STK’LARIN DEVLETLEŞTİRİLMESİ

by Fahrettin Dağlı

Her vesile ile dile getirdiğim Kur’an da Bakara suresinin Talut ve Calutla ilgili 246 ila 251. Ayetlerinde geçen kıssa, insanoğlunun kadim problemlerinden birini ifade ediyor.

Malum bu kıssada İsrail oğullarının bir ırmakla sınandığı anlatılıyor. Bir rivayete göre seksen bin kişilik ordudan bu sınavı geçen sadece bedir ordusu kadardı (313). Diğerleri ırmağın kenarında kendilerine tanınan ruhsatı aşarak kana kana sudan içtiler ve öylece yığılıp kaldılar. Yani sözün kısası imtihanı kaybettiler. İmtihanın konusu dünya metası ve iştihası. İnsanoğlunun en çetin imtihan konularından birisi. 0 imtihanı başarı ile geçen 313 kişi Talud’un komutasında çağının zalimi Calud’un büyük ordusunu yenilgiye uğrattılar. Yani az bir kuvvet, Allah’ın inayet ve yardımı ile büyük bir orduyu galebe çaldı.

Günümüzde İslami camia bir asırdan sonra dünya ile ilgili ciddi imtihanını 2003’ten itibaren yaşamaya başladı. Evet, onların da önlerinde kocaman bir ırmak (Kamu imkanları, mevki, makam, ticaret, kadın vb.) akıyordu!

2003’ün ortasına doğru bu mahalle ahalisinin ne kadar aç ve susuz olduğunu bizzat alandaki müşahedelerimle gördüm. Öyle bir açlık ki adeta sahip olmak için birbirlerini kırıp döktüler. Anlayacağınız bu gün gördüğüm manzaranın işaretleri daha işin başında belirginleşmişti. Herkes kendi çapında kamuda örgütlenip, kamu imkanlarını kendi lehlerine nasıl transfer edebileceklerinin hesabına düştüler. İhale kapma, boşalan mevki ve makamlara yerleşme, AB ve diğer kamu projelerinden nemalanma gayretleri sınır tanımıyordu.

Öyle ölçüsüz, öyle savruk, öyle hoyratça daldılar ki adeta kendi geçmişlerini unuttular ve inkar ettiler. Geçmişlerini hatırlamak bile istemediler. Kendilerine Müslümanlıkları hatırlatıldığında yüzleri asılıyordu ve adeta “Canım şimdi Müslümanlığımızı hatırlatmanın yeri mi” diye size anlamlı anlamlı bakarlardı. Meğer seküler alan en çok da bu arkadaşların işine geliyormuş. Hiç de şikâyetçi değillerdi. Kamusal alanı haram işleme alanı (serbest bölge) olarak görüyorlardı! Çünkü orada hâşâ “İslam geçmiyordu.” Mübalağa ettiğimi düşünebilirsiniz belki. İtimat edin tam da böyleydi.

Bu gün başımıza gelen bunca felaket sebepsiz miydi? Elbette bu ırmak (iktidar) boyutu ile çok ilgiliydi.

Bu tür zamanlarda cemaatler, cemiyetler, organize topluluklar adeta anti virüs (koruma) işlevi görürlerdi. Kamu alanının iğvasına ve çekiciliğine karşı müntesiplerini uyarırlar, özel alanlarına çekmek suretiyle kendi özel aidiyetlerini unutturmamaya çalışırlardı bu yapılar. Ak Parti iktidarına kadar bu mekanizma aşağı yukarı ağır aksak da olsa böyle işledi.

Ancak Ak Parti iktidarı ile birlikte bırakınız korumayı, kamu imkanlarından yararlanmak, müntesiplerini bir yerlere getirtmek, kamudan güç devşirmek için adeta birbirleriyle yarıştılar.

Bir başka cihet ise devletin iktisadi imkanlarından yararlanma… Vakıflarına, derneklerine, sendikalarına arazi-arsa temini, kamu ihaleleri karşılığı bağışlar, sponsorluklar, kamu binalarının uzun süreli kiralamalarla devri, proje destekleri v.s.,v.s.

Kamu imkanları ile semiren bu STK’ların o güne kadar hakim güce karşı zayıfta olsa bir kıyamları/duruşları vardı. Bu aşamadan sonra beslendiği kapıya hizmet etmenin dışında bir alternatifleri kalmamıştı. İnsanoğlunun en zor imtihanı biriktirdiklerinden/kazanımlarından yoksun olma korku ve endişesidir.

Bu gün iktidar ile ters düşen bir cemaatin içerisine düşmüş olduğu hali hep beraber izliyoruz. Yarım asırdır oluşturdukları bu kadar iktisadi ve sosyal yatırımlar bir bir ellerinden alınıyor ve cezalandırılıyorlar. Aslında onların şahsında diğerlerine de mesaj veriliyor; “Ayağınızı denk alın. Benimle uyumlu hareket etmezseniz size de aynı muamele uygulanır. Bu kadar.” Mevcut manzarayı gören hiçbir sivil inisiyatifin iktidardan maada bir duruş sergileme imkanı bırakılmamıştır.

Çok azı istisna bu dönemde İslami kesimin STK’ları, sivil devlet kuruluşlarına (SDK) dönüşmüştür. Dolayısıyla da güce karşı kıyam, sivil duruş mefluç kılınmıştır. Gidişattan rahatsız olsalar da artık geri dönüş imkanı kalmamıştır. Adeta kursaklarından bağlanmışlardır. Bağı çözecek olsalar, daha önce kendilerine verilen kamu imkanları ellerinden alınacak ve varlıkları ortadan kalkacaktır.

Dolayısıyla tekrar başa dönüyorum. Bakara süresinin son ayetlerinde bahis konusu ettiğimiz kıssanın zamanımız versiyonu yaşanmaktadır. İktidar erkinin tahsis ettiği hortumlardan ağızlarını alamayan bu kuruluşlar ve müntesipleri büyük sınavı da kaybetmiş olacaklar.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept