SİYASET MÜHENDİSLİĞİ DEVREDE

by Fahrettin Dağlı

Uzun süredir bir komplo teorisi konuşulup duruluyor. İlk zamanlar bu teoriyi biraz uçuk buldum ve mesafeli oldum. Ancak zaman içinde olup bitenlere baktıkça hak vermeye başladım.

Peki, teori neydi? Şu; “AKP eliyle İslami camia/cemaatler/cemiyetler terbiye edilecek, düzene sokulacak veya dağıtılacak ve ondan sonra büyük zindanın eli kırbaçlı bekçisinin eliyle de AKP bitirilecek.”

Bu mühendislik projesi ile ne amaçlanıyor olabilir?

Şimdi ne olursa olsun, hangi yanlışlarla malül olurlarsa olsunlar, bir toplumun teşkilatlanmış yapıları o toplum için ciddi birer sigortadır. Yanlışları ne kadar fahiş olursa olsun burada esas olan yok etmek, dağıtmak, zarar vermek değil, ıslah etmektir. Siyasetin inceliklerini, adaletini konuşturmaktır. Zaten siyasetin ustalığı burada belli olur.

Fakat ne hikmetse AKP “artık ustalık dönemimize evrildik” dediği bir dönemde, siyasetin inceliğini ve adil olmayı gerektiren hikmetini bir kenara bırakarak daha baskıcı/hizaya getirici bir rol üstlendi.

Normal olanı neydi?

Bu yürüyüşün normali; askeri ve bürokratik vesayetin iyice çökertildiği/zayıflatıldığı bir dönemde daha adil, daha hoşgörülü, daha paylaşımcı bir siyaseti öncelemekti. Zayıf dönemlerinde ulusalcı reflekslerden kaynaklanan çekinceler dolayısıyla yapamadıklarını bu dönemde geniş bir müzakere anlayışı ile yapabilmekti.

Bunun önünde hangi ciddi engeller vardı?

Bazı siyaset aktörleri ve taraftarları, zor duruma, başarısız pozisyona düştüklerini hissettiklerinde her zaman olduğu gibi bildik mazereti gündeme getirecekler; “dış mihraklar.”

Bu durum, her kabızlığımızda almış olduğumuz müshil ilacına benziyor. Canım her kabızlığınızda ilaç kullanacağınıza biraz da acaba “Bu kabızlığa yol açan iç ve dış etmenler nelerdir” sorusunu sorup cevap aramanız ve ona göre yeni siyaset anlayışları belirlemeniz lazım değil miydi? Dolayısıyla “Dış mihraklar” mazereti âfakî, soyut, asıl sebepleri kamufle etmeye yönelik bir maniveladır.

Şimdi tekrar başa dönüyorum: Dedim ya önceleri mesafeli olmakla birlikte söz konusu teorinin başarılı bir şeklide uygulandığına tanıklık etmekteyiz.

“Paralel Yapı” adı altında bir cemaat ile yürütülen mücadelenin, bir süre sonra diğer cemaatlere de yöneleceğine dair iddialarla birlikte kuvvetli karinelerde oluşmaktadır. Bu mühendislik aktörleri her kimlerse ciddi bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı iyi analiz etmişe benziyorlar. Malumunuz bu gün batıda insan karakteri, psikolojisi, yönelimleri, zevkleri ve tercihleri çok güçlü yöntemlerle tespit edilebilmektedir. Kimin neye karşı aşırı bir zaafı olduğu ölçümlenebilmektedir.

17/25 Aralık’a kadar liderliğini ve geleceğini eminlikte gören Erdoğan, sözkonusu operasyon sonucunda adeta çarpıldı. Liderliğinin sallandığını hissedince de bütün soğukkanlılığını kaybederek, daha sert, daha ayrıştırıcı, daha otokrat bir kimliğe büründü. Siyasetin tabiatında var olan kazanmayı, gönül etmeyi bırakarak sadece belli bir kesimi hedefleyen, diğerlerini tamamen karşı cepheye toplayan bir siyaset anlayışını tercih etti.

Bu siyaset anlayışı, gerek içte ve gerekse dışta çok önemli ölçekte enerji kaybına sebebiyet verdi. Türkiye’nin sahip olduğu beşeri ve ekonomik imkanlar heba edilmeye başlandı.

Yarım yamalak yapıları itibariyle olsa da mevcut cemaatle, cemiyetler ve topluluklar birer STK olarak görev ifa ediyorlardı. Bu yapı ilk defa AKP hükümeti döneminde ciddi bir zehirlenmeye maruz kaldı. Kamu imkanları bu yapıların istifadesine ölçüsüz ve disiplinsiz bir şeklide sunuldu. Ve bu STK’larda gönüllü olarak devletin emir ve komuta zincirine dahil oldular. STK olma özelliğini kaybedip Sivil Devlet Kuruluşu (SDK) haline geldiler. Bu manzara şunu işaret ediyor; Bu toplumun sivil dinamikleri yok edildi. Devlete yani iktidara entegre edildi.

Şimdi sorumuzu soralım: bu hükümet etme biçimi devlet dışı örgütlenmeleri çökertti mi?

  1. Gülen cemaatini hukuk enstrümanlarını kullanarak yok etmeye çalışıyorlar. Diğerlerini ise bu bahsi geçen yöntemle zehirliyorlar ve zayıflatıyorlar. Dahası onları muti hale getiriyorlar. Bu da onların yok oluş süreçleridir.

Çünkü otokrasi bunu gerektiriyor. Tek kişi iradesinin her alana nüfuz ettiği bir yönetim anlayışı.

Peki, mühendislik çalışması burada duruyor mu?

Elbette hayır! Anlaşılıyor ki şimdi de AKP’nin tasfiye edilmesi gündemde. Güçlü bir muhalefet olmayınca içerden hasıl edilecek bir nizalaşma ve çekişme ile bu yapı bitirilecek.

Burada asıl hedef AKP iktidarı mı?

Elbette hayır.

Peki, o zaman hedefteki temel mesele ne?

İşte mühendisliğin en ince detayı burada şekilleniyor.

İlk önce bizzat İslami geçmişi olan kadroların rehberlik ettiği bir siyaset alanını kirletmek, itibarsızlaştırmak, aralarında hasıl edecekleri ihtilaf alanları ile Müslümanlara olan güveni, itimadı bitirmek.

Sözkonusu cemaat hedefe konulmak suretiyle onların şahsında büyük camianın ne kadar ahlaksız, soysuz ve hain olduklarını ve dahi olabilecekleri algısını oluşturmak…

Ardından da yine İslami geçmişi olan aktörlerin yürüttüğü siyaseti itibardan ve gündemden düşürmek…

Ne dersiniz teori doğru çıkmıyor mu? Bizatihi Müslümanların eliyle “Müslümanlık” itibardan düşürülmüyor mu?

Bundan böyle insanların İslami camiaya karşı güven ve itimadı eskisi gibi olacak mı?

Bundan sonra İslami argümanlar ve değerler üzerinden siyaset yapacakların işlerinin ne kadar zorlaştığını tahmin edebiliyor musunuz?

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept