Ebu Hanife’nin Sivil İtaatsizliği ve Bugünün Müslümanlarının Paradoksu

by Fahrettin Dağlı

Tarihte Emevi yönetimi, müslümanların iki ana kolu tarafından günümüze gelinceye kadar eleştirilmeye devam edilmiştir. Şia mezhebinin tenkitleri gözardı edilse bile Sünnî cenahın da önemli bir kesimi Emevi yönetiminin adaletten uzak bir yönetim anlayışına sahip olduğunu iddia ederler ve bu yüzden eleştirirler. Hele hele Hz. Peygamberin ehli beytine yapılan eziyetler, zulümler ve camii kürsülerinde okunan hutbelerde edilen ve müslümanların camileri terk etmesine sebep olan hakaretler bu yönetimin adalet anlayışı hakkında olumlu düşünmenize izin vermez.

Daha da ilginç olan, bu ülkede yaşayan ve neredeyse %80’ının Hanifi mezhebine mensubiyet iddiasında bulunduğu milyonlarca müslümanın tutum ve davranışlarıdır.

Ebu Hanife tabir caizse Emevi yönetimine karşı bir “sivil itaatsizlik” eylemi gerçekleştirmiştir.

Çünkü yönetim anlayışlarının adaletsiz ve zorbaca olduğunu düşünüyordu. İktidarın her türlü ikna çalışmalarına, dünyalık vaatlerine rağmen Ebu Hanife hepsini elinin tersiyle itti ve bedelini de canıyla ödedi.

Aslında Ebu Hanife’nin buradaki tutumu siyasal iktidarın vesayetindeki din anlayışına bir itirazdı, reddiyeydi.

Ve İslam dünyasında Emevilerden sonra gelen tüm yönetimler az veya çok aynı anlayışı sürdürdüler. Ebu Hanife’nin inisiyatifi ve itirazları ya doğru dürüst anlaşılamadı veya Emevi anlayışı baskın geldi.

Bu vesileyle şunu demek istiyorum: Devletin / siyasal iktidarın himayesinde / vesayetinde toplumda sağlıklı bir dini gelişimin olma imkanı yoktur. Siyasal iktidarlar ne kadar adil olduklarını iddia etseler de tabiatı gereği her iktidar büyük veya küçük zulümler işlerler. Zulüm bulaşmış bir dini anlayışın iflahı da mümkün değildir. Onun için de samimi müminler devletin / iktidarın vesayet alanın dışında yaşam alanlarını tercih etmişlerdir.

Bugünün manzarasına baktığımızda, dünden ders çıkartmayan ve alabildiğine devletin himayesine, siyasal iktidarın vesayetine gönüllü olarak girmiş olan bir yapıyla karşı karşıyayız. Özgünlüklerini, özgürlüklerini ve sivilliklerini yitirmiş cemaatler, cemiyetler… Dini tüm hizmetleri devletten bekleyen, devletin belirlediği vesayet alanlarının dışına çıkmayan yapılar…

Ebu Hanife’ye mezhepsel mensubiyetlerini ifade eden bu yaklaşık %80’lik Müslümanlık iddiasındaki guruplara bir soru: Bugün farzımuhal Ebu Hanife yaşıyor olsaydı mevcut siyasal iktidarın yanında, arkasında mı yoksa karşısında mı dururdu? Eğer “karşısında dururdu” diyorsanız ikinci soru: Bu durumda sizler Ebu Hanife’nin mı yoksa iktidarın yanında mı yer alırdınız?

Emevi yönetimini zorba / baskıcı bir rejim olarak görüyorsanız ve Ebu Hanife’yi de bu baskıcı rejime karşı aldığı inisiyatiften dolayı haklı buluyorsanız müslümanlar olarak devletin vesayetindeki bir dinî anlayışa muhalif olmanız gerekmez mi? Bu paradoksa ne diyecekseniz?

Tarih tecrübesi göstermiştir ki, siyasal iktidarlarla mesafeli olunduğu zamanlarda dini alan neşvünema bulmuş, devletin kanatları altına girdikleri dönemlerde de dinden kaynaklanan değerlerini, ahlaki erdemlerini kaybedip dünyevileşmişlerdir.

Bugün yaşadığımız tablo tam da bu gerçeği yansıtmaktadır.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept