BEŞ ŞART MÜSLÜMANLIĞI

by Fahrettin Dağlı

İslam’ın şartı kaç? Beş…

Nedir bunlar? Oruç, namaz, hac, zekat ve kelime-i şehadet…

O halde Ramazanda ayında orucumu tutar; halim vaktim yerindeyse hacca gider, eğer cimriliğim tutmazsa zekatımı verir; ehh, kelime-i şehadet getirmekte de bir zahmet, külfet yok, onu da getiririm. Hatta günde binlerce defa. Bitti mi? Bitti…

Kıl beşi kurtar başı!.. Aman ne güzellik! Bunun için Allah’ın Kur’an indirmesine, art arda Peygamberler göndermesine gerek var mıydı?

Böyle mi peki? Yani, İslam’ın şartı gerçekten beş mi?

İslam’ın şartı ‘bir’ desek yanlış mı olur?

‘Kur’an’ın Allah’ın Resulu ile birlikte gönderilen Allah’ın kitabı olduğuna iman etmek.’ Diğerleri onun içerisinde mündemiç değil mi? Oruç, namaz, hac, zekat, kelime-i şehadet ve daha yüzlerce farz onun içinde mündemiç değil mi?

Veya İslam’ın tek şartı, ‘yeryüzünde adaletle muamele yapmaktır’ desek yanlış olur mu?

Kitapla bize bildirilen iki temel kaide var desek yanlış olur mu?

‘Birincisi Allah’ın hukukunu, diğeri ise yeryüzündeki varlığın hukukunu gözetmektir ‘ desek doğru olmaz mı?

“Şu kesindir ki, Biz resullerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti gerçekleştirmeleri için, resullerle beraber kitap ve adalet terazisi indirdik. Mahiyetinde büyük bir kuvvet ve insanlara birçok fayda bulunan demiri de, kullanmaları ve Allah’ı görmedikleri halde O’nun dinini ve peygamberlerini, kimlerin bu kuvvet ile destekleyeceğini bilip ortaya çıkarmak için, büyük bir nimet olarak indirdik. Unutmayın ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak galiptir” (Hadid: 25)

Ayet gayet açık ve net. Resul ile birlikte gönderilen Kitabın yegâne gayesi, yeryüzünde ‘adalet’in gerçekleştirilmesi…

Bu adalet terazisinin iki temel kefesi var; Birincisi Allah’a müteveccih olan ve diğeri de yeryüzünde yaratılmış bulunan canlı veya cansız bütün varlığın adaleti… Muhtemelen, Cenab-ı Allah’ın, sair onlarca ayetiyle kozmik aleme dikkat çekmesinin; onların değişmez kanuniyetlerle nasıl kendi yörüngelerinde düzen, nizam ve ölçü ile hareket ettiklerini ifade buyurmasının hikmeti de bu olsa gerek. Yani, “kozmik âlemde kurduğum bu düzen, ölçü ve nizamın yeryüzünde gerçekleştirme hedefi siz insanoğlunun görevidir. Zaten yaratılış amacınız da bu ‘adalet’ sınavıdır.”

Ve Ayet devam ediyor; “…Ayrıca, içinde müthiş bir potansiyel güç ve insanların hayatı için birçok faydalar barındıran demiri yarattık…”

Müfessirlerin bir kısmı, ayette geçen ve sureye ismini veren ‘demir’ ile Allah’ın muradının, iktisadi/sınai/askeri güç olduğudur; Adaleti yeryüzünde gerçekleştirmek insanoğlunun olmazsa olmaz görevidir, sorumluluğudur. Adeta insana, “eğer normal barışçıl yöntemlerle adalet ikame edilmiyorsa ‘demirin’ nitelediği iktisadi ve sınai gücü kullanarak adaleti tesis edin.” denilmektedir. Eğer yeryüzünde bir savaş verilecekse bu savaşın yegane amacı ‘adalet’i tesis etmektir. Ve böylece O’nun dinini ve elçilerini destekleyen fedâkâr müminleri, zulme arka çıkan veya ona seyirci kalan gâfillerden/hainlerden seçip ayırsın. Gerçi Allah’ın kendi dinini üstün kılmak için bizim yardımımıza ihtiyacı yoktur. O, bu düzenlemeyi, insanları sınavdan geçirip, kazananlar ile kaybedenleri belirlemesi içindir.

Ayetle, Peygamberin misyonu üç temel görevle özetlenmiş; Beyyinat (Hak ile batılı birbirinden ayrıldığı açık deliller), Kitap ve Mizan…

Bu üç şeyin peygamberler ile birlikte dünyaya gönderilmesinin nedeni, onların varlık alemine adalet ve itidali hakim kılmaları içindir. Böylelikle onlar bir yanda, Allah’ın kulları üzerindeki haklarını, nefsinin insan üzerindeki haklarını, muamelatta insanların birbirleri üzerindeki haklarını ve onların emrine tahsis edilmiş diğer canlı ve cansız varlıkların haklarını ortaya koyup, bunları hakkıyla uygularlar; diğer yanda bu ilkelere dayanarak, dünyadan zulmü kökten kaldıracak şekilde sosyal, doğal hayatı düzenlerler. Toplumun her üyesinin kendi hakkını elde edebilmesi ve başkalarının hakkını verebilmesi için, kültürel, ahlâkî, ekonomik, ekolojik vs. her sahada ifrat ve tefritten uzