SİZİN SİZDEN BAŞKA DÜŞMANA İHTİYACINIZ YOK

by Fahrettin Dağlı

Buradan günlerdir yazıyorum, paylaşıyorum. Bir tehlikeye, şöyle böyle değil büyük bir dönüşüme dikkat çekmeye çalışıyorum.

Daha önce de ifade etmiştim. Bu çığlığımı bir Ak Parti karşıtlığı veya Erdoğan muhalefeti üzerinden basitleştirenlere/değersizleştirenlere diyecek bir şey bulamıyorum. Kelimeler/cümleler tükendi. Ne söylenecek söz bırakıldı, ne ortada izan ve vicdan kaldı. İzan ve vicdan sükut etti. Söz bitti, mürekkep tükendi.

Ne olursa olsun “Umudu kendine azık edinmiş” biri olarak tüm olumsuz şartlara inat fazileti, ahlakı, samimiyet ve ihlası kaybolmamış vicdanlara seslenmeye devam edeceğim. İfadelerimin bir aksiseda bulacağı imanı ile devam edeceğim inşaallah. Tâki ötelere götüreceğim bir mazeret olana kadar.

Sadece aklımızın, nefsimizin, asabiyelerimizin, öfkelerimizin, düşmanlaştırılmış kızgınlıklarımızın, enfüsi duygularımızın, gelip-geçici hazlarımızın, dünyaya duyduğumuz aşırı sevgimizin esaretinden kurutulup, halimizi Kur’an ve sünnete arz edelim. O aynada kendimizi nasıl görüyoruz? Yaşadıklarımız, edip, eylediklerimizi arz edelim bakalım nasıl bir sonuçla karşılaşacağız?

Fani şahıslara, kurumlara, partilere, teşkilatlara, cemaatlere yüklediğimiz anlamları tekrar tekrar gözden geçirelim. Neyi neyin önüne geçirdiğimize bir daha bakalım. Sevgilerimizin, nefretlerimizin neye tekabül ettiğini bir daha tefekkür edelim.

Ne olur cesaret yüklenelim. Allah için bir defa da olsa bu cesareti gösterelim. Bir defa da olsa kendimizle yüzleşelim. Aslında güzel gördüğümüz, cafcaflı ambalajlara sarılmış çoğu şeyin bizim için ne anlam taşıdığını görelim.

Bu dünyaya nasıl bu kadar bağlandık?

Dillerimiz hakkı ifade ederken fiillerimiz nasıl bu kadar aksini ifade eder?

Ey kendilerine emanet verilmiş olan faniler bu dünyayı ölümsüz mü bellediniz? Ölmeyeceğinizi mi, hesap vermeyeceğinizi mi düşünürsünüz?

Uzun zamandır dillerinizden rahmet esintileri esmiyor. Küfürler, hakaretler, iftiralar, tekfir sözcükleri dökülüyor dillerinizden. Rahmet üflemek yerine zehir küsüyorsunuz. Hesap defterleriniz var ama ortadan okuyorsunuz. Hasebinizin başı kaybolmuş, sonu muhkemden düşmüş.

Bu nasıl bir ümmet anlayışı? Rahmet müjdeleyicisinin ümmeti olduğu iddiasında bulunan sizler nasıl böyle iklimi rahmetten zulümata çevirdiniz?

İnandığınız Peygamber âlemlere müjdeydi. İklimlere rahmetti. Muamelatta eminlikti.

Size ne oldu böyle? Ne oldu Allah aşkına bu kadar savruldunuz? Dilleriniz bir şey söyler halleriniz başka bir şey.

Bir şey bırakmadınız. Ne güven, ne selamet, ne vefa, ne akit, ne samimiyet, ne ihlas. Toz duman ettiniz ortalığı?

Allah aşkına söyler misiniz; dilinize, halinize bakarak kaç insan İslam’ın Rahmet ve merhamet sancağının altına güvenle girer?

