Aldatılan, Yanıltılan Bir Toplum

by Fahrettin Dağlı

Gençlik yıllarımdan bu tarafa sosyolojiyle ilgili olan birisi olarak çocukluğumu bir tarafa bıraktığımda kırk yıllık müşahedemle şunu ifade edebilirim; bu kırk yıl içinde bugünlerde yaşadığımız derece bir altüst olma hali yaşadığımıza tanıklık etmiş değilim. Yanlış anlaşılmasın, siyasi tarihi ve vuku bulan zulümleri mevzubahis etmiyor. Toplumsal değişimi, yozlaşmayı, savrulmayı kastediyorum.

İdeolojik veya diğer sair sebeplerden dolayı tam bir toplumsal cinnet hali yaşanıyor. Elbette bunda siyasal iktidarın çok önemli veballeri var. İktidarın / gücün bozma tehlikesine karşı tedbirsizlerdi. Denge-denetim mekanizmalarından mahrumlardı. Tam adaletin tahakkuku için kararlı ve ciddi bir duruş ortaya koyamadılar. Ehliyeti ve liyakati gözetmediler. Her adaletsiz ve her liyakat gözetmeyen idarelerin yaşadığı kıyameti yaşıyorlar.

Bu kıyamet öncesinde toplumu uyarma ve aydınlatma konumunda olan aydınlar da görevlerini gereği gibi ifa etmediklerinden dolayı sosyolojik tahribat kaçınılmaz oldu. Hak ve hukukların birbirine girmesiyle toplum yoğun bir şekilde günaha ve harama ortak oldu. Bu edinimler toplumun bünyesini zehirledi. Eğer meselelerimize bu zaviyeden yaklaşamayıp, iktidar değişikliğiyle her şeyin yoluna gireceği gibi bir tasavvurumuz varsa, bugüne kadar olduğu gibi çok fena bir şekilde yanıldığımızı yine ağır bir fatura ödeyerek öğreneceğiz. Korkarım ki, tarihin gerisinde kalmış toplumların kaderini paylaşacağız. Allah muhafaza…

Toplumdaki hızlı değişimin nereye kadar uzanacağı konusunda hiçbir tahminimiz sözkonusu değil. Bu halimizi tashih etmeden kurtuluş beklemek beyhudeliktir. İktidar emanetini gereği gibi kullanmayan siyasi erkin değişiminin elzem olduğunun inanmakla birlikte tek başına iktidar değişikliğinin de gerçek bir kurtuluşun kapısını aralayacağı inancında değilim. Yeniden ruh üfleyecek; yeniden ayağa kaldıracak bir diriliş ruhuna ihtiyaç var.

Lütfen kimse bu olumsuz hali izhar ettiğimden dolayı bana kızmasın. “Neden içimizi karartıyorsunuz” demesin. Dün ile bugün arasındaki değişimin tehlikelerini işaret ediyorum. Bu bir umutsuzluk telkini değildir; sadece kendimce doğru bellediğim bir tespitimi paylaşmak ve muhataplarımı uyarmak istiyorum.

Bugüne kadar politikacılar hep bizim hayvani güdülerimize hitap edip kurtuluş vaat ettiler; ucuz kurtuluş reçeteleri sundular. Keşke tarih / tecrübe ibret almamız için gerekli bir bilim disiplini olsaydı da aynı dereyi on kez geçmemiş olsaydık. Bu toplum her 10-20 yılda bir darbe yiyor ve hafızasını kaybediyor. Bu seferki şöyle böyle değil; ummanın derinliklerinde vurgun yemiş dalgıç gibi kendimizden geçtik.

Zorunlu bir toplumsal değişim zarureti önümüzde duruyor; ya evrensel tecrübeden yararlanır sağlam bir kalkışla yeniden hayata döneriz, diriliriz; ya da Musa’nın kavminin “Tiff Çölü’ndeki” çırpınışını yaşar tarihin bir bakiyesi halini geliriz. Hiç kimse kendisini vazgeçilmez; seçilmiş bir millet olarak görmesin. Tarih, kendilerini öyle gören nice toplumların yok oluşunu haber vermektedir. Yok oluşun sebepleri de üç aşağı beş yukarı bugün yaşadıklarımızdır. İbret alabilene…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept