Allah’a iman edenler açısından tarih Hz . Ademle başlatılır ve daha sonra gelen Peygamberlere göre de tarih tasnifi yapılır (Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed çağı gibi). Her Peygambere muhatabı olduğu toplumun ihtiyaç duyduğu ne ise o verilmiştir. Sosyal, ekonomik, siyasi ve içtimai anlamda mevcut medeniyetin bir tık ötesi neyi gerektiriyorsa o verilmiştir.
Hz. Muhammed’de (sav) de şu an yitirdiğimiz, hava ve su kadar ihtiyaç duyduğumuz yüksek ahlak verilmiştir. O, kaynağı Kur’an olan yüksek ahlakın şahidi idi.
İnsanlık bugün Onun ahlak ikliminden fersah fersah uzaklaştı.
Ve dolayısıyla yüksek ahlakın / seciyenin hasıl edeceği rahmetten de mahrum kaldı. Gönüller kurudu; izan, insaf ve merhamet azaldı; birbirlerine merhamet etmeyen insanlara semadakiler de merhamet etmez oldular. Onun için de bugün birbirimizi kırıp geçiyoruz; Ahlak, sosyal, siyasal ve ekonomik anlamda onca krize maruz kalıyoruz. İnsanlık büyük bir bunalımı yaşıyor.
Bir an için bir soluk alalım; bir mola verelim; gönüllerimizdeki cahiliye emareleri olan kin ve husumet tortularını bir söküp atalım ve nefsimize soralım; birbirimizden alıp-veremediğimiz ne var?
Bu kavga, bu adavet neden?
Biz insanoğluna ikram edilen yağmur taneleri miktarınca nimetleri neden bölüşemiyoruz?
Karun gibi servet biriktirenler, ‘Karun ve biriktirdiği servetleri bugün nerede?’ diye kendi kendilerine sual ediyorlar mı?
‘Musa ve Karun nasıl anılıyor?’
Veya ‘Musa ile Firavun nasıl anılıyor?’;
‘Talud ile Calud nasıl anılıyor?
Sonlu ve Allah nezdinde ‘göz açıp-kapama’ mesabesinde olan bir dünya için birbirimizi bu kadar yıkıp, dökmeye değer mi?
‘Öldükten sonra nasıl anılmak istiyorsun?’ bugün ona göre yaşa!..
Kavga / adavet dili yerine birbirimize güzel kelimelerle süslenmiş cümlelerle hitap etsek ne kaybederiz?
Yoksa çok şey mi kazanırız?
Musa’yı çağının azgın Firavun’una gönderen Rabb, Ona aynı şeyi emretmiyor muydu;
“Ona kavl-i leyyinle = Yumuşak bir sözle (tatlı, yumuşak bir tarzda) hitap edin. Olur ki aklını başına alır yahut hiç değilse biraz çekinir.” (Taha:44)