“Keşke ben de bunların aydınlık dünyalarının ortağı olsam, yaşadıkları dünyanın iklimini teneffüs etsem” diyebilecek bir söz ve hal mi bıraktınız?

Siz kim, hakikat kim? Fersah fersah uzaklaştınız. Uzaklaşırken milyonlarca insanı beraberinizde sürüklediniz. Hak, vatan, devlet, millet dediniz, kendi iktidarınızın derdine düştünüz.

Sadece kendinize yazık etmediniz, topyekûn bir toplumu dönüştürüyorsunuz?

İyilerle kötüleri, şerlerle hayırları, akla karayı, adaletle zulmü birbirine kattınız. Hakikatin üstüne öyle bir örtü örttünüz ki kaldırabilene aşk olsun.

Ağzınızı açıyorsunuz bağırarak, tehdit ederek, gözdağı vererek, “vatan, devlet, millet, sakarya” edebiyatıyla başkalarına ayar verirken bir lahzada olsa nefislerinize dönüp; “Ey nefis, ey nefis, ey nefis beni nereye sürüklüyorsun? Hangi kör kuyunun dibine atıyorsun?” deme cesaretini kendinizde bulabiliyor musunuz?

Günah keçileri seçip günah yüklemekle meşgulsünüz. Sizinki günahları başkasına yükleme telaşı, aynaya bakamama hali, kendini terbiye edemeyenlerin başkalarını suçlama marazı.

Evet, toplumumuz ve insanlık dünyası büyük bir buhranı yaşıyor. Bu buhrana cevabınız herkese ayar vermek mi? O dilinize pelesenk ettiğiniz “medeniyet”inizin bu buhrana bir cevabı yok mu? Sözünüz yok değil mi? Onun için ortalığı gürültüye veriyorsunuz. Onun için size söyleneni duymamak için tam tamlar çalıyorsunuz.

Ortalığa saçtığınız trollerle Kevser havzalarını cehennemi topraklara dönüştürdünüz.

Sizden artık tek ricam kaldı. Allah aşkına bırakınız artık bu dinin muazzez değerlerini, piyasaya çerez kıldığınız o değer dünyamızı.

Siz kîm bu ağır sorumluluğu kaldırmak kim?

“İnsanoğlu o emaneti yüklendi. Ne kadar cahil ve zalim” hükmüne ayna tuttunuz.

Siz kîm, o yükü taşımak kim?

Bu ne cehalet, bu ne zulüm? Değer dünyamızın altında kaldınız. Kendinizle birlikte milyonları da yığınların altında bıraktınız.

Ayna mı istiyorsunuz?

Çevrenize, dostlarınıza, şeriklerinize bakın. Bakın çünkü her bakışta kendinizi göreceksiniz.

Bakın çevrenizde kimler kalmış?

Bakın, yanınızda iktidarınızı kendi ikballerinin vasıtası olarak gören siyaset ve bürokrasi pazarlamacılarından, ihale takipçilerinden, eş-dost kayırmacılarından başka kim kalmış?

Yüreğiniz de halen bir şeycikler kalmışsa bakın.

Onlarla mı kuracaksınız sözüm ona yerli medeniyetinizi? Bir tane, size bakıp sizin söylediklerinizi duyup sizin yazdıklarınızı okuyup imana gelen insan bulabilir misiniz?

Bakın finanse ettiğiniz medyanın yirmi dört saat bu toplumun üzerine neyi boca ettiğini, hangi kirli ilişkilerle evlerimize konuk ettiğiniz bu medyanın dizileriyle, eğlence programlarıyla bu toplumun değer dünyasını nasıl aşındırdığını?

O cesareti kendinizde görüyorsanız bakın. Ve dönün yolun sonuna varmadan.

Dönün! Kendinize de, arkanızda sürüklediklerinize de yazık ediyorsunuz. Dönün yolun sonuna varmadan.

İktidara mecbur değilsiniz. Allah’ın hükmüne boyun eğmeye mecbursunuz.

Bırakınız dışarıda düşman aramayı. Sizin sizden başka düşmana ihtiyacınız yok.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept