Bu ülkenin pek çok sosyal, ahlaki, dini, siyasi, ekonomik mahiyetli probleminden bahsedilebilir. Ancak derinlikli bir düşünceyle bakabilseydik bu problemlerin her birinin sosyal hayatımızda işleyen yasaların sonuçları olduğunu keşfedebilir ve problemleri çözmeye girişebilirdik.
Allah Kitabında sık sık dikkatlerimizi kozmik aleme çevirir. Oradaki muhteşem düzene, ölçüye dikkatlerimizi yoğunlaştırır. Adeta bize şu mesajı verir: Eğer yeryüzünün halifeleri olarak siz de varlık aleminin hak ve hukukuna dikkat gösterir ve tabiata koyduğumuz yasalara uygun düzenlemeler yaparsanız yeryüzündeki varlıklar da tıpkı kozmik alemdekiler gibi birbirine zarar vermeden adil, uyumlu ve dayanışma içinde bir hayat sürerler.
Allah kozmik alemi kelimelerle ifade edemeyeceğimiz düzeyde bir çeşitlilik ve güzellikle yaratmış, hâşâ boş bir iş olsun diye de yaratmamıştır. Yaratılan her canlı ve cansız bir hikmete mebni olarak yaratılmış ve yaratıkların hepsi değişmez yasalara tabi kılınmıştır. Yaratılmış her şeyin bir hikmeti, bir sebebi vardır. Asıl olan o hikmeti anlayabilmektir. Bugün bu çabayı kaybetmiş durumdayız. Hayatımızda çok fazla hüküm, çok az hikmet var. Bir meselenin hükmünü nazari bilgilerle ortaya koyduğumuzda, onu tam manada açıkladığımızı zannediyoruz. Halbuki hikmetini anlamadan vazettiğimiz her hüküm nakisayla maluldür. Hüküm ancak hikmetle anlam kazanır. Hikmet de hükümle birlikte hayatiyetini sürdürür. Bu dengeyi bizim yeniden dünyada kurmamız gerekiyor.
Çoklukta birliği de bu nazarla ele aldığımızda bunun imkansız olmadığını görürüz. Zaman zaman aramızda geçen konuşmalarda “nihayet hepimiz insanız” deriz. Bu durum kesrette vahdet noktasıdır. Bunun hikmetine erişmek için derinliklerde yatan manalara aklımızla, kalbimizle yönelebilsek, işte o zaman bu çeşitliliklerin, farklı kültürlerin, dillerin, etnik kimliklerin her birinin bir ayet olduğunu hatırlarız. Bütün bu çeşitliliklerin boş yere yaratılmadığını, hiç kimsenin ırkından, dilinden, kültüründen dolayı birinin diğerine üstünlüğünün olmadığını, bu sebeple aşağılanamayacağını o zaman daha iyi anlarız. İşte derin bir düşünceyle varmamız gereken hedef burasıdır. Böyle baktığımızda ırkçılık, ayırımcılık sadece bir kanuni suç olmaz, büyük bir günah haline gelir. Bu hüküm ağır bir cürmün işlendiğini bildirir.
Bize düşen bu alemdeki inanılmaz çeşitliliği hiyerarşi sıralamasına tabi tutmadan bunlardan nasıl yararlanabileceğimizi düşünmektir. İslam medeniyeti içindeki çok farklı kültür formları sebebiyle müslümanların yaşadıkları habitatlarda ürettikleri değerler, estetikler farklıdır. Bunları birbirinin rakibi görmek yerine aynı estetik yolculuğun farklı duraklarında karşımıza çıkan güzellikler olarak görmeliyiz. Bilelim ki, bunlar son tahlilde yolculuğumuzu daha anlamlı, güzel, kalbi, insani, vicdani hale getiren, hayatımıza doku, renk katan güzelliklerdir. Ve son tahlilde bunların her biri birer işaret levhasıdır. Her levha kendisi dışındaki bir hakikate işaret eder.
Tarihte vuku bulan hadiselerin başlangıç ve sonuçlarını tahlil ettiğimizde onların nasıl bir yasaya tabi olarak cereyan ettiğini anlayabiliriz. Eğer doğanın yasalarını keşfettiğimiz gibi tarihin yasalarını da keşfedebilsek bugün yaşamakta olduğumuz hadiselerin sebep sonuç ilişkisini de daha isabetli bir şekilde açıklayabiliriz. Düne bakıp, yarın ne olabileceğini öngörebiliriz.
Böyle yapmak varken hadiseleri bağlamlarından, yasalarından kopararak şeytanın çeşitlendirdiği çatışma, ayrışma konuları haline getirmek büyük bir yanılgıdır, ahmaklıktır.
Hiçbir alt kimliğimiz insanlığımızdan daha üstün değildir. Bizi beşeriyetten “insan olmaya” inkılap ettiren ve bu suretle şeref payesi kazandırana teşekkürümüzü ancak bu şekilde arz edebiliriz.
Cafcaflı kelimelerle cümleler kurarak büyük işler yaptığı zehabında olanlar varlığımıza konulan yasaların hükmüne tabi olduğumuzu idrak etmedikleri sürece teferruatta, ayrıntıda boğulurlar.
Terörsüz Türkiye yerine “Adil Türkiye” fikrini dile getirse ve altını doldurabilseydik, yönetimimiz altındaki her varlığın hak ve hukukunu ona göre tanzim edebilseydik, herkese göre değişen değil, temel adalet prensiplerini vazedip onlar üzerinde samimi bir şekilde titizlikle yol alabilseydik, kişilerin, toplulukların dini ve etnik kimliklerine bakmadan insan olmaları hasebiyle sahip oldukları haklarını hiçbir olumsuz mülahazaya fırsat vermeden, yol bilmezlerin kınamalarına aldırış etmeden teslim eden bir siyasal düzen kurabilseydik bugün bir yüzyıldır konuştuğumuz, uğrunda kavga verdiğimiz, ayrıştığımız, enerjimizi tükettiğimiz bir problemimiz olmayacaktı.
Son olarak iktidar aktörlerine şunu hatırlatayım: Adaleti gözetmek yerine şahıs iktidarlarınızı uzun ömürlü kılmak niyet ve kastıyla hareket ediyorsunuz. Bu sürecin sonu sizin ve toplum için hayır değil hüsrandır. Çünkü eylemler niyetlere göredir, niyetleriniz hak üzere değilse eylemleriniz “butlanla” malul hale gelir.