Türkiye toplumu baş döndürücü bir değişimi yaşamaktadır. Bu değişim vetiresinin miladı eskilere dayanıyor. Belki de bu evirilmeyi 1980 darbesi ile başlatmak mümkün. Ancak bu değişim süreçlerinin hiç birisi son beş-on senedir yaşamakta olduğumuz kadar müessir olmamıştır.
Ak Parti iktidarı öncesinde devlet gücünü az çok denetleyen, frenleyen denge-denetim mekanizmaları vardı. Ne yazık ki, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu yarım yamalak denetleyici fonksiyonlar da ortadan kaldırıldı. Ve ondan sonra inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte koca devlet bir kişi ve onun etrafındaki dar bir kadronun keyfi / indi görüş ve kanaatlerine göre şekillenmeye başladı. Ülke yönetimi yaz-boz tahtasına döndü.
Ehliyet ve liyakat askıya alındı. Liyakat yerine sadakat öncelendi.
Gelişmek, ilerlemek, ileriye yürümek yerine geriye saymaya başlandı.
Zenginliğin ve refahın sembolü haline gelen ileri demokratik rejimler yerine, halklarını açlığa ve sefalete mahkûm eden rejimlere öykünmeye başlandı.
İnsanlığın özlemi haline gelen barış ve özgürlükler yerine çatışma, ayrıştırma, baskılama tercih edildi.
İktisadi refah yerine güvenlikçi politikalar tercih edildi. Daha çok refah yerine; daha çok askeri harcamalar ve savunma öncelendi.
Gerek pozitif ilimler ve gerekse dini ilimler (sünnetullah) açısından bu yönetim tarzının sonucu kaostur; terördür, mutsuzluktur, yoksulluktur, sefalettir, manevi çöküştür. Bugün yaşadığımız tam olarak da budur.
Evet bugün korkunç bir yoksullukla karşı karşıyayız. Ve bu yönetim tarzıyla ufukta bir iyileşme emaresi görünmediği gibi daha kötüye everileceğine dair ciddi emareler vardır.
Burada en kötüsü ise, dağın arkasında bizi bekleyen onca tehlike karşısında ülkeyi yöneten siyası kadronun ciddi bir sıkıntı yokmuş gibi kayıtsız / lakayt kalmasıdır. Adeta başka bir evrende yaşıyorlarmış gibi bir halet-i ruhiye sergilemeleridir.
Vatandaşa siyasi ve cami kürsülerinden “halinize şükredin” çağrısında bulunuyorlar. İnsan, “Allah’tan korkun; hangi hallerine şükretsinler?” diye sormadan edemiyor.
Bir eliniz yağda, bir eliniz balda; siz halinize şükrediyor musunuz?
Sizin şükrünüz nasıl olur biliyor musunuz?
Bilmiyorsanız söyleyeyim;
Toplumun ortalamasına uygun yaşamaya geçin; arta kalan tüm varlıklarınızı fakir fukaraya dağıtın. Korumasız olarak toplumunuzun arasında dolaşın; sabaha aç uyanan, okula giden çocuklarının ceplerine harçlık koyamayan ailelerin ne çektiğini görün.
Vaka-ı adiye haline gelen intiharların sebeplerini araştırın; sorun, soruşturun.
Üniversiteyi bitirip işsiz kalan milyonlarca gencin içine girdikleri travmaların farkında mısınız?
Sakın “farkındayız” demeyin; suçunuz daha da ağırlaşır. O gençlerin iş bulamayıp, anne-babalarının eline baktıklarını; evlenip yuva kuramadıklarını düşünebiliyor musunuz? Bu insanların veballerinin boynunuzda olduğunun farkında değilsiniz.
Bu ağır yükün altından nasıl kalkacaksınız?
Hiç mi Allah’tan korkmuyorsunuz?
Bu nasıl böyle kayıtsızlık; sorumsuzluk?
Evlenemeyen, yuva kuramayan gençlerin durumlarının ne olacağının; o pek önemsediğiniz aile kurumunun hangi hallere düşeceğinin hesabını, kitabını yapıyor musunuz?
Mevzu buraya gelmişken bir çift sözüm de mahallenin sivillik iddiasında bulunan kuruluşlarına gelsin.
Allah aşkına sizler vakıflarınızda, derneklerinizde, dergahlarınızda buluşup ne yapıyorsunuz?
“İslam birliğini mi kuruyorsunuz?
Filistin’i, Kudüs’ü mü kurtarıyorsunuz?
Bu ülkeye hilafeti mi getiriyorsunuz?
Yoksa oralarda çay-kahve eşliğinde dünyaya düzen mi veriyorsunuz?
Söyleyin Allah aşkına ne yapıyorsunuz?
Sakın şunu demeyin; Afrika’da su kuyuları açıyoruz. Yurt dışındaki Müslümanlara yardım götürüyoruz vs.”
Eğer öyle diyorsanız size de sözüm şudur; Sizler siyasi iktidar tarafından kimliksizleştirildiğinizin farkında mısınız? Bu soruyu sorduğuma bakmayın; bal gibide farkındalar. Siyasal iktidar iradelerini teslim almış; az bir menfaat karşılığında satın almış; kımıldayacak halleri kalmamış. Dostlar alışverişte görsünler kabilinden öyle yurt dışı turlar yapıyorlar.
Nasıl olsa bu ülkede insanların karınları tok; sırtları pek; herkes mutlu mesut! Bir kısım nankörlerin haricinde herkes şükürkar!
Böyle düşünüyorsunuz değil mi?
Eğer öyle düşünmüyor olsaydınız bugün bu halde olmazdınız. Ülkenin sürüklendiği bu açlık ve sefalet karşısında elleri, kolları bağlı olarak bu kadar kayıtsız kalamazdınız. O destek verdiğiniz iktidarı hakka ve adalete çağırırdınız.
Hz. Peygamberin tehlikesini işaret ettiği fakirliğin / yoksulluğun yol açtığı problemler karşısında iktidarı göreve çağırırdınız.
Sarayda o ramazan gününde iftar adı altında seçkinci bir zümreye verilen bu fakir ve fukaraların hakkı konusunda muktedirlere bir çift söz söylerdiniz.
Aman iktidar ağzıyla; “yaşanan yoksullukta iktidarın bir kusuru yok; küresel bir krizin neticelerini yaşıyoruz” demeyin! Vallahi günahınız ikiye katlanır. Vasat bir kültüre sahip herkes bilir ki, yaşadığımız krizin en iyimser tahminle ancak %20’si global krizden etkilenmiştir. %80’ni ise iktidarın ilimden, hikmetten, tecrübeden mahrum politikalarından kaynaklanmaktadır.
Eğer dininizi önemsemekte samimiyet sahibi olmuş olsaydınız, bu geniş halk yığınlarını açlık ve sefalete sürükleyen iktidar politikalarına karşı hak adına bir çift sözü esirgemezdiniz. Desteklediğiniz iktidarla birlikte sınıfta kaldınız; hem de çok kötü bir dereceyle!..