Sahi Ne Oldu Bu “Masa-Kasa-Nisa” Meselesi?

by Fahrettin Dağlı

Hz. Peygamber cehalete ve ahlaksızlığa karşı savaştı. Tefessüh etmiş ahlakı yüksek bir mertebeye çıkardı. Aradan asırlar geçti; Onun getirdiği dine iman iddiasında bulunan pek çok güruh ise adeta cehaletin ve ahlaksızlığın savunuculuğuna soyundular. Ne yaman bir çelişki ve geri dönüş değil mi?

Bireyler ve toplumlar her an bir değişim döngüsü yaşıyorlar. Önemli olan bu değişimin ne yöne doğru seyrettiğidir. Ama her hâlükârda bu değişim bireylerin, toplumların irade etmeleriyle ve buna uygun eylemlerde bulunmalarıyla gerçekleşiyor. Yani, değişim insanın iradesinden ve fiillerinden bağımsız değil.

Bugün yaşamakta olduğumuz örgütlü cehalet ve tefessüh etmiş ahlak anlayışının da faili insanın kendisidir.

Bu ülkede şu an cehalet kol geziyor. En kötüsü de dini cehalet…

İki gün önce iktidara yakın pek dindar görünümlü bir iş adamının yaşam serüvenini YouTube üzerinden dinlediğim zaman kendi kendime yine o müthiş hakikati tekrarladım; “iddialarımızla mutlaka sınanıyoruz.” Bunu fark ediyoruz veya etmiyoruz. Fark edenler belki pişmanlıklarını ve özürlerini izhar ediyorlardır. Ya hiç fark etmeyenler? Muhtemeldir ki, o müthiş sınavı tümden kaybetmiş oluyorlar.

Mevcut iktidarın ilk yıllarında sözüm ona partinin akil adamları partililere “masa-kasa-nisa” uyarısı yapıyorlardı. Dün YouTube’da iktidara yakın pek dindar görünümlü bir iş adamanın hayat macerasını dinleyince (daha doğrusu ahlaksızlığını) aklıma bizim eskilerin bir ifadesi geldi; “Haram kazancın sonucu ya binadır; ya da zina…”

AKP iktidarının ilk yıllarında tehlike olarak gösterilen “masa-kasa-nisa” bugün bütün unsurlarıyla tecelli etmiş durumda.

Bir de “imam nikahı” adı altında yasallık kılıfına büründürülmüş sözüm ona evlilikler var. İran’da ne ölçüde yaygın olduğu konusunda fazla bir malumatım olmamakla birlikte bugün bu ülkede adına “muta nikahı” demeseler de yaygın gayri hukuki bir evliliğin olduğu bir gerçek.

Yanlış bir kanaati de tashih edeyim; iktidar aktörlerinin önemli bir kısmının bu “masa-kasa-nisa” problemi de, genel yönetimde iktidara geldiklerinde değil; daha İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde başlayan bir tefessüh süreci.

Bir yakınımın ifadesiyle, belediyeciliğin üçüncü senesinden itibaren bu kirlenme süreci başladı. Elleri, cepleri para görmeye başlayınca ilk yaptıkları iş “imam nikahı” kılıfıyla yeni hatunlar edinmek, onlara yeni evler açmak.

“Muta nikahı” anlayışında olduğu gibi hatunların birbirlerinden haberleri bile olmuyor. “Para her kapıyı açıyor” şeytanı iğvasıyla hatunlara ev, araba, para tahsis ederek “imam nikahı” örtüsüyle meşrulaştırıyorlar. Bu kadınların çoğunun hukuki güvenceleri bile olmuyor.

“Bu ne haldir?” diye sual edenlere ise şu cevabı veriyorlarmış; “Biz taşralıydık; oradan evlendik, sonra sağ olsun reis bizi makam-mevki sahibi yaptı. Haliyle bir takım protokol toplantılarına katılmaya başladık. Ne yazık ki, o eşlerimiz taşralı olmaları nedeniyle bu protokol merasimlerine ayak uyduramadılar. Onun için de yenilerini nikahımıza almak durumunda kaldık.”

Ne kadar masum değil mi?!

Yani demek istediğim, İktidar aktörleri dünya nimetleriyle (ırmakla) İBB Belediyeciliği döneminde yüzleştiler ve ölçüsüzce, görgüsüzce kamu imkanlarından yararlanmaya başladılar. Bu alışkanlıklarını 2002 Kasım’ında genel yönetime taşıdılar. Bu sürecin son çıktısı ise “nisa” ve halıyla “zina” olmaya başladı.

Yıllar sonra bir ödül töreninde konuşan Alev Alatlı: “Her yasal hak helal değildir ve olamaz” diye söze girince AKP’liler hararetle alkışladılar. Bu sözleri üzerlerine alınmadılar. Öyle ya, beyler Müslüman olmakla zaten kendilerine her şey meşru, helal; diğerlerine haram…

Aslında Alev Hanımın kastı tam da bunların yaptıkları; yasal kılıfa uydurulmuş haramlar…

Örnek çok da o belediyecilik günlerinden sadece bir örnek vereyim. Belediye meclisinde çoğunluk ellerindeydi. Dolayısıyla her türlü imar değişikliği teklifinin rahatlıkla gerçekleşebileceği bir meclis kompozisyonu vardı. İşte bu çoğunluğa güvenerek yakın duran müteahhitlere şu haber uçuruluyordu; “Şu bölgede bir imar değişikliği öngörüyoruz; buna munzam bir belediye meclis kararı istihsal edeceğiz. Onun için orada mukim olan arsa ve gecekondu sahiplerinin haberi olmadan siz oraları ucuza kapatın…” Onlar da gereğini yapıyorlar ve arkalarından kararlar yetişiyordu. Yani, sadece bugün değil; dönün de yönetim ahlakı böyleydi; “Siz yapın biz arkadan düzenleme göndeririz.”

Bu ahlak dün belediyecilik de geçerli oldu; şimdi de genel yönetimde… Yani, yol edindiler. Yasal kılıfa büründürülmüş gayri hukuki yöntemleri yol, usul edindiler.

Her hak ve hukukun bu dünyanın hukuk mevzuatı içinde yaptırımları, müeyyideleri olduğu gibi öte tarafta da ağır müeyyidelerinin olacağını Allah haber veriyor. Ancak ne yazık ki, ayetin ifadesiyle bu ciddi duruma aldırış etmeyen “insan pek zalim ve cahildir.”

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept