Haktan ve Adaletten Mahrum İktidar Politikaları İnsani Sorumluğumuzu Ortadan Kaldırmıyor

by Fahrettin Dağlı

Yıllardır sosyal medya mecralarını takip ediyor, izliyorum. TV seyretmediğimden dolayı kitlenin X, Facebook, İnstagram ve YouTube gibi sosyal medya hesaplarında paylaşılanları düzenli bir şekilde takip edip izlenimler ediniyor, notlar alıyor ve böylece toplumun nabzını ölçmeye çalışıyorum. Türkiye toplumunun sosyolojisini buradan öğrenmeye, kendime göre sonuçlar çıkartmaya gayret ediyorum. Sanal ortamda yapılan düzenli gözlemler bir alan çalışmasına benzer şekilde veri sağlıyor.

Siyaset alanı ile ilgili bir kişi olarak söz konusu izlenimlerim üzerinden edindiğim bilgileri bir araya getirip bugüne kadar üretilenlerle kıyaslayarak birtakım soyutlamalarda bulunuyorum. Bunları yaparken mümkün olduğu ölçüde hissiyatıma prim vermekten, ideolojik yargıların düşünce dünyamı ifsat etmesine zemin hazırlamaktan uzak kalarak akli ve nakli bilginin ışığında birtakım hükümler çıkartmaya çalışıyorum. Pek de kolay olmayan bu çalışmayı yaparken muhatap kitle tarafından nasıl anlaşılacağını da hesaba katıyorum.

Yirmi yıla yakın bir süredir aktif bir sosyal medya kullanıcısı ve takipçisi olarak diyebilirim ki, toplum olarak çok zor bir geçitten geçiyoruz. Sosyal medya, bilgi paylaşımı anlamında olumlu bir işlev görürken diğer yönüyle de toplumda ayrılıkların, nizalaşmaların, çatışmaların çoğalmasına vesile olmaktadır. Zaten hassaslaşan, kırılgan sosyal yapımızın daha çok zedelenmesine sebebiyet vermektedir.

Çoğunluğu oluşturan sosyal medyadaki sorumsuz kullanıcılar toplumun daha çok polarize olmasında en müessir işlevi görüyor. Yapay zekanın gelişmesiyle birlikte bu mevzu daha çok önem arz etmeye başladı. Paylaşılan görseller ve altta yorumların bir yapay zeka ürünü olup olmadığına bile bakılmadan defalarca paylaşılıyor. Bu yalan, asılsız, masa üstü çalışmaların ürünü olan düzmece bilgi, belge ve asparagas haberlerin bir tuş basımıyla milyonlarca insana ulaştığı ve bunun da toplumsal anlamda olumsuz karşılıklarının olabileceği düşünüldüğünde mevzunun vehametinin ne kadar büyük olacağı izahtan varestedir.

Bu durumun en çok etkilediği, enfekte ettiği alan siyaset alanı oluyor. İnsanlar hasım belledikleri muhalif kesimlere karşı bir kınama ve karalama aracı olarak bu mecraları rahat bir şekilde kullanabiliyorlar. Hatta öyle ki, söz konusu paylaşımların yapay zeka ürünü düzmece haberler olduğu hususundaki uyarılara rağmen paylaşımlarından kaldırmıyorlar. Siyasi rekabetin ne aşamaya geldiğinin önemli bir göstergesidir bu.

Muhalefet cenahı Ak Parti iktidarı ile ilgili olarak her gün binlerce paylaşımla ne kadar kötü icraatta bulunduklarını duyurmak istiyor. Bunu yapmakla iktidarı zayıflatacağına, düşüreceğine inanıyor. İktidarın çok kötü bir hikaye yazdığı muhakkak. 2009’dan bu tarafa düzenli olarak yazan ve iktidar siyasetinin ne kadar haktan ve hukuktan uzaklaştığını işleyen birisi olarak tabir yerindeyse artık bana bile gına geldi. “Devenin nerem doğru ki?” dediği gibi hem aynı yanlışları tekrarlayarak toplumun psikolojik sağlığını bozuyor, hem de “bu toplumdan bir şey olmaz” dedirten bir umutsuzluğu besliyorlar. Artık iktidarın kötülüklerini saymanın, doğru, yanlış hesabı yapmadan iktidar aleyhine olabileceği düşünülen her malzemeyi paylaşmanın, köpürtmenin histerik bir boyut kazandığını düşünüyorum. Bu da toplumsal yapının sıhhati açısından son derece sağlıksız bir durumdur.

İktidarın icraatlarının haktan hukuktan mahrum olduğu aşikar olmakla birlikte bugün toplumu oluşturan bizler ne durumdayız? Önümüzde duran en çetin soru budur.

İktidar kötü ama toplum olarak bizler iyi miyiz? Aramızda ilk taşı atacak kaç kişi kaldı acaba? İktidarıyla, muhalefetiyle, toplumuyla çok çetin bir sınav vermekteyiz. Günahların hepsini bir tarafa yükleyip, ellerini yıkayıp kenara çekilmek bizleri vebalden kurtarmıyor. İktidara sabahtan akşama kadar küfrederek, hakarette bulunarak, karalayarak, kötüleyerek bir yere varılmadığını görmüş olmamız lazım artık. Hem insan ve hem de müslüman olmanın getirdiği birtakım vecibeler ve sorumluluklar var. En azından hepimiz mevcut tabloda bu sorumluluklarımızın, vecibelerimizin neler olduğunu düşünmeli, tefekkür etmeli ve gereğini ifa etmek konusunda gerekli gayreti, çabayı göstermeli değil miyiz? Unutmayalım bu iktidar aktörleri de bu toplumun bireylerinden oluşuyor, gökten inmediler. Bizler de iktidar aktörlerinin hastalıklarıyla malul hale gelmişsek, etin yanında tuz da kokmuşsa artık yapılabilecek bir şey kalmamıştır, ellerimizi yıkayıp kenara çekilelim.

Sosyal medya kalemşörlüğü yaparak derde deva olduğunu zannedenler de sadece kendi kendilerini teselli ediyorlar. Daha önceki yazılarımda da ifade etmeye çalıştım; toplum olarak yoksunluğumuz bilgi değildir, eylemdir. Bilgi, eyleme / amele / aksiyona dönüşmeden bir anlam ifade etmez. Tıpkı Kur’an’da zikredilen haliyle “kitap yüklü merkepler” olarak kalırız.

Hastalığı teşhis ehliyetinde olduğuna kanaat getirdiğim yüzlerce siyasetçinin, sosyoloğun, psikoloğun, ilahiyatçının bu teşhise uygun bir tedavi yöntemi geliştirmemelerini de bugüne kadar ifade edilen zahiri sebepler üzerinden izah edemiyorum. Daha çok metafizik bir yasanın işleyişi üzerinden okuyorum ve muhtemeldir ki, öyledir.

Ez cümle, toplum olarak kendimizi günahsız, hatasız saymadan fiillerimiz ve söylemlerimizi tekrarlarla gözden geçirip nerelerde hatalarımızın, yanlışlarımızın olduğunu muhasebe ve murakabe edip bir arınma ve helalleşme süreci başlatmamız önümüzde acil bir yöntem olarak duruyor. Bu toplumsal arınma ameliyesini başlatacak ve böyle bir rahmet ikliminin oluşmasını sağlayacak olanlar da bu toplumun ilim adamları, siyasetçileri ve yöneticileridir. Temennim ve duam, gönüllerin böyle bir inisiyatif almaya yatkın hale gelmesidir.

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Ali Erdem 13 Ocak 2026 - 06:56

Teknolojinin kötüye kullanılması sonucu korkunç bir küresel kirlenme ve çürüme oluştu dünyamızda. Bu iklim değişimi , kirlenme ve çürümeyi sadece hükumetlere fatura etmek doğru değil.Kim gelirse gelsin kısa vadede küreselleşen bu dünyada toplumsal çürümeyi engelleyip yeni bir dönüşümü ve değişimi sağlayamaz. Çünkü bir paradigma ve zihniyet değişimi gerek ama bu da çok zor. Artık teknoloji ve siber savaşlar dönemi başladı. Parola sormadan evlere,ailelere, beyinlere giren bir kötülük furyası var.İnsanlığın aklını başına alması için üçüncü dünya savaşının olması şart görülüyor. Herşeyin sıfırlanması lazım. Felaketler sonuç olarak iyidir. Toplumları “yeni arayışlara” yöneltir. Eskimeyen yeni ise dindir.İnsanlık yeni bir dine girmek üzeredir. O nedenle sizin ütopik fikirleriniz gerçek olabilir.

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept