Akışa Dur Diyemeyen Yanar

by Fahrettin Dağlı

Bir hanım kardeşim önemli bir problemi dile getirdikten sonra tehlikeyi işaret ediyor; “Akışa dur diyemeyen yanar…”

İnsanımızın sosyal, ekonomik, psişik ve dini / inançsal anlamda büyük sıkıntılarla karşı karşıya olduğu inkârı kabil olmayan bir gerçek.

Pandemi süreci başladığında sahanın uzmanları “bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” emişlerdi. Çünkü beklenmedik fevkalade bir musibetti. Herkesi esir aldı, evlerine hapsetti. Akrabalık, komşuluk, eş, dost ilişkilerini bıçak gibi kesti. İnsanlar birbirlerine yaklaşamaz, bir araya gelemez oldular. Hatta kendi evlerinde bile tecrit edilenler oldu. Dolayısıyla bu olağanüstü sürecin bizi sürüklediği netameli bir gelecek vardı. İşte uzmanlar bu gelmekte olan problemler yığınına işaret ediyorlardı.

Elbette ülkemizin bu önemli insani ve toplumsal problemi pandemi ile başlamadı. Bazı hadiselerin dönüştürücü işlevlerini sonradan hasıl ettiği sonuçlar üzerinden öğreniyoruz. Yakın zamandaki bu toplumsal dönüşümün asıl miladı 15 Temmuz ve sonrasıdır. Türkiye bir kâbusu yaşadı. Öyle bir kâbus ki, her şeyi yerinden eden bir fırtına, bir tsunami.

Malum, zulmün “bir şeyi yerinden etme” gibi temel bir tanımı var. Her şeyin olması gereken yerde bulunduğu bir düzende “adalet” var demektir. Aksi durum sözkonusu olursa da orada adalet düzeni bozulmuş demektir. İşte 15 Temmuz hadisesi de böyle bir mahiyete sahip. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi kalmadı. Adeta üzerinde yaşadığımız yer kürede her şey bir değişim yaşadı. Gözlemlediklerimiz var, gözlemlemediklerimiz var…

15 Temmuz’un üzerinden bir veya iki sene geçmişti, sosyal hizmet uzmanı akademisyen bir arkadaşım şu öngörüsünü paylaştı: 15 Temmuz’un asıl sonuçlarıyla, travmalarıyla beş yıl sonra karşılaşacağız. İlim sahipleri, geleceği okuyabilme, yorumlayabilme, tahminlerde, öngörülerde bulunma kabiliyeti olan insanlardır. Sözkonusu arkadaşım da bu yetiye sahip birisi ve öngörüsü doğru çıktı.

Bugün hiçbir şey yedi yıl öncesi gibi değil. Siyasi ve sosyal anlamda dağınık, parçalı bir toplumsal ayrışma, kin, nefret ve fitne tohumlarının meyve verdiği, insanları, toplulukları zehirlediği bir sosyal iklim mevcut. Aile ve toplumsal bağların çözüldüğü, fedakarlığın, diğerkâmlığın zayıfladığı, kişisel ve zümrevi çıkara dayalı ilişkilerin hakim özellik olmaya başladığı, haksız kazanç elde etmeye yönelik usulsüzlüklerin, yolsuzlukların arttığı, kamu mallarından çalmanın, çırpmanın adeta teşvik gördüğü, “devlet malı deniz …” anlayışının yaygınlaştığı, kişi hak ve hukukları konusundaki hassasiyetin önemli derecede azaldığı, yani, kul haklarına girildiği, nizalaşmaların, davalaşmaların çoğaldığı, bu anlamda akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin zayıfladığı, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun yitirildiği, müslüman toplumların en önemli hasletlerinden biri olan hayır, hasenat kapılarının kapanmaya başladığı, toplumsal kesimler arasındaki ekonomik adaletsizliğin, eşitsizliğin kesifleştiği, geleceğe dair ekonomik endişelerin arttığı, güven ikliminin yitirildiği, aldatmanın, hilenin, hukuku arkadan dolanmanın neredeyse meşru görüldüğü, bunlar ve benzeri sosyal ve ekonomik mahiyetli hastalıkların sebep olduğu uyuşturucu, fuhuş, hırsızlık, kötü alışkanlıklar (alkol, sigara v.b.) gibi vakıaların arttığı netameli bir dönemi idrak ediyoruz.

Bu durum başlı başına toplum için manevi bir yok oluştur. Bundan daha kötüsü de saydığım bu kadar olumsuz gelişmenin farkında olmayarak ortalığı toz pembe görenlerin çokluğudur.

15 Temmuz üzerimizden buldozer gibi geçti. Hadiseyi sadece görünür bazı sebepler üzerinden yorumladık. Sebep-sonuç ilişkisinin tüm bileşenleri üzerinde adil ve ahlaki bir analiz yapmadık. Bir koro kuruldu, her gün aynı şarkıları okudular. Toplumun tümünü de adeta bu koronun elamanları olmaya, şarkılara eşlik etmeye icbar ettiler. Katılırsan muteber, makbul adam olursun; değilse dışlanırsın, yok olursun. İşte toplum buna karşı düşünsel, fikri bir mukavemet göstermedi. Toplumsal kıyamete giden yolların gönüllü yolcusu oldular.

Şimdi bunun çeşitli sosyal ve ekonomik sonuçlarını yaşıyoruz. Yıllardır bu yıkımın daha derinde olan sebeplerine dikkat çekmeye çalıştım. Eğer ilme, ahlaka, adalete dönülmezse bu sürecin bir toplumsal yok oluşla neticeleneceği uyarısını yapmaya halen devam ediyorum.

Bu kadar mı ağır bir tablo?

Evet, gözlemlediğimizden, hissettiğimizden daha ağır bir tablo. Ahlaki ve ekonomik çöküntü kendini her yerde gösteriyor. Duymak ve görmek istemeyenler için davul çalsan bile sinek vızıltısı gibi geliyor.

Kıymetli arkadaşımızın ifadesiyle “Bu akışa dur demeyen yanar!”

Hepimiz hesabımızı ona göre yapalım. İnanma iddiasındakiler için islami ve herkes için insani sorumluluk bunu gerektirir.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept