Bekri Mustafa Devri

by Fahrettin Dağlı

Bugün kamu kurum ve kuruluşlarıyla bazı üniversitelere yapılan rektör atamalarını görünce ister istemez Bekri Mustafa’nın hikayesini hatırladım.

4.Murat zamanında nüktedanlığı, hazırcevaplığı ve aynı zamanda ayyaşlığıyla ünlü Bekri Mustafa, yoksul bir mahallede bir caminin önünden geçmektedir. O sırada musalla taşında da imam beklemekte olan bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam bulunamaz. Cemaatin beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu sırtında cübbesiyle oradan geçen Bekri Mustafa’yı hoca zannederek namazı kıldırmasını isterler. Mustafa, ‘Olmaz, ben hoca değilim’ dese de dinlemezler ve zorla öne geçirirler. Namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Bu hareketi cemaatin merakını mucip olur ve ne fısıldadığını sorarlar.

Bekri Mustafa cenazenin kulağına şunu söylemiştir: “Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sorarlarsa, Bekri Mustafa imam oldu dersin. Onlar durumu anlar’’.

Akademideki yeni atama listesini görünce Bekri Mustafa misali, çok şey söylemeye gerek olmadığından “falan kişi filan üniversiteye rektör atanmış’’ demek yeterlidir, herkes bu sözden Türkiye’de neler olduğunu anlar.

Yazılarımda defalarca tekrarladım: Muhafazakar kesimin siyaset, kamu yönetimi ile ilgili en çok dile getirdiği temel kriter/prensip, yönetimde ehliyet ve liyakatin gözetilmesiydi. Ne ilginçtir ki, en çok da iddialı oldukları konuda sınava çekildiler ve kaybettiler. Bugüne kadar gerek siyasette ve gerekse bürokraside seçilenler / tercih edilenlerde ehliyet ve liyakat aranacağına daha çok partiye, lidere sadakat gözetiliyor.

Halbuki inandıkları iddiasında bulundukları dinin Peygamberinin bu mevzuda aksi beyanları sözkonusu. Valilik talebinde bulunan amcasına, “istediğin/talep ettiğin öyle bir şey ki, isteyene değil, layık olana verilir” diye karşılık vermiştir.

Buna munzam benzer onca ayet ve hadis vardır.

Fakat buna rağmen çok partili siyasi rejime geçildiğinden bu yana eş-dost-ahbap ilişkisinin en çok gözetildiği bir dönemi yaşıyoruz. Yani, modern tabirle “nepotizmin” en yaygın yaşandığı bir dönem. Bunun aksini inkâr, hakikatin inkarıdır.

Meselemiz şahıslarla değil, düşünceyle, sistemle, uygulamayla. Ancak burada bir istisna yaparak bir şahıs üzerinden ne demek istediğimi daha müşahhas hale getireyim.

Şahsı özellikle 15 Temmuz’dan sonra ekran yüzü olarak TV’lerde boy gösterince tanıdım. Doçent ünvanlı bu şahıs CNN ve Habertürk gibi merkez medyanın tartışma programlarının neredeyse kadrolu tartışmacılarından biriydi. Akademik bir temsiden ziyade adeta iktidarın görevli bir trolü gibi aksi beyanlarda bulunan tartışmacılara sert çıkan, had bildiren, yer yer hakaret eden biriydi. Gerek jest ve mimikleri ve gerekse usul ve üslubu bana çok itici gelmişti. Zaten bu tutum ve davranışıyla bir süre sonra çoğu kimsenin de antipatisini üzerine çekmişti. Ancak iktidar cenahında onu kollayan biri vardı. Daha sonra ortalığa saçılan WikiLeaks belgelerinden de anlıyoruz ki, Berat Albayrak’la abi-kardeş kadar samimiydiler. Daha başka hatırlılarla da samimiyeti vardı. İşte buradan devşirdiği güçle herkese had bildiriyor, ayar veriyordu. Bir süre sonra sözkonusu TV kanalları ile görev yaptığı özel üniversite bile pes etti. Çünkü çizmeyi aşmakla herkesi rahatsız ediyordu, tahammülleri zorluyordu. Tam ismi cismi unutuldu derken bugün resmi gazetede bir üniversiteye rektör olarak atandığını okuduk. Hayret ettik mi? Doğrusu bugüne kadar olup bitenlere rağmen yine de hayret ettim, “bu kadar da olamaz” diye. Gerçi iktidar bugüne kadar nice “olamaz” dediklerimizi hayata geçirdi.

Daha önce de kurumlarımızda nepotizm vardı ama hiçbir zaman son on yılda olduğu kadar yoğun yaşanmadı. İktidar aktörleri artık ehliyet ve liyakatten çok sadakat arıyorlar. “Üniversiteye değil, iktidarımıza faydası ne olur?” diye düşünüyorlar.

Söz konusu kişinin akademik öyküsü de çok ilginç. Berat Albayrak’la yazışmalarından anlıyoruz ki, doçentliği de profesörlüğü de çok su götürür. Gerçi bu tutum iktidarın artık alamet-i farikası haline geldi. Şimdi MEB koltuğuna oturan zat için de benzer şeyler yapıldı. Şartları rektörlük için yeterli olmadığından sırf onun için yasal engel teşkil eden kural değiştirilerek rektörlüğe atanmıştı. Atandıktan sonra da düzenleme tekrar eski haline dönüştürüldü. Yani şahsa mahsus yasal düzenlemeler yapıldı.

Yine söz konusu şahsa dönelim. Bu kişinin ne akademik anlamda ve ne de insani değerler açısından o makamı hak etmediğini tanıyanlar bilirler. En önemli meziyeti iktidara sadık bir kul olmasıdır.

Geçenlerde de Türkiye’deki kamu üniversiteleriyle ilgili istatistikleri paylaşmıştım. O tabloyu yine yorumlar hanesinde paylaşacağım. Akademik alanda içler acısı bir durumdayız. Marifet Şırnak’ta üniversite açmak değildir. Orada önce kadrosuyla, fiziki şartlarıyla, yurtlarıyla bir üniversite fonksiyonunun ifa edilip, edilmeyeceğine karar verilmelidir. Binadan başka üniversite eğitimi için gerekli olan şartların oluşmadığı bir binaya üniversite tabelası asmak ve “Şırnak’a bile üniversite açtık” demek hamasetten öte bir anlam ifade etmez. Zavallı fakir halkın bütçesinden o temellere dökülen paralar ziyan olmuş demektir. Eğer bir ihanet arıyorsanız işte tam da budur. Bu ülkenin kaynaklarını çarçur etmektir.

Ondan sonra “neden beyin göçü oluyor?”; “Neden başarılı gençlerimiz eğitimleri için yurt dışındaki üniversiteleri tercih ediyor?”; “Neden üniversitelerini başarıyla bitiren öğrencilerimiz üst eğitimleri veya mesleki kariyerleri için yurt dışında arayışa giriyorlar?”; “Neden başarılı akademisyenler yurt dışına çıkıyorlar?” sorularını sorup ah-vah ediyoruz. Gerçi bazıları ah-vah da etmiyor. “Gitmek isteyenler gitsinler, biz de yeni mezunlarla idare ederiz veya “ya sev ya terk et” diyerek sorumsuzluklarını ortaya koyuyorlar.

Neresinden bakarsak bakalım, siyasal iktidar, bu ülkede akla, mantığa uygun olmayan ve açıkça ülke, toplum çıkarlarına uygun düşmeyen onlarca icraatta bulunmaktadır. Yukarıda da ifade ettim, meselemiz kişilerle değil, anlayış ve uygulamalarladır. Aksini düşünen varsa buyursun söylesin. Doğru söylediğine kanaat getirirsem yüksünmeden, tereddüt etmeden bilgi ve kanaatimi tashih ederim. Değilse bu satırları okuyanların ve dahi iktidara yakın duranların iktidar aktörlerine ikaz ve itirazda bulunmalarını istirham ediyorum. Üzerinizde vebal var, bunu lütfen ifa edin.

Bunları Okudunuz Mu?

1 yorum

Rahim 2 Aralık 2023 - 16:16

Allah razı olsun bekri Mustafa devri çoktan geçti şimdi çakala çakal demek suçmuş varın hesap edin selamlar

Cevapla

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept