MÜSLÜMAN MAHALLENİN TALİHSİZLİĞİ!..

by Fahrettin Dağlı

İslamcılık tabirinden hoşlanmadığım için o tabiri bilinçli olarak kullanmıyorum. Onun yerine geçecek kavramlarI kullanmaya çalışıyorum ama ne kadar oturuyor onu da tam olarak bilmiyorum. Neyse yine de en çok kullandığım ile muradımı anlatmış olayım.

Malum, İslami kesimin (İslami idealleri, heyecanları, siyasi hedefleri olan) 1950’lilerde başlayan mücadelesinin ilk ciddi ve güçlü meyvesi AKP iktidarı oldu. Kadrolarında farklı eğilimlerden insanlar olsa da ağırlıklı eski milli görüş mensuplarının oluşturduğu bir siyasal organizasyondu. Milli Nizam ile başlayan ve Recep Tayyip Erdoğan’ın karizması ile güçlü iktidara uzanan bir 50-60 yıllık mazi.

RP ile başlayan iktidara taşınma süreci ilk sınavını mahalli yönetimlerde verdi. Bazı belediyelerin adalet; helal-haram hassasiyetleri toplumda ciddi bir karşılık bulmaya başladı.

Bu durum herkesin dikkatini çekiyordu. Hatta İslam karşıtlarının zaman zaman şu sitemkar ifadelerine tanıklık ediyorduk; ‘Artık bu adamları iktidardan uzaklaştırma imkanı yok. Bizimkiler yolsuzluklarla bulaşık olup uzaklaştılar. Bunlar halkla yakınlaşarak; helal-haram gözeterek halkın gönlünü kazandılar…’

Elbette tarih, mücadeleler, ihtiraslar tarihidir. RP’nin siyasal yükselişi bazılarını harekete geçirdi. Hatta o zamanlar merhum Erbakan’ın şu mealde bir beyanı oldu;

‘Eskiden bizi iktidara getirtmemek için her türlü engeli karşımıza dikenler bugün bizi iktidar etmek için adeta yarışıyorlar.’

O zamanlar bu beyana fazla anlam verememiştim ve hatta yadırgamıştım. Ama şimdi daha iyi anlıyorum. Mahalli idarelerdeki kadroları genel yönetime taşıyıp mutlak iktidarın altında bırakmaktı/ezmekti. Genel yönetimin yoldan çıkarıcı imkanlarıyla baş başa bırakmaktı.

Merhum Erbakan’ın Başbakanlığı döneminde bunu gözetlediler. Burada istenilen, arzu edilen sonuç tahakkuk etmeyince onun hükümetini alaşağı ederek, siyasi yasaklar getirerek bir başkalarının önünü açmayı hedeflediler. Onlara medyalarının on sayfalarını açtılar; manşetlerine taşıdılar. Yaldızlı harflerle ‘Yenilikçiler Geliyor’ müjdesini verdiler. Kamuoyunu oluşturdular. İstanbul Belediyesi karizmasını biraz daha parlatarak öne çıkardılar. Elli yıllık bir siyasi kadroyu ortadan ikiye böldüler.

Ulusal ve küresel destekle İstanbul Belediyesinden genel yönetime taşıdılar. Hem de büyük halk desteği ile… Büyük halk desteğinin altını çiziyorum. Bu önemli. Çünkü yeni bir kahraman çıkarılıyordu. Yeni bir karizma inşa ediliyordu. Buna ihtiyaç vardı. İktidarı (mutlak iktidar) karizmasının bir ürünü sayacak bir liderliğe ihtiyaç vardı.

İşte bu haliyle genel yönetime geldiler. Herhalde o günleri hatırlayanlar; siyasette ve bürokraside olanlar taktir ve teslim ederler ki, ‘İstanbul Belediye’sinden transferle gelen arkadaşların önemli bir çoğunluğu orada sabık siyasetin kirleriyle kirlenmiş; mikroplarıyla enfekte olmuş bir şekilde Ankara’ya geldiler. Karşılaştıklarım, beraber çalıştıklarımın çoğunda İslami bir hassasiyet görmedim. Belki namazlarını kılıyorlardı ama siyasete dair haklar, hukuklar; helal ve haramlar konusunda hassasiyetleri yoktu. Siyaseti adeta bir siyasi, sosyal ve ekonomik rant kaynağı olarak gören bir ekipti. Şahsen büyük hayal kırıklığı yaşamıştım. Yakın dostlarım tanıklarımdır. Bu şikayetlerimi onlarla paylaştım. Ve bu hayal kırıklığıyla genç sayılabilecek bir yaşta emekliliğimi isteyerek uzaklaştım. Ve buna munzam hamdım var; iyi ki çok fazla bir beraberliğim olmamış. Çünkü nice insanlar bilirim ki, bir içtimai ahlaka ve seciye sahiplerdi. Ne yazık ki, bu adil olmayan zalim çarklar onları da dişlilerinin arasına alarak kendilerine benzettiler. Onlarla ilgili ciddi hicranım var.

Şimdi ‘İslamcı iktidar’ filan gibi yakıştırmalar yapıyorlar. AKP isminin İslam ile nitelendirilmesi İslam’a ciddi bir haksızlıktır.

İslami mahallede oturan biz mukimlerin en büyük talihsizliği, ilk güçlü iktidar deneyiminin İstanbul Belediye Yönetimi uygulamaları ile kirlenmiş, enfekte olmuş kadrolar üzerinden gerçekleşmesidir.

Milyonlarca insanın umut, ideal ve heyecanlarının iktidar şehvetine meze kılınmasıdır.

İslam’ın şiarlarından olan adalet, ehliyet-liyakat; istişare gibi değerlerin pazar metası olarak kullanılmasıdır.

Umutlarımızı, hayallerimizi yıkmakla büyük bir günah yüklendiler…

Harama bulaşmamış insanları, kamu imkanlarına dahil ederek zehirlediler.

Gerilerinde İslam adına büyük yıkımlar, tahribatlar, enkazlar bırakarak gidiyorlar.

Büyük fedakarlıklarla, adanmışlıklarla, sabırlarla yoğrulan hamuru zehirlediler; çer-çöp ettiler.

Hicranımız büyük; taziyemiz ağır!..

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept