Papanın Türkiye ziyaretiyle ilgili uzun uzun analiz yapacak değilim. Bir bardak suda fırtına da koparacak değilim. Elbette söylenecek çok şey var ama ben bu vesileyle daha mühim olanla ilgili olarak muhafazakar mahalleye hatırlatmalarda bulunacağım.
Müslüman muhafazakar camia yaşadıkları toplumsal musibetleri genellikle komplo teorileriyle izah etmeye meyyaldirler. Sebepleri kendi nefislerinde değil de dışarıda ararlar. Çok azı ‘başımıza her ne geliyorsa kendi ellerimizle işlediğimiz günahlar ve haramlardır’ deme cesaretini kendilerinde bulurlar.
“Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” (Şûrâ:30)
Malum, Hz. Peygamberden rivayet edilen meşhur bir hadis var.
“Yakında milletler, başkalarını yemek sofralarına davet ettikleri gibi, size karşı savaşmak için birbirlerini davet edecekler.”
Sahabeden birisi: “Bu durum, o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” diye sordu.
Rasûlullah, “Hayır, aksine siz o gün kalabalık, fakat selin önündeki çerçöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden korku hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak.” diye buyurdu.
Başka bir sahabe: “Vehn nedir ya Rasûlullah?” diye sorunca:
Hz. Peygamber: “Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümden korkmaktır.” buyurdu.
Bu kıssada anahtar kelime “vehn”dir. Ashabın sormasından anlıyoruz ki, o güne kadar Araplar arasında bu kelime ilk defa Rasûlullah tarafından dile getirilmiştir. Yani, Arapça lügata bu vesileyle giren bir kelimedir.
Ayet ve hadisle mevzu bu kadar muhkemken her ne hikmetse Müslümanların çoğu nefsi yargılamalardan kaçıp başlarına gelen her sıkıntıyı dışarıda aramaktadırlar. Diyelim ki, gerçekten dış güçler veya üst akıl dedikleri doğru olsun. Ancak bunların size musallat olmaları da yine sizin kendi niyet, tutum, davranış ve eylemlerinizden kaynaklanmaktadır.
Allah size akledin diyor, siz akletmiyorsunuz; Allah size düşünmeyi, tefekkür etmeyi, ibret almayı öğütlüyor, siz kulak ardı ediyorsunuz.
Siz Allah’ın bu ayetlerinin gereğini yapmadan Allah’ın yardımını mı umuyorsunuz? Allah’ın mutlak adil olduğunu unutuyor musunuz? “Aklını kullanmayan toplumların üzerine pislik yağdıracağı’ haberini okumadınız mı? Bu dünyada yaşamak, peşinen bazı mücadeleleri, riskleri göğüslemeyi gerektirir. İnsan için bu dünya bir sınav yeridir, bir bakıma sürgün yeridir. Yaşadığı sürece birtakım sınavlardan geçirilerek öte tarafta erişeceği ceza veya mükafatı belirlemektir.
Dünyevileşme, dünyayı sevmek, bağlanmak, konfora, rahata, rehavete yenik düşmektir. İnsanoğlu refahı, konforu kaybetmek ve onun için de risk almak istemez, bu dünyanın imkanlarından daha çok istifade etmeyi arzu eder.
Şimdi gelin Vehn hadisinin işaret ettiği gerçeği bugünün toplumuna ayna olarak tutalım, bakalım ne göreceğiz?
Müslüman camianın uzun yıllardır dünyevileşme kıskacına girdiğini ilahiyatçılar ve sosyologlar ifade etmekteler. Ki gözlemlerimiz de çok açık bir şekilde bu gerçeği gösteriyor.
Gözümüzün önünde gerçekleşen bu değersizleşme, yozlaşma sürecinde, insanımızın geçmişe kıyasla nasıl bir köleliğe sürüklendiğine, güç / iktidar sahiplerince tek tük itiraz edenlere uygulanan kamu imkanlarından yararlanma yasağının, diğerleri için nasıl bir gözdağı olarak kullanıldığına hep beraber tanıklık etmekteyiz.
Eskiden ahlak ve şahsiyet numuneleri yetiştiren kurumlar / müesseseler bundan böyle zenginlik, refah ve konfor üretmekteler. Mevcut konumlarını korumak ve daha çok geliştirmek için her türlü tavizi vermeye hazır hale gelen kurbanlar artık hürriyetlerini kaybetmiş ruhsuz bedenler olarak hayat sürmeye devam ediyorlar. Naklettiğimiz hadisin anlamına uygun olarak bundan böyle kazanımlarını kaybetmemek ve daha çok biriktirmek için mücadele alanlarından çekilip kurumsal yapılarında gösterişli gövde gösterilerinde bulunup bir bakıma tatmin duygusu yaşıyorlar. Böylece dünyevileşip zillete mahkum olup, iktidar cihazının basit birer manivelası haline geliyorlar.
İçinde yaşadığımız bu zillet halini görmeyip Papa’nın gelişi ve karşılamasıyla ilgili fırtına koparan dindar muhafazakar kesime diyeceğim şudur:
Durun! Durun! beyler ve bayanlar, sizler bu hayat mücadelesinin mağluplarısınız, kaybedenlerisiniz, vurgun yemiş kurbanlarısınız, bugün neyin müdafaasını yapıyorsunuz? Eğer sizler bugün dinlerinizi hakkıyla yaşamış olsaydınız ecnebiler size karşı bu kadar pervasız olmazlar ve sizler de bu endişeyi, korkuyu yaşamazdınız.
Hadiste haber verildiği gibi bugün yer yüzünde çoğunluksunuz ama akan bir suyun önünde akıntıya kapılan çerçöpsünüz. Kendinize dönüp, nefsinize sorun: “Bizler nerede kaybettik, nerede, niçin düştük?” Bu sorunun cevabını arayın bulun, ucuz müdafaa ve muhalefetin gölgesine sığınmayın! Ruhen ölmüşsünüz, canlılık gösterisi yapıyorsunuz. Eğer kavi bir imana ve onun hasıl ettiği iradeye sahip olmuş olsaydınız Papa’nın gelişini vız gelir tırıs gider mesabesinde bakardınız. Büyük mücadeleyi kaybettiğiniz için böyle küçük, ucuz eylemlerle canlılık emaresi vermeye çalışıyorsunuz. Kendinize gelin lütfen! Asıl mücadeleyi Papa’ya karşı değil, kölesi olduğunuz nefsinize karşı verin!
Bugün yeryüzündeki 350 milyon müslümanın on milyonluk İsrail karşısında aciz düşmesinin, çaresizlikle gidip ABD’nin şefaatine sığınmalarının sebebi bu değil de nedir?
Müminler arzularına, iştihalarına, hırslarına yenik düşüp hakikat bilgisinden ve derin tefekkür kabiliyetinden mahrum kalıp “Vehn” hadisinde ifade buyrulduğu gibi bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir özgül ağırlığı olmayan topluluklara dönüşmüşlerdir. Böyle olunca da yıkım mukadder olmuştur. Onun için de başımızdan ateş eksik olmuyor.