Yayınlanan KHK ile yaklaşık 50 bin civarında kişi devlet memuriyetinden çıkarıldı. Bu sayıyı, bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısıyla çarpınca yine yaklaşık 250 bin insan, yarınına iş ve aş derdi ile girmiş demektir.
Haklarında gerekli inceleme ve soruşturma yapılmadan, masum ve suçlu ayırımı konusunda yeterli hassasiyet güdülmeden yapılan idari işlem neticesinde bu kadar ölçekte bir çıkarılma gerçekleşmiş oldu.
Başka karineler olsa da devlet memurları temel iki karine üzerinden tecziye edildiler. Bankadaki hesap ve sendika üyeliği.
Bu iki karine üzerinden insanları bir örgütle ilişkilendirmek son derece mahzurludur. İnsanlara sormadan, ifadeleri alınmadan sadece sendika ve banka kayıtları üzerinden böyle bir irtibat, mensubiyet ve iltisak kurmak temel hukuk kaideleri ile telifi mümkün değildir.
Burada kişi sadece şüphelidir. Sanık bile değildir. Hangi koşullarda/şartlarda bankaya hesap açtı veya sendika üyeliği tesis etti? İlgili kişiye sormak ve alınan cevabı uygun olarak hüküm vazetmek doğru ve hakkaniyetli olan değil mi?
Bu gün Ak Parti’li bazı arkadaşlarda dahil olmak üzere ehli vicdan sahibi çok sayıda insan bu yanlış sürece isyan etmektedirler. Bu muameleye tabi tutulan yaklaşık 50 bin insandan sadece %1’i bile masum olsa bunun vebalini dünyada ve ahirette nasıl ödeyeceksiniz? Malum bu süreçte Hud Süresi 113. Ayeti sıklıkla paylaşıyorum:
“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size ateş dokunur. Sizin ALLAH’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.”
Meyletmenin karşılığı ateş ise bizatihi zulmü icra etmenin karşılığını düşünün. Az çok ahiret endişesi olan yetkililer, bu süreçleri öyle titizlikle yürütmeleri gerekir ki adeta bu yükün altında iki büklüm olmaları gerekir.
Bir çift sözüm de olaylara tanıklık etmekte olan Müslümanların tepkisizliğine. Malum ilgili ayet “meyil etmekten” bahis etmektedir. Yani olan biten karşısında tepkisiz kalmak. Zımnen de olsa sukut etmek suretiyle yapılanı onaylamak herhalde bu kapsama giriyor.
Elbette şöyle veya böyle bu darbe teşebbüsünde bulunanlar, onlara yardım ve yataklık edenler ile ilgili olarak yapılacak adil ve şeffaf bir yargılama sonucunda suçu sabit olanlara fiillerine karşılık gelen cezalar uygulanmalıdır. Bu ma’şeri vicdanın gereğidir.
Zulmü adaletle tashih etmek/yıkamak… Ma’şeri vicdanda bir yara bırakmamak. Çünkü yerini bulamayan adalet yeni zulümlerin, yeni kaosların davetçisi olur.
Toplumun selameti, saadeti, uhuvveti buradan geçiyor. Ne olur bunları hislerimize, kinlerimize, husumetlerimize kurban etmeyelim.