AYDINLIK BİR SABAHIN MÜJDESİYLE UYANMAK!

by Fahrettin Dağlı
Bir sabah uyandığımda susayan, kuruyan gönüllere müjdeler vermeyi ne kadar çok isterdim. Benim müjdem tabi ki gaz, elektrik, su değil; kararan, darmadağın olan dünyamızı yeniden derleyecek, toplayacak; kandillerle donatacak, yıkılan gönülleri onaracak, daha mutlu, daha huzurlu, daha müreffeh, daha kardeşçe, daha adil bir dünya müjdesi…
Birbirimizi çok yorduk, hırpaladık, kırdık, döktük, zulmettik, haklara girdik, gönülleri yıktık. Ağızlara giden lokmalarımızdan çaldık. Sofralara inen tabakların sayısını azalttık. Karı, kocaları işsiz, aşsız, eşsiz; yavruları annesiz, babasız kıldık. Muhabbeti yıktık, adaveti getirdik. Göğe yükselen ellerimiz, konuşan dillerimiz dua değil, beddua terennüm etmeye başladı. Yağmalandı ruh dünyamız. Hanelerimize, yuvalarımıza yangın düştü. Ayrı düştük, cephelere bölündük. Sohbeti, muhabbeti kestik; birbirimizi tekfir ettik. Bir fitne ateşi ki, kuru, yaş demiyor her şeyi yakıp yıkıyor. Yıkıntıların altında feryadı figanlar var ama oralı olan kimseler yok!.. Kulaklarımızı tıkayıp, gözlerimizi kapatıyoruz. “Kardeşinin derdi ile dertlenmeyen bizden değildir” haberini kulak ardı ettik. Derdiyle dertlenmediğimiz gibi bir yumruk, bir tekme de biz attık. Yakınımızdaki komşumuzun bile halini, hatırını soramaz olduk. Medya denilen bir illüzyon kutusunun esiri olup, her türlü düzmece haberi, iftirayı ve kumpası gerçek bildik. Tahkik etmeden / sorgulamadan doğru kabul edip milyonlarca insana haksızlık ettik. Kardeşlerimizin etini yerken hiçbir bulantı hissetmedik. ‘Kul haklarıyla huzuruma gelmeyin’ ihtarına karşı kulaklarımızı tıkadık. Âlimlerimiz, aydınlarımız günlük itiş-kakışın arasında kalarak hikmeti yitirdiler. Bırakınız başkalarını, kendilerini bile aydınlatamadılar. Velhasıl, velkelam kıyameti zorlar olduk. Dünyamız karardı, yuvalarımıza ateş düştü.
Gelelim hayalimdeki müjdeye;
Kalkın ey halkım! Yeni bir güne uyandık. Bugün barış, adalet ve merhamet günü… Geçmişi karanlığa gömdük. Hepimiz güneşe yönelelim; ziyalarını kararan dünyanın üzerine kandiller gibi yayalım. Kavgalarımızı, husumetlerimizi, düşmanlıklarımızı baltalarıyla birlikte derin toprağa gömelim, üzerine beton dökelim. Zaten alıp-veremediğimiz neydi ki? Kainattaki her şeyin/mülkün gerçek sahibi bütün cömertliğiyle bizleri nimetlere gark etmiş mi? Peki, neyi bölüşemiyoruz? Bu kavga, bu adavet niye? Yorulduk, bîtap düştük…
Bugün fakir düştük, yoksullaştık; bazılarımızın ekmeği azaldı; işsiz, aşsız, aç sefil kaldılar. Bütün bu zorluklarla hep beraber el-ele verip mücadele edeceğiz. Her şeyini kardeşleriyle bölüşen bir kültürün çocuklarıyız. Bugünden itibaren aç sefil kalmayacak bu topraklarda; Haydin sofraları açtık; aç ve açıkta kalan kim varsa sesini bize duyursun. Hangi ırka, hangi dine mensup olduğunuz önemli değil, biz insanlıkta kardeşiz. Bu ülkenin topraklarında aç sefil insan kalmayacağı gibi dağdaki, bayırdaki hayvanatın da bayram günü!.. Hepsinin karınları duyacak, göklere uçup meleklerle birlikte kanat çırpacaklar. Hep birlikte zikre durup muhteşem bir orkestrayı seslendirecekler. Semadan dökülen rahmet müjdeleri yeryüzünü berekete boğacak. Tıpkı Yusuf’un Mısır’ında yağan rahmet gibi. Tıpkı Ömer bin Abdülaziz’in zekat verilecek kimsenin kalmadığı bolluk ve bereket diyarı gibi…
Düşmanlıkları unuttuk, bugün helalleşme günü! Af etme cömertliğini gösterme günü… Tıpkı güzeller güzeli Yusuf gibi; tıpkı Sultanlar Sultanı, Gönüller Fatihi, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav) gibi…
Bugün ahitleşme günü… Gerimize, çocuklarımıza, torunlarımıza güzel bir hikaye bırakmak adına ayaktayız. Bir daha o kavga/adavet günlerine dönmemek; yeniden helalleşmek ve ahitleşmek adına yeni bir başlangıç yapıyoruz. El, ele vereceğiz. Birbirimizin haklarına riayet edeceğiz. Kimsenin hakkına, hukukuna göz dikmeyeceğiz; haklarımıza razı olacağız; herkesin canını, malını, namusunu, şahsiyetini kendimizinki kadar aziz bilip dokunulamaz bileceğiz; birbirimizin hürriyetine kastetmeyeceğiz. Eden olursa hepimiz beraber ona/onlara karşı çıkacağız. Adalete gelinceye kadar onlarla mücadele edeceğiz. Dillerimizi, ırklarımızı bir üstünlük ve kavga sebebi değil, tanışma ve kaynaşmanın zenginliği bileceğiz; Herkesin inancını rahatlıkla yaşayabileceği, ifade edebileceği bir sosyal iklim hasıl edeceğiz. Herkes tam bir güven içerisinde geleceğe umutla yönelecek; Fırat’ın kenarı yine eski güvenlik şemsiyesi ile korunacak; Kadim Anadolu topraklarından doğan ‘adalet’ güneşinin ziyaları kararan dünyamızı yeniden aydınlatacak. ADALET direğini ayağa kaldırarak kainatın herkese yeter zengin nimetlerini adil bir şekilde tevzi edeceğiz.
Evet, bu müjdeyi lütfen ütopya olarak görmeyelim. Her zifiri karanlık bir aydınlığın müjdeleyicisidir aynı zamanda. İnşaallah yakın bir zamanda hiç tahmin edilmeyecek bir cihetten bu müjdeleri alacağız. Umutsuzluk ölümdür. Umut yeniden dirilmektir; can bulmaktır…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept