TAKİYYE, BASKICI REJİMLERİN YOL AÇTIĞI İRADE FESADIDIR

by Fahrettin Dağlı
Malum, İslam tarihinde Hz. Muhammed’in (sav) Peygamberliğinin ilk yıllarında arkadaşlarına yapılan baskı ve şiddet dolayısıyla, eğer öldürmeye varacak bir risk sözkonusu ise iradenin hilafına beyanda bulunmalarına izin (ruhsat) verilmiştir. Buna rağmen ölümü göze alarak yine de gerçeği/hakikati inkar etmeyenler de övülmüşler, taktir edilmişlerdir.
Ne yazık ki, sonradan bir takım Müslüman toplum, hizip ve ekollerce bu ruhsat çök kötü kullanılmış ve neredeyse bir tabiat haline gelmiştir. Ölüm korkusu olmamasına rağmen yine de gerçek iradelerini gizlemişlerdir. İrade ile söz arasında fesat oluşmuştur. Gerçek iradelerini beyan ettiklerinde var olan imkanlarını kaybedecekleri veya ulaşma umudu olan bir takım kazanımlarına erişemeyecekleri endişesiyle iradelerini dışarıya farklı yansıtmışlardır. İçeride bir türlü dışarıda başka bir türlü irade beyanında bulunmuşlardır. Yani, çok farklı maskeler taşımışlardır. Bu durum fıtrat dejenerasyonuna yol açmıştır. Güvenmedikleri herkese yalan söylemek durumunda kalmışlardır.
Yaşadığım hayat sürecince bu duruma hep tanıklık ettim. Cemiyet hayatında bir takım gurup ve toplulukların böyle hareket ettiklerine şahit oldum. Bu durum bana çok rahatsızlık veriyordu. İnsan özgür kişiliğiyle; kendi iradesiyle ters düşmemeliydi. Takiyye yapıyorum derken insanlara yalan söylediğinin rahatsızlığını bile yaşamayacak bir tabiat dejenerasyonu…
Burada çift taraflı bir sorumluk var. Birincisi, insanın doğuştan sahip olduğu düşünme, inanma, inandığını yaşama ve yayma hürriyetinden mahrum bırakan siyasal aktörler; İkinciler ise, dünyadaki imkanlarını yitirme; ulaşma istek ve arzusunda oldukları hedeflere varmadaki korku ve endişeleri nedeniyle gerçek iradelerini gizleme gereği duyanlar…
Birincilerin sorumluluklarının ağır olduğunu izah etmeye hacet yok. Çünkü onlar hem kendi fiillerinin ve hem de yalan beyanda bulunmalarına sebebiyet verdiklerinin vebalini yüklenecekler.
İkinciler de sorumluluktan muaf değil. “Ne yapalım, gerçeği söyleyecek olsak bize baskı ve şiddet uygulayacaklar; yapmak istediklerimize engel olacaklar; takoz koyacaklar; partimizi, dergahımızı kapatacaklar, dağıtacaklar; mallarımıza el koyacaklar; faaliyetlerimize izin vermeyecekler.” gibi mazeretlere dini bir kılıf bularak yaptıklarını meşrulaştırma gayreti ve çabası da doğru değildir. Malum, gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. İşte o gerçek bir gün ortaya çıktığında o güne kadar size itimat edenlerin bütün güvenlerini yerle yeksan etmiş olursunuz. Hakikate muhalif beyanlarınız ortaya çıkacak. Eminliğinizi kaybedeceksiniz. Hz. Peygamberin en önemli vasfı olan “eminliği” kaybettikten sonra diğer kazanımların ne ehemmiyeti olabilir? Eğer Peygamber ahlakı diyorsak, Müslüman kişi, öncelikle ahlakın en önemli göstergesi olan yalan söylememe ve çevresine “emin insan” vasfını ihsas etmelidir. Dediğim gibi “öldürülme” güçlü kanaati dışında ‘takiyye’ye ruhsat verilmemiştir. Buna rağmen özellikle Emevi iktidarının baskıcı zulmü karsında Müslümanlar bu ruhsatı aşındırmışlardır. Ne yazık ki, bir süre sonra bu bir ahlaka, karaktere ve kültüre dönüşmüştür
Onun için ez cümle şunu ifade edeyim; insanın inanma, inandığını yaşama, açıklama ve yaşatma iradesinin, direncinin önüne geçmeyin. Herkes doğuştan sahip olduğu bu hakkı kullansın. Eğer buna mani olur, bu hakları sınırlar, izne tabi kılarsanız insanlar gerçek iradelerini dışa vurmaktan kaçınırlar. Farklı maskeler takma zorunda kalırlar.
Bu durum hem sizin için ve hem de bu insanlar için bir vebaldir.
Bir kimlik yozlaşmasıdır.
Sağlıksız bir sosyal bünyenin oluşmasıdır.
Yalanın, hilenin teşvikidir.
Kendilerine güvenen; dürüstlükleri ve eminlikleriyle toplumda karşılık bulan yöneticiler toplumdaki tüm farklılıkları, düşünce ve fikir çeşitliğini bir tehlike değil, bir zenginlik olarak görürler. Bir toplumda ne kadar çok fikri tartışma zemini oluşuyorsa o ölçüde bir sosyal, kültürel ve siyasal gelişmişlik süreci oluşmuş demektir. Malum meşhur ifade; “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan doğar.”

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept