Türkiye nüfusunun yarısından fazlasının yoksulluk ve açlık sınırında bulunduğu bu günümüzde hükümet edenlerin günlük hayatlarındaki yaşam biçimlerini ona göre düşünmeleri ve tanzim etmeleri gerekir. Akıl ve tefekkür sahiplerinin idarecilerden beklediği tavır bu. Üzerimizdeki maddi ve manevi nimetin bereketinin daim olması bir ölçünün esas alınmasına bağlıdır. “Siz nefsinizde olanı değiştirmedikçe, Allah üzerinizdeki nimeti değiştirici değildir” ayeti kerimesi de işte tam bu noktaya dikkat çekmektedir. İyi hallerimizin çoğalması, üzerimizdeki nimetin çoğalması, aksi ise nimetin azalmasına sebep olacaktır.
Ömer b Abdülaziz, hilâfetin mülke dönüştüğü, iktidar hırsının nefisleri alev alev tutuşturduğu bir dönemde genç yaşında halife oldu Halife seçildiğinde kendisine saltanat atı getirilince, ona binmeyip kendi katırını istedi ve saraya öylece gitti Ayağının altına serilen halılarda yürümeyerek onları kaldırttı Saraya gelince de tahta oturmayarak, bir minder üzerine bağdaş kurdu Ve ilk hitabesinde şöyle seslendi: “Hiç kimse bana körü körüne itaat etmeyecek! Allah’ın emirlerine uymayan talimatlar için kula itaat yoktur Ben sizin en hayırlınız değil, sadece sizden biriyim ”
Hükümdarlığı öncesinde, Medine’ye vali olarak atandığında; şehrin alimlerinden on kişilik bir heyet oluşturarak onlara şöyle seslendi: “Ben Haremeyn’in valiliğine değil, hizmetçiliğine tayin olundum Şunu kesin olarak biliniz ki, adaletten zerre kadar ayrılmamak biricik vazifem olacak Zorbalık yapanı ve zorbalığa sebep olanı, yolsuzluk yapanı ve doğru yoldan ayrılanı bana haber vermeyenin vebali kendine aittir Sizi bana Müslümanların işlerini yapmada yardımcı olmanız ve istişare için topladım Olur ki kendi kişisel görüşümle aldığım kararlarda yanılırım Ayrıca memurlarımın ahaliye iyi hizmet etmeleri için onları teftiş ederek de bana yardımcı olmanızı istiyorum ”
Yine İslam tarihinden muazzam bir örnek daha; Hz. Ömer döneminde, kadisiye savaşında büyük bir kahramanlık sergileyen Halit Bin Velid, ondan birkaç gün sonra düğün yapıyor. Düğününde masraf açısından o günün teamüllerinden daha fazla masraf yapıyor. Bu durumu Hz. Ömer öğrenince, Halit Bin Velid hakkında soruşturma açıyor;
Görevlendirdiği soruşturmacıya diyor ki; soruşturma neticesinde;
-Eğer masrafları devlet imkanları ile yapmışsa, hainlik yapmış demektir. Gereğini yapın,
-Yok eğer kendi imkanları ile yapmışsa müsriflik yapmış demektir. Böyle bir alışkanlığı olan bir adamın komutanlık yapması mahsurludur ve yine gereğini yapın.
İnanıyorum ki bu günün şartları muvacehesinde ne hz. Ömer’in son dönemleri ve ne de Ömer Bin Abdülaziz iktidar dönemi kadar refah içinde değiliz.
Haliyle iktidarı elinde tutan ve İslami hassasiyetleri olduğuna inandığımız arkadaşlarımızın, bu tür seremonileri geçmişi aratmayacak nitelikte. Sn. Erbakanın çocuklarının düğünleri ile birlikte dikkatlerinin yoğunlaştığı ve tenkit edildiği bu tür şaşaalı düğünlerin, merasimlerin mega otellerde gerçekleştiriliyor olmasını şu veya bir şekilde tevil etme imkanı bulunmamaktadır.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ikinci evliliğini yaptı. Kendisine ve refikaları olan hanımefendiye hayırlar diliyoruz. Ankara’nın lüks bir otelinde gerçekleştirilen bu düğündeki israfı düşündükçe kendi kendime söylenmeden edemiyorum. Batman’ın Gercüş ilçesinin Arıca köyünde doğan Sn. Bakanın, Gercüş’te veya köyü Arıca da kaç insanın açlık veya yoksulluk sınırında olduğunu biliyor mu? Bu lüks seremonileri gerçekleştirirken buradaki amcalarının, dayılarının, halalarının, teyzelerinin, kardeşlerinin, yeğenlerinin veya bil cümle akrabayı taallukatının içinde bulunduğu sıkıntıyı içinde hissedebiliyor mu? Lütfen biraz empati yapalım. Keşke Sayın Maliye Bakanı mütevazi bir mekanda, örneğin bir kamu kuruluşunun lokalinde bu seremoniyi gerçekleştirseydi… İran Devlet başkanı Ahmedi Necat’n oğlunun düğün merasimi televizyondan seyredenler, düğündeki sadeliğin, israftan beri olmanın güzelliklerine tanık olmuşlardır. İster istemez neden benim ülkemde, benim idarecilerim, alabildiğine geçmişin alışkanlıklarını tevarüs etmek suretiyle, her türlü israfın, safahatın örnekliklerini sergiliyorlar.
Değişimi nefislerinde yaşamayanlar, değişimi yaşatamazlar. Hz. Ömer de, onun torunu olan ve 2. Ömer diye anılan Ömer Bin Abdülaziz de, Devlet Başkanı olduktan sonra hayat standartlarını daha öncesine göre daha aşağıya çekerlerken, bizimkiler çıtayı biraz daha yukarı çıkarıyorlar.
Eh bize de sonuç olarak şöyle demek düşer; paranız var, imkanlarınız geniş, istediğinizi yapabilirsiniz. Ama şunu da unutmayın, burası ne Amerika, ne bir Avrupa ülkesi, ne de bir körfez ülkesi, nüfusunun yarıya yakınının açlık veya yoksulluk sınırında bulunduğu bir ülkede yaşıyorsunuz. Ve bu ülkeyi idare ediyorsunuz. Toplumun topyekun hukuklarından sorumlusunuz. Allah ile hukuklarınızın yanında, kullarla olan hukuklarınızda hassas olmazsanız. Korkarım, kendinizi en iyi hissettiğiniz bir zamanda, en yıkılmaz bildiğiniz bir zamanda ayaklarınızın kaydığına tanıklık edersiniz. Böyle bir akıbetten Allah korusun.