Dostlara bir soru sormuştum. Lütfedip cevap veren arkadaşlara teşekkür ediyorum. Sorum şuydu:
“Haramın, günahın, zulmün kim tarafından işlendiğinin bir önemi var mı?
Yani, Allah’a inandığını iddia edenle; inanmadığını ikrar eden arasında günah, haram ve zulüm irtikap etmek anlamında bir fark var mı?”
Gelelim cevaba;
Bir bakıma dostların cevaplarını da toparlayarak yorumlamış olayım;
Malum, Kur’an temelde üç sınıf insanı tarif eder ve sıfatlandırır;
Birincisi iman eden, yani mümin; ikincisi iman etmeyen, yani kafir; üçüncüsü ise bir ve ikinciler arasında gidip gelen; kimin yanındaysa ondan gözüken; diliyle kalbi arasında uyumsuzluk olan. Ve dikkate şayandır ki, Kuran’ı Kerim’de en çok bu sınıftan bahis edilir ve hatta bir süre tamamen bu sınıf insana ayrılmıştır (Münafikun). “Kafirlerden” daha çok “münafıklardan” sözedilir ve samimi müminlerin dikkati bu sınıf insan üzerinde yoğunlaştırılır.
Onun için de “münafıklık küfürden beterdir” denilmiştir.
Münafık terimi deyimsel olarak, nefak isminden türetilmiştir. Nefak da, girişi dışında, bir de çıkışı olan ve özellikle tarla faresi, kertenkele ve benzeri hayvanların kolaylıkla girip çıkabilecekleri veya kendilerini kovalayanları atlatabilecekleri karmaşık yuvaları gösteren nefak isminden türetilmiştir. Yani bu kadar tehlikeli. Hangi delikten çıkacağı ve nereden ısıracağı belli olmaz.
Allah insanları inanmak ve inanmamak arasında muhayyer/özgür kılmıştır. Dolayısıyla tercihini açıkça beyan ettikten sonra muamelat da ona göre olur. Kimse kimseye baskı yapmaz ve onu inanma veya inanmamaya zorlamaz. Karşılıklı hukuklarını da buna göre tanzim ederler.
İnkar eden, safını belirlemiştir. Dolayısıyla dinin hükümlerine uymak gibi bir durumu sözkonusu değildir. Ancak inandığını iddia edip de o inancın yalancısı/sahtekarı olan MÜNAFIK için aynı şey sözkonusu değildir. Ayet onlar için şunu ifade ediyor:
“Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.” (Tevbe/101)
Evet, ayet bir bakıma sorumuzun cevabıdır. Yani, işlenen günahlar, haramlar ve zulümler ile ilgili olarak iki kat azaba muhatap olacaklardır.
Her vesileyle ifade ettiğim gibi tekrarlamış olayım; İman, bir iddiadır. Eğer o iddianın gereğini yerine getiriyorsanız mümin sıfatına haiz oluyorsunuz. Yok iddianızın hilafına hareket ediyorsanız, sırf öyle muamele görmek işinize geldiği için Müslümanlık numarası yapıyorsanız iddianızın yalancısı ve sahtekarısınız. Elbette Allah adildir ve dolayısıyla işlenen cürme uygun ceza terettüp edecektir.
Neden durup dururken bu bahsi açtım?
Şundan; Şahsi izlenimim ve kanaatim o ki, son yıllarda bu kavramlar yerinden oynadı. Ve münafıkların sayısı arttı. Kimseye cepheden MÜNAFIK diyemeyiz. Böyle bir hakkımız yok. Ancak bu sıfatlara haiz milyonları görmek mümkün. İzlenen siyasi rejim bu sınıf insanı besliyor ve çoğaltıyor. Bütün baskıcı rejimlerin ortak karekteridir bu…
Ve ne yazık ki, nice samimi müslümanlar bu gösterişe (riyakarlığa) kanıp bu sınıfın çoğalmasına hizmet etmektedirler. Bu da – Allah muhafaza- bu toplumu felakete sürükleyen bir dalgadır.
Evet, Tevbe 101’den de anlıyoruz ki, münafıklar fiillerinin karşılığı olarak iki kat cezayla mukabele göreceklerdir.