ÖZDEN KOPMUŞ, ŞEKLE İNDİRGENMİŞ DİNDARLIK!

by Fahrettin Dağlı

Türkiye’deki muhafazakar kesimin önemli bir çoğunluğu için dindarlık denildiğinde, kişilerin şekil ve şemailleri (sakallı, sarıklı, çarşaflı, başörtülü); parti-cemaat-cemiyet mensubiyetleri; camii cemaati; dini mevzularda tumturaklı söz ve sanat erbabı akla geliyor.

Türkiye’de siyaset yapan aktörler cemiyetin bu haletiruhiyesini bildikleri için o iklime uygun siyasi argümanlar ve ritüeller geliştiriyorlar.

Normal halk için bir dindarlık ölçüsü, kıstası olduğu gibi siyasilerin de mesleklerine göre bir dindarlık ölçüsü vardır. Nedir bu ölçüler (yani bir siyasi aktör ne yaparsa veya neyi yapmazsa dindar bir siyasetçi hüviyetini kazabilir)? Bir siyasi kimlik için namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, kıraatte bulunmak tek başına bir dindarlık göstergesi mi? Yoksa namaz kadar önemli olan başka ameller mi?

Mesela, dindar bir yöneticide bulunması gereken temel özellikleri bir çırpıda saymış olayım;

-Yönettiği toplumu adil yönetiyor mu, yönetmiyor mu?

-Ehliyet ve liyakate riayet ediyor mu, etmiyor mu?

-Toplumun topyekûnunun güvenliğini temin ediyor mu, etmiyor mu?

-Milli Hâsılanın tüm toplumsal kesimlerde adil bölüşümümünü sağlıyor mu, sağlamıyor mu?

-Toplumu haramlardan korumak için ekonomi politikalarını buna göre düzenleme hassasiyeti güdüyor mu, gütmüyor mu?

-İnsan hak ve hukuklarına riayet ediyor mu, etmiyor mu?

-Tabi dengenin ve dokunun korunması adına sağlıklı bir kent-şehir planlaması yapıyor mu, yapmıyor mu?

-Halkın sağlık ve mutluluğunu koruyacak ve geliştirecek politikalar üretiyor mu, üretmiyor mu?

-Yönettiği toplumun sağlıklı beslenmesini sağlayacak üretim tedbirlerini alıyor mu, almıyor mu?

-Kendisine emanet edilen halkın bütçesini (beyt-ül mal) titizlikle koruyor mu, korumuyor mu? Ekonomik yolsuzluklara, usulsüzlüklere ve hileli işlemlere karşı gerekli denetimleri yapmak konusunda bir hassasiyete sahip mi, değil mi?

Belki bunlara ilave edilecek daha tali ölçüler!..

Evet, bir idarecinin dindarlığının önemli ölçütleri bunlardır. Kendisi ile Allah arasındaki hukuk biz yönetenleri ilgilendirmiyor. Zaten bunu ölçme imkanımız da yok.

Dolayısıyla bizim için asıl olan bizi yönetenlerin ne kadar bu kıstaslara uygun iş ve eylemde bulunup, bulunmadıklarıdır. Bu mihenge/teraziye vururuz, çıkan netice bize bir değerlendirme neticesi verir.

Hz. Ali ile Muaviye arasındaki farkı anlamanın kıstası budur. Onun için ‘devlet, küfür ile ayakta durur ama zulüm ile asla’ denilmiştir. Burada zulüm nedir? Yukarıda sıraladığım hususlarda hassasiyeti olmayan veya bilinçli olarak tersini uygulayan herkes yönettiği topluma zulüm ediyor demektir. Onun için küfür ile olur ama zulüm ile asla!..

İnsanımızın bu mevzularla ilgili sahip olduğu yanlış anlayış ve ölçüleri, aktaracağım şu anekdot güzel izah ediyor;

İslami mahallenin şöhretli lafazanlarından, laf ebelerinden birisiydi. Mevta oldu. Onun için de isim vermiyorum. Bir gün bir sohbet mahallinde şu anekdotu anlattı;

“Mahallenin parti teşkilatlarından birini ziyarete gittim. Sakallı, cübbeli o kadar adam beni dinliyor. Ben de ayetle, hadisle memleket meseleleri anlatıyorum. Onlar da pür dikkat beni dinliyorlar. Başlarına sallayarak hak veriyorlar. Neyse uzun bir izzet ve ikramdan sonra akşam namazı vakti girdi. Dediler ki, ‘hocam bize namazı sen kıldır!’ ‘Olmaz filan’ dedim ama illa da zorlayıp öne geçirdiler. Bugüne kadar namaz kıldırmadığım gibi beş vakit namazı da düzenli kılıyor değildim. Neyse zorlama olunca öne geçtim. Tekbir getirip ellerimi bağladığımda abdestimin olmadığını hatırladım. Namazı bıraktım cemaati yöneldim; ‘Behey akılsızlar, behey gafiller; behey sersemler Allah, Peygamber, ayet, hadis diyen herkesi böyle önünüze geçirirseniz işte benim gibi bir abdestsizi de önünüze böyle imam tayin edersiniz.’ diye çıkıştım.

Hikaye böyle!.. Evet, bu yaşanmış örnek çok mübalağalı gelmesin size. İnanın ne yazık ki, cami cemaati ve muhafazakar kesimin çoğunluğunun dindarlık ölçüsü bu.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept