İlk defa bürokrasi de idareci olarak atandığımda beni en çok düşündüren ve kaygılandıran, yaptıklarımdan ve yapmadıklarımdan sorumlu tutulacağım olmuştur. Belki de tek tesellim; sorumluluğumda çalışanlar yarışma sınavı ile gelmiş olanlardı ve dolayısıyla benim atama veya görevden alma yetkim bulunmuyordu. Mevcut tabloya mecbur ve mahkumdum. Göreve başladığım ilk aylardı. Taşrada yeni atanan ve helalı-haramı gözeten birisi olarak bildiğim bir idareci ‘teftiş ve denetleme’ anlamında benden yardım istedi. Ben de Sn. Bakanın onayı ile teftiş kurulunda az çok tanıdığımı zannettiğim iki müfettişi görevlendirdim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra sözkonusu idareci beni telefonla aradı ve dedi ki; ‘Kurumu teftiş etmeye gelen müfettişler benden önceki idarecinin arabası ile sahildeki bir turistik beldeye gidip beraber yiyip, içmişler. Birisi görmüş ve bana haberi getirdi.’ Bakan bey ile de yakın görüşen idareciye dedim ki, ‘bakan beyi ara ve durumu kendisine bildir.’ O da dediğimi yapmıştı.
Sn. Bakan durumu benden sorunca kendisine; ‘bu iki müfettiş beş vakit namazında insanlar ve hatta üstüne üstlük bunlar iktidar yanlısı arkadaşlar.’ dedim. Bunu duyan bakan yutkundu ve bir şey diyemedi.
Yaklaşık iki buçuk yıl görev yaptım. Hayatımın en sıkıntılı dönemini yaşadım. Kirlenmiş, bayatlamış, yozlaşmış bir yapıyla nereye kadar? Siyasal iktidara yakın olanlara dokunmadığın sürece iyisin, hoşsun veya tersinden siyasi rakiplerin defterini dürersen yine iyisin, hoşsun. Aksi varit olursa kötüsün, başarısızsın. O günkü Ak Parti yönetimi açısından ben ‘başarısız bir bürokrattım.’ Çünkü as dediklerini asmıyor, kes dediklerini kesmiyordum. Ve üstelik yakınlarına dokunuyordum. Ve neticede ne ben onlardan hoşnut kaldım, ne de onlar benden!.. Sonra ben ayrıldım ve istedikleri gibi asıp kesmeye başladılar.
Kendimden bahis etmek adetim değildir ama muradımın maksadına uygun olarak iyi anlaşılması için de anlatmak mecburiyetinde kaldım.
Demek istediğim şu; Bazı Ak Partili arkadaşlar iyi niyetli tevillerle bazı meseleleri eğerek bükerek mazur görmeye çalışıyorlar. Ancak bilinmeli ki, ‘cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşelidir.’ Birinin/bazılarının iktidarı için hem bu dünyanızı ve hem de ahretinizi berbat edecek kadar iyi niyetinizin kurbanı olmamanız için uyarı sadedinde bunları tekrar ifade ediyorum.
Şimdi zaman zaman şöyle bir mazeret ileri sürülebiliyor; ‘Canım gerek Cumhurbaşkanı veya gerekse diğer bakan ve yöneticiler altlarında görev yapan personelin ne yaptığından veya ne yapmadığından haberi olmayabilir ve dolayısıyla mazurdurlar.’
Soru: Sizce de öyle mi?
Ben cevabımı peşinen söylemiş olayım; ‘Hayır, kesinlikle öyle değil. Asla mazur görülemezler. Hem meri hukuk düzeni ve hem de ilahi hukukta mazur değiller.
Ancak şu istisnai hallerde mazur görülebilirler;
-Alt kademe görevlere atarlarken veya seçerlerken hem yasal eşitlik ve adalet ölçülerine riayet etmişse ve hem de görevlerin gerektirdiği ehliyet ve liyakati gözetmişlerse… Eğer Müslüman bir idareci ise kul haklarına girmemek için Allah’a karşı duyduğu ahlaki sorumluluk gereği ‘adalete, ehliyete ve liyakate dikkat etmişse…
-Sadece bu tedbirle yetinmeyerek sözkonusu kişileri denetliyor ve gereğini yerine getiriyorsa… Mükafat ve Mücazât (ceza) zamanında ve yerli yerinde işletiliyorsa…
Bütün bu tedbirlere rağmen yine de sorumluluk olur mu? Elbette olur. Peki, bu durumda ne yapacak? Eğer Allah’a iman ediyorsa Rabbinden af dileyecek.
Bu kadar zor mu, mesuliyet yüklenmek? Elbette zor… Öyle olmasaydı kainatı yaratan ve bu kaniatı insanoğlunun emrine musahhar kılan Allah,
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular. İnsan ise onu yüklendi. Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir.” (Ahzâb, 33/72) diye buyurur muydu?
Bu uyarıdan şunu anlıyoruz; İnsan kolay kolay bu yükümlülüğün altına girmek istemez. Hırs ve iştah gösterip sorumluluk altına girmek isteyenler, gerçekten yüklendikleri sorumluluğun ağırlığını ve vebalini düşünmeyecek kadar cahil ve zalimdirler.
Onun için derim ki, bütün siyasal yönetimler zulme meyyaldir ve zulme bulaşırlar, ama az ama çok. Ve onun için Allah Resulü, ‘görev talep edilmez, verilir.’ diye ifade buyurmuşlardır. Akıllı insan kolay kolay hem bu dünyada ve hem de ahirette sonuçları ağır olabilecek bir yükün altına girmez. Eğer girmek mecburiyetinde kalırsa, sorumluluğunu üstlendiği işe bütün dikkat ve gayretini teksif ettikten sonra Rabbine sığınarak ve affını dileyerek tevekkül eder.
Elbette birileri yönetecek, kaçınmak sözkonusu değil. Lakin bu gerçekliği asla unutmadan ve ihmal etmeden…
Hz. Peygamberin sözkonusu hadisinde ifade buyrulan hususun istisnası var; ‘Eğer üstlenilecek görev daha ehil ve daha liyakatli insanlara teklif edilmiyorsa, kendine bu anlamda güvenen birisi bu görevi talep edip, üstlenebilir ve muhtemeldir ki, Allah’ın yardım ve inayetiyle de başarılı olacaktır. Bunun en engin örneği Hz. Yusuf’tur. Müslüman olmayan Mısır Krallığının Hazine bakanlığının kendisine verilmesini talep etmiş ve üstlenmiştir. Ve sonuçta Allah’ın yardım ve inayetiyle başarılı olmuştur. Bu başarı beraberinde Mısır krallığının ve halkının Müslümanlaşmasını getirmiştir.