Birkaç gün önce “Kimse Müslüman milliyetçiliği yapmasın. Aksini iddia eden Nisa 105-115 ayetleri bu gözle okusun.” diye kısa bir paylaşımda bulunmuştum. Bu tür kısa paylaşımların yanlış anlaşılmaya müsait olduğunun farkındayım. Ki bu paylaşıma gelen bazı yorumlardan anlıyorum ki, aynı eksik veya yanlış anlama burada da sözkonusu olmuş.
Milliyetçiliği, milletini, müslümanları sevmek; onların maddi ve manevi ümranını arzulamak olarak anlayacak olursak bir sıkıntı yok. Ancak, eğer bu milliyetçilik anlayışı bizi adaletten uzaklaştırıyorsa bilelim ki, o inandığımızı iddia ettiğimiz dinin değerlerinden de uzaklaşıyoruz demektir. Onun için Nisa 105 ila 115. Ayetler arasını örnek verdim.
Oradaki hadise nedir?
Hâkiminin Hz. Peygamber olduğu bir mahkeme var. Muhakeme edilenlerin birisi sözde Müslüman, diğeri ise bir Yahudi. Bir hırsızlık vakıası var. Asıl hırsız Müslümanlık iddiasında bulunan kişi. Ancak bu kişi, suçu komşusu bir Yahudinin üzerine atıyor. Ona kumpas kuruyor. Hz. Peygamberin huzurunda muhakeme edilmeye gelmeden önce akraba çevresinden de yalancı şahitler ediniyor. Fakat bütün bunlara rağmen asıl umudu, Hz. Peygamberin kendisini kayırması, yani, “din milliyetçiliği” yapması… Öyle ya, “Herhalde bu dinin Peygamberi Hz. Muhammed kendisini bir Yahudi’ye değiştirecek değildi!” Böyle düşünüyordu. Yani, hâşâ Hz. Peygamber ‘din milliyetçiliği’ yaparak hırsız müslümanı kayıracak, masum gösterecek! Bu muhakemede zayıf olan, tanığı olmayan kişi Yahudi… O da benzer bir umutsuzlukla mahkemeye geliyor. Onu da umutsuzluğa sevk eden sebep, ‘Herhalde Muhammed beni bir dindaşını değiştirecek değil.’ Yani, yine ‘din milliyetçiliği’ penceresinden bakıyor.
Peki, mahkeme sonucu ne oldu? Hırsız sözde Müslüman, getirdiği tanıklar ve ikna edici argümanlarıyla Hz. Peygamberi etkiliyor. Nihayetinde o da bir insan. Beyanları dinleyerek ve yorumlayarak hüküm vazedecek. Ayet bağlamında olmamakla birlikte muhtemelen Hz. Peygamberin “herhalde Müslüman yalan söylemez, iftira atmaz” gibi safiyene bir düşünceye sahipti. Ve bu samimi düşünceden hareketle Müslümanlık iddiasındaki kişi lehine ve masum Yahudi aleyhine hüküm vazetmeye niyetlendiği anda peşi peşine 10 ayet iniyor. Yani, bir yahudinin hukukunu korumak için Allah 10 ayetle davaya müdahalede bulundu. Muhtemelen Hz. Peygamberin Allah tarafından en sert uyarıldığı ayetlerden biri indi;
“İnsanlar arasında Allah’ın sana bildirdiği şekilde hükmetmen için Biz sana kitabı gerçeğin, hakkın ta kendisi olarak indirdik. ARTIK HAİNLERİN MÜDAFAACISI (avukatı) OLMA.” (Nisa:105)
Adeta Hz. Peygambere, kişinin Müslüman olması, onun mutlaka doğru söyleyeceği, iftira etmeyeceği, yanıltmayacağı anlamına gelmediği ihtar ediliyor. Bu ayetin birincil muhatabı Hz. Peygamber ve ikincil muhatap ise bu dine iman eden herkes…
Hz. Peygamberi Allah vahiy ile uyardı ve düşüncesini tashih etti. Peki, bugün bizim için bu ayetler ne ifade ediyor? İşte uyarım buna müteveccihtir. Her gün sırf milliyetçilik saikıyla onca yanlışa doğru diyen veya doğruya yanlış diyen kişilerin beyanlarına tanıklık ediyorum. Eğer mevzu, biri Müslüman, diğeri başka bir inanca mensup insanların ihtilafı veya nizalaşması ise, sırf dindarlık saikıyla kendi dindaşlarını haklı pozisyonda gören yüzlerce kişiye şahitlik ediyorum. Hele hele siyasi hizip sözkonusu ise bu anlayış kendisini daha rijit bir şekilde gösteriyor.
Bir başka soru; sırf Müslümanlık aşkıyla birilerini kayırıyorsunuz. Peki, o kişinin iman bekçisi, tespit edicisi siz misiniz? Onun lehine şahadette bulunurken aksinin varit olabileceği ihtimalini düşünebiliyor musunuz? İşte Nisa süresinin o mevzubahis ayetlerinde kıssası anlatılan sözde Müslüman, Allah tarafından vahyedilen hükme itirazda bulunarak, “Beni bir yahudiye değiştiren din olmaz olsun” diyerek kaçıp Mekke müşriklerine sığınmıştır. Orada da rahat durmayarak hırsızlık yapmış ve öldürülmüştür. Yine rivayet odur ki, Allah’ın, lehine hüküm ittihaz ettiği Yahudi bu adil karar karşısında ihtida edip Müslüman olmuştur.
İşte kastım bu. Irki ve inançsal mensubiyetlerden bağımsız olarak adil muamelede bulunun. Kimsenin ırkı veya dini mensubiyeti sizi yanıltmasın. Irkınıza veya dindaşınıza duyduğunuz sevgi ve muhabbet sizi adaletten ayırmasın. Kimse ‘bu tehlike benim için varit değildir’ gibi iddialı bir söylemde bulunmasın. Yaşadıklarını bir daha gözden geçirsin; muhasebe etsin. Bu anlamda bir milliyetçi damarın olup olmadığını kontrol etsin. Sosyal hayatının bir MR’ını çektirsin. Benden söylemesi… Çünkü ben de bir zamanlar böyle düşünüyordum. Bana kendimi tashih etme imkanı veren Allah’a hamd olsun.
Unutmamalı ki, bugün konuştuğumuz Filistin meselesi de böyle bir din milliyetçiliğinin sonucu…