için de ara ara kendilerini hatırlatıyorlar. Yine eskisi gibi eski dostlarından, arkadaşlarından saygı, hürmet ve taltif görmeyi arzu ediyorlar.

Ancak hiçbirisinin aklına şu soruları sormak ve hatırlatmak gelmiyor:

O öykündüğümüz dünümüze ne oldu?

Dün neydik, bugün niye bu hale geldik?

Bu soruları sorma cesaretini kendilerinde bulamıyorlar. Çünkü bu sorulara vicdanlarının sesine kulak vererek verecekleri cevaplar onları mahkum edecek. Onun için de dünü sadece ritüel veya fotoğraflara yansıyan hatıralarla sınırlayarak anıyorlar.

Yine bir gün bir toplantı esnasında dünün kudretli ağabeylerinden birisi kürsüde konuşuyor; geçmişe dair nostaljiler yaparak salondakileri geçmişin iklimine taşıyarak bir nebze de olsa oradakilerin ruhlarına narkoz enjekte ediyor. Arkadaş alkışlarla kürsüden indi.

Ardından toplantı yöneticisi bana söz hakkı verdi. O arkadaşa ve salondaki haziruna; ‘Madem ki geçmişinizi bu kadar kutsuyorsunuz, hayırla yad ediyorsunuz, anılırken ah üstüne ah çekiyorsunuz, o zaman size sorularım;

‘Neden dünden kaçtınız?

Neden dünü bugüne getirmediniz?

Kendinizi ve çevrenizi dağın zirvesine taşımak için her türlü gayreti gösterdiniz; peki, hiç arkanıza bakıp, dağın eteğinde neyi bırakıp geldiğinizi merak ettiniz mi?

Neden bırakıp geldiğinizi nefsinize sordunuz mu?

Veya bir başka soru; O gün dağın eteğinde bıraktığınız ve şimdi kaybettiğinizden dolayı hayıflandığınız dava tam olarak neydi?

Neye istinat ediyordu?

Bugün ondan geçmişseniz şimdi ne üzeresiniz?

Emaneti bugüne taşımak konusunda önünüze çıkan bir engel mi vardı?

Yoksa emaneti bırakıp dünyanın tatlı nimetlerini yüklenip ruhu değil nefsinizi mi beslediniz?

Beslediğiniz nefis davanızı esir mi aldı?

Dün öğrenci harçlıklarıyla yaptığınız olağan üstü faaliyetleri bugünkü zenginliğinizle niye yapamıyorsunuz?

Bu kadar soruya saygıdeğer eski ağabeyin cevabı ne mi oldu?

El-cevap: Arkadaşlar, geçmiş, geçmişte kaldı. Geçmişte beraber güzel şeyler yaşadık. Artık o günlere geri dönemeyiz. Zaman değişti, şartlar değişti. Ancak eski arkadaşlar olarak zaman zaman bir araya gelip geçmişi paylaşalım, hatırları tazeleyelim. Bu kadar!..

Aslında şunu teslim etmeye cesaret edemiyor;

Bizler dünyanın altında kaldık. Nefsimize yenik düştük. Dünya iktidarı bize çok çekici geldi.

Bir partiden milletvekili seçilmek, bakan olmak veya bürokraside bir üst basamağa tırmanmak, haklı ve doğru yolda olunduğunun ölçüsü olmaya başladı.

Dün kişiler, ahlakları, ehliyetleri, adanmışlıkları, fedakarlıkları ölçüsünde kıymet/değer görürken bugün resmi üniformanın titirlerine göre kıymet ve değer görmeye başladılar.

Dün haram sayılan çoğu şey bugün yol edinildi.

Ahlaken kemal derecisini bulmak için birbirleriyle yarışanlar bugün mevki makam veya ihalelerden pay kapmak için birbirleriyle mücadele etmeye başladılar.

Düne dair ölçü ve disiplinlerin hepsi bir kenara bırakılarak seküler dünyanın önlerine çıkardığı çoğu şeyi kutsar hale geldiler.

Bu yaman sorunlara ‘nasıl cevap üretebiliriz?’ sorusunu sormak yerine kolay olanı tercih ediyorlar; ‘Geçmiş nostaljisi yapmak…’

Böylece Ağabeyliğini o biricik kardeşlerine tekrar hatırlatmak!

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept