ALTIN BUZAĞI VE İKTİDAR

by Fahrettin Dağlı

CB Erdoğan bugün partisinin gurup toplantısında yaptığı konuşmada ‘şehit’liğe vurgu maksadıyla bir ayet numarası verdi; Bakara:54. Aslında kastı 154 olmasına rağmen sehven ağzından 54 çıktı. Bu da bu yazı için ilham oldu. Bakara 54’de Cenab-ı Allah neye işaret buyuruyor;

“Mûsâ, kavmine dedi ki: ‘Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.”

Ayetin iniş sebebi hakkında özet bilgi:

Hz. Musa, yönetimi elinde tutan Firavun’a, yönettiği halkı serbest bırakmasını, özgür kılmasını, esaretin kaldırılmasını talep ettikçe Firavun, İsrailoğulları üzerindeki zulmünü artırıyordu. Zulüm artık dayanılamaz noktaya gelince Musa Rabbine yalvardı ve Rabbi de duasına karşılık verdi. Mucize gerçekleşti, Kızıldeniz ortadan yarıldı ve onlar oradan selametle karşı tarafa geçtiler. Onları takip eden Firavunun ordusu ise, İsrailoğulları geçtikten sonra tekrar birbirine kavuşan Kızıldeniz’de boğularak öldüler. Onları selametli bir diyara bıraktığı kanaatini edinen Hz. Musa Rabbine bir an önce kavuşmak ve görüşmek için İsrailoğullarını kardeşi Harun’a emanet ederek Tur Dağına çıkıp orada kırk gün kalmıştı.

İnanç boşluk kabul etmiyor. Allah’ın vahyi gecikince fiziki bedenleri hürriyetlerine kavuşmuşsa da, ruhları, akılları ve fikirleri Mısır’ın köleleştiren, mankurtlaştıran tanrılarında kalmıştı. Zulmün, esaretin, köleliğin sembolü olan buzağı heykeline ihtiyaç duydular. Bir şeye tapınmak istediler. Şeytan da onları aldattı. Hz. Hârûn’un muhalefetine rağmen İsrâiloğulları Sâmirî denilen bir kuyumcunun imal ettiği altın buzağı heykeline tapmaya başladılar. 54. âyette bu buzağıya tapma olayı İsrâiloğulları’nın nefislerine zulmetmesi şeklinde değerlendirilmiştir. Sözlükte zulüm kelimesi “bir şeyi olması gereken yerden başka bir yerde konumlandırma, saptırma, adaletsizlik, zorbalık, haksızlık, kötülük” gibi anlamlar ifade etmekte olup, terim olarak genellikle “dinî ve ahlâkî kanunlarda belirlenmiş sınırları aşan; adalet, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine ters düşen davranışlar” için kullanılır. Ayrıca hukuk ve ahlâk dilinde, çok genel bir ifade ile “haktan bâtıla sapmak, rızâsına aykırı olarak birinin mülkü üzerinde tasarrufta bulunmaya kalkışmak, haddi aşmak” gibi tanımların yapıldığı da görülür.

Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok âyette geçen zulüm kelimesi, biri itikat, diğeri ahlâk alanıyla ilgili olmak üzere iki ayrı bağlamda kullanılır. İlk kullanıma göre zulüm kelimesi genellikle şirk, inkâr, günahkârlık, itikadî ve amelî bakımdan Allah’ın koyduğu kuralları, sınırları çiğneme, aşma gibi kavramlarla yakın bir anlam ifade eder. Kur’an’da ahlâkî bağlamdaki kullanımına göre zulüm kelimesi hak, hürriyet, eşitlik gibi konulara ilişkin olarak “haddi aşmak ve başkasının hakkını ihlâl etmek, başkasına zarar vermek” anlamını ifade eder.

Bu tanıma göre zulüm, “haksızlık ve adaletsizlik” demek olup her şeyden önce Allah için düşünülmesi imkânsız olan bir durumdur. Zira “Allah kullarına asla zulmedici değildir” Hiçbir kimse O’ndan “kıl payı kadar bile haksızlık görmez” (Nisâ 4/49). Şu halde bu anlamıyla zulüm dinî sorumluluğu olan, akıl sahibi varlıklara özgü bir tutum olup, Allah tarafından kesinlikle haram kılınmıştır. Ayrıca kişi, kime karşı ve ne tür bir kötülük işlemiş olursa olsun, aslında Kur’ân-ı Kerîm’e göre bu kötülüğü öncelikle kendi nefsine karşı işlemiştir. Nitekim konumuz olan kısmın 54. âyetinde de İsrâiloğulları’nın, altın buzağıya taparak şirke sapmak suretiyle inanç ve amel konusunda Allah’ın koyduğu sınırı aşmaları, böylece bir kuralı çiğnemeleri sebebiyle onlara “Şüphesiz siz buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz” buyurulmuştur.

Peki, gelelim şimdi güncele!.. Öyle ya, Kur’an evrensel ve zamanlar üstü bir beyandır. Zaman eskir ama Kur’an yenilenir. O zaman soru şu: Bizim için bu ayet bugün ne anlam ifade ediyor? Nasıl bir soyutlama yapabiliriz?

Birincisi, insanları zulümden azat kılmak sadece fiziki mekan değişimiyle sağlanmıyor. Zihinsel arınma ameliyesi gerçekleşmeden; yani, zihni hükümranlığı altına alan putperest kalıntılar, tortular temizlenmeden zihinsel özgürleşme temin edilemez. Önce ‘la’ deyip, geçmişi tümden temizlemek ve ardından vahiy ile yeniden inşa etmek. İşte bu ameliye, kulu mabuduna hürleştirerek muhatap kılar. Çünkü dinin muhatabı akleden hür kullardır.

İkincisi bugün için altın buzağı ne olabilir? Mesela iktidar olabilir mi? Niye olmasın? Normal şartlarda Müslümanlar için iktidarın anlamı, topluma hizmet etmek; adil muamelede bulunmak; helal-haramları korumak, gözetmek; kulların karşılıklı hak ve hukuklarının geçmemesi için gerekli tedbirleri almak ve denetlemek; egemenlikleri altındaki insanların güvenliklerini sağlamak; insan hak ve hürriyetlerini güvence altına almak. Bu çok zor bir ameliye aslında. İnsanların kolay kolay altına girecekleri bir sorumluluk değil. Bu derece hassas ve bu derece önemli…

Yok, eğer siz iktidarı bir nimet kapısı, bir zenginleşme, güç ve hükmetme aparatı olarak alırsanız, o emanete zulüm etmiş olursunuz. Çünkü olması gereken yerden oynattınız. Adalet dağıtması gereken bir vasıta/araç, zulüm dağıtmaya başlar. Çünkü yerinden ettiniz onu.

Müslümanlar için iktidar ateşten bir gömlektir. İktidar sadece bir hizmet aracıdır. Başka hiçbir özelliği yoktur. Onu kutsamak, buzağıya dönüştürmek ve bu anlamda eskilerin ahlakıyla ahlaklanmak ciddi bir sapmadır ve zulümdür.

Evet, tekrar soruyorum; Bugünkü Müslümanların altın buzağısı ‘iktidar’ olabilir mi? Bu durum üzerinde ciddi düşünülmesi gereken bir soru… 20-30 yıl öncesine gidin ve sorun o günün Müslümanlarına; sizce iktidarın anlamı nedir? Herhalde çoğunluğun cevabı şu olurdu: “Hakkın ve adaletin hakimiyetini sağlamak.” Bu cevap doğru mu? Elbette doğru. Müslüman için iktidar sadece bir vasıtadır. Onunla ya adalet edip, kendinizi ve yönettiğiniz toplumun dünyasını ve ahiretini mamur kılarsınız ya da tersini yapıp hem kendinizin ve hem de yönettiğiniz insanların dünyasını ve ahiretini berbat edersiniz.

Bazı şeyler vardır ki, tesadüf değildir; tevafuktur. Ona göre…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept