SÖYLEDİKLERİNİZDE SAMİMİ MİSİNİZ?

by Fahrettin Dağlı

Birkaç senedir klasik tabiriyle çakma ‘İslamcılık, Osmanlıcılık’ kırla gidiyor. Hilafet, şeriat dillerden düşmüyor.

Osmanlıcılığı geçiyorum. İslami rejim özleyenlere sadece sorum şudur; Neyi savunduğunuzun farkında mısınız? Savunduğunuz değerlerin size nasıl bir mükellefiyet, yükümlülük yüklediğinin idrakinde misiniz?

Öyle ya, öncelikle neyi savunduğunuzu bilmeye çalışın. Hamaset yapmayın; amigoluk hiç yapmayın. Gerçeğe, hakikate gelin.

Mesela, sizler, bugün o savunduğunuz fikirlerin, düşüncelerin neresindesiniz? Allah’ın emir ve nehiylerini ne kadar dikkat edip gereğini yapıyorsunuz?

Nefsinizde gerçekleştiremediğiniz bir inkılabı bir başkasına teklif etmeye hakkınız var mı? Siz ilk önce doğru / sahih bir şahitlik yapın!..

Böyle bir hesap yapıp yapmadığınızı bilmiyorum. Ama ben size bir şey söyleyeyim mi; Bu kadar yıllık okumalarıma, müşahedelerime, tecrübelerime dayanarak size şunu söyleyebilirim; Eğer gerçekten Allah’ın muradı olan bir hayat düzeni, bir hukuk sistemi olmuş olsa belki de bugün en çok böyle bir sistemin / rejimin gelmesini dillendirenler itiraz edecektir; ‘gelsin dedik ama bu kadar da değil’ diyeceklerdir. Yeter ki, gelen rejim çakma bir şey olmasın.

İlahiyatçı bir arkadaş nakletmişti; ‘Bir gün bir gurup insanla dini mevzularda sohbet ediyoruz. O gün katılan birkaç genç sohbetin ortasında söz alarak; ‘Hocam iyi güzel de, bugün Irak’ta ABD askerleri Müslümanların ırzına geçerken sizin burada koltukta oturup sohbet etmeniz, ahkam kesmeniz doğru mu? Çözüm mü?’ Ne demek istediklerini anlamıştım. Kendilerine ‘sohbetin sonunda görüşelim’ dedim. Dediğim gibi program bittikten sonra bunlarla baş başa kaldık. Kendilerine sordum; ‘Siz gerçekten bu sözünüzde ciddi misiniz? Samimisiniz?’ Karşılık olarak, ‘tabi ki hocam’ dediler. Dedim ki, ‘Tamam o zaman yarın hazırlığınızı yapın Irak’a savaşmaya gidiyoruz. Falan saatte şurada buluşalım. Vallahi ben samimiyim. Var mısınız?’ Kararlılığımı gördüklerinde, sızlanmaya başladılar; ‘Hocam eşimiz, çocuklarımız var. İşimiz, gücümüz var.’ O zaman dedim ki, ‘haddinizi bilin. Birilerini itham etmeden önce bir düşünün. İlk önce kendi nefsinizi sığaya çekin, sonra başkalarına söz söyleyin.”

Evet, hikayemizde geçtiği gibi bu ülkede neyi talep ettiğinin farkında olmayan yığınlar var.

Hele siyasi yönetim ve onun destekçileri ve savunucuları açısından!..

Mesela, farz-ı muhal, Allah Resulü misafir olarak çıkıp geldi aramıza. Halimizi gördü; siyasetimize, muamelatımıza baktı ve sordu;

-Kamu malını namusunuz gibi koruyor musunuz? İhale veya benzer usul ve işlemlerle kamu gelirlerini haksız bir şekilde kendinize veya başkalarına aktarıyor musunuz? İsraf ediyor musunuz? Kamu malında tüyü bitmemiş yetimin hakkının olduğunu aklınızdan geçiriyor musunuz? ‘Kamu malı / beyt-ül mal’den haksız bir şekilde istifade eden birinin cenaze namazını kılmadığımı biliyor musunuz? Devletin, yöneticinin mumu ayırımını yapıyor musunuz?

-Bu görevlere gelmeden önceki mal varlığınız ile bugün sahip olduklarınızı karşılaştırıp kendinizi muhasebeye ve murakabeye çekiyor musunuz?

-Helal ve haramı gözetiyor musunuz? Sizin gibi düşünmeyenlerin de hakkını ve hukukunu, kendi hak ve hukukunuz kadar muteber görüp, gerektiğinde savunuyor musunuz?

-Kul haklarına giriyor musunuz? Sabahtan akşama kadar siyasi muarızlarınıza ağza gelen her türlü küfrü ve hakareti nereye koyuyorsunuz? İftira ve gıybet ediyor musunuz?

-Ehliyet ve liyakate dikkat ediyor musunuz? Mesela en basitinden; adil sınavlar yapıp, ideolojik kimliğine bakmaksızın, hak edene hakkını veriyor musunuz?

-Kamu imkanlarıyla finanse ettiğiniz medya, asgari ahlaki ilkelere riayet ediyor mu? Yoksa kenef çukurları gibi, kanalizasyon şebekesine mi bağladınız?

-Samimi, ihlaslı, dürüst insanları bırakıp ikiyüzlü, riyakar, münafık, din düşmanı insanlarla işbirliği mi yaptınız?

Neyse diyelim ki, bu sorularla iktifa etti. Şimdi gelin kıvırmadan söyleyin, bu sorulara karşı cevaplarınız nedir? Cevaplarınızı bilmiyorum ama herhalde büyük ihtimalle feraset ve fetenat sahibi Hz. Peygamber, gördüğü manzara karşısında ‘Allah’ın size bıraktığı emaneti böyle mi muhafaza edecektiniz?’ deyip daha fazla dayanamayıp, gerisin geri dönüp giderdi.

Mesela, serdengeçti Hz. Ömer veya Onun torunu Ömer B. Abdülaziz olmuş olsaydı herhalde topunuzu sopayla kovalardı.

İnanın, başka bir şeye değil, Allah’ın dinini savunmak size düşmüşse en çok da buna yanarım!..

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept