Lord Acton kaynağı Kur’an olan bir hakikati/hikmeti seslendirmiş.
Bu veciz ifadeyi kısaca şöyle anlıyorum; İktidarın sağladığı konfor ve rahatın getirdiği yozlaşma, haktan ve adaletten uzaklaşma hali ‘Bozulma’; Güç ve iktidarın azgınlaştırması, saptırması sonucunda sahip olunan her şeyi Allah’tan değil kendinden menkul bilme halini ise ‘Mutlak bozulma’ olarak anlıyorum.
İnsanoğlunun hayatla olan sınamasında en çetin sınav dünya nimetleriyle ilgili olandır. Nimetlerin sağladığı konforun, sefahatin sınır tanımaz rahatlığına düşmek, alışmak bir süre sonra ondan kopmamaya, onu kaybetmemeye götürür. İnsan onu kaybetmemek için her türlü zillete düşebilir ve zulme tevessül edebilir. Bu bataklığa saplanmış insanı yeniden tabiatına dönüştürmek öyle kolay olmayacaktır. İktidarın bir ara seslendirdiği ve sonradan unuttuğu o gerçeği ifade ediyor; ‘Metal Yorgunluğu’ (doğrusu ise ‘meta’ yorgunluğu)… İnsanlar metanın kurbanı ve kölesi haline gelebilirler. Bu da -Allah muhafaza- Kur’an’da sık aralıklarla vurgu yapılan Firavunlaşma veya Karunlaşma vetiresine sokabilir insanı. Malum, Karun Hz. Musa’nın Amcasının oğlu ve Firavunun önemli bürokratlarından biridir. Yani kamu imkanlarından nemalanan birisi. Yahudi kavmi içerisinde dini malumatı en yüksek kişiydi diye rivayet edilir. Yani zenginliği kadar fikri bir üstünlüğe de sahipti. Ve bu özelliği itibariyle Firavun’un itibarlı adamları arasında yer bulur kendisine. Evet, o hem sahip olduğu ilmi üstünlüğü ve hem de mali üstünlüğü ile sınanmış ve kaybedenlerden olmuştu. Musa’nın getirdiği dinin ‘hak din’ olduğuna kanaat getirenlerin en önündeydi. İlk önce Musa’ya iman etmiş ve daha sonra hırs ve kibrine yenik düşüp Musa’nın karşısına geçmiştir.
İşte Karun ile ilgili Kur’an’da geçen ayetler bağlamı ve günümüze dair kısa soyutlamalar:
“Kārûn Mûsâ’nın kavmindendi. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. Halkı ona şöyle demişti: “Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.” (Kasas-76) (Gücün, iktidarın saptırıcı, şımartıcı bir tabiatı var. İşte iktidarın ve servetin şımarmaya sevk etmemesi için onları Allah için uyaran insanların olması)
“Allah’ın sana verdiğinden âhiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma! Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma! Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.” (Kasas-77) (Gücü, serveti ve iktidarı insanlar arasında bozgunculuk aparatı olarak kullanma! İnsanlara ihsan da bulun. Muhtaçlara yardım et. Sana verilen dünya nimetini emanet bil ve onu hem dünya ve hem de ahretin için harca, biriktirme!..)
“Kārûn, “Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim” diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş kimseleri helâk etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz!” (Kasas-78) (İşte bu ayet ‘Mutlak İktidara işaret ediyor. Sahip olduğu serveti kendinden menkul biliyor. Servetin/nimetin/gücün Allah’ın size verdiği bir emanet olduğunu unutmayın. Sahip olduğunuz hiçbir şey kendi çabanızın bir karşılığı değildir. Unutmayın, Allah’ın size iltifatı olabileceği gibi sınaması da olabilir. Bu servete, bu güce, bu iktidara erişmiş ne ilk ve ne de son insansınız. Kendinizden öncekilerin akıbetinin ne olduğuna bakınız.)
“Kārûn gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Kārûn’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi! Doğrusu o çok şanslı!” derlerdi.” (Kasas-79) (Gücün, iktidarın cezp edici bir ciheti var. Diğer insanları da imrendiren ve daha çok kazanma hırsı aşılayan bir mahiyet. Servetin nasıl biriktiğine ve nerelere harcandığına da değil de onun sağladığı lüks ve konfora odaklanmak…)
“Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle derlerdi: “Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.” (Kasas-80) (Allah’ın gör dediği pencereden bakanların gördüğü manzara, bırakınız imrenmeyi belki de nefreti tahrik ediyordur. Sahip olunan servet, güç ve iktidarın onları insanlıktan, İslam’dan uzaklaştırdığını görüp hayıflananlar…)
“Sonunda biz onu ve evini barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildi.” (Kasas-81) (İktidara ve güce tabi olanların eninde sonunda varacakları yer yıkımdır. Tarih nice imparatorlukların, krallıkların, zenginlerin yıkımına tanıklık etmiştir. Bugün onların bıraktığı etnoğrafik kalıntılara bakarak uğradıkları müthiş akıbetin sonuçlarını görüyoruz.)
“Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler bu defa, “Yazıklar olsun bize! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış!” der oldular.” (Kasas-82) (Rızkın Allah’a ait olduğunu, eğer Allah’ın lütfüna mazhar olmamış olsaydık biz de gücü, serveti ve iktidarı kendimizden menkul bilip güce yenik düşüp kaybedenlerden olabilirdik.)
“İşte âhiret yurdu! Onu yeryüzünde haksız üstünlük kurmak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenler için hazırlamış bulunuyoruz. İyi son, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.” (Kasas-83) (Evet, Rabbimiz hitam ayeti ile ne güzel bağlıyor!.. Güç, servet ve iktidar yeryüzünde hakkın ve adaletin ikamesi için kullanıyorsa bir kıymettir, değilse insanlar üzerinde hakimiyet kurmak ve bozgunculuk çıkarmak için kullanılır. İyi son birincilerindir. Ne mutlu o iyi sona erişenlere…)
Ve Haşr 7; “…(Servet) içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın diye böyle hükmedilmiştir…” (Zenginlerinizin servetleri aranızda bir devlete dönüşmesin. Yani bir güç, bir iktidar enstrümanı olarak kullanılıp da zayıfları ezecek bir iktidara dönüşmesin.)
Ve dua; “Rabbim, bize dünyanın da güzelliklerini ver, ahiretin de!.. Serveti, gücü ve iktidarı, hakkın ve adaletin emrine vermeyi nasip et; baskı ve sömürüye dönüşecek bir güç ve iktidar nasip etme!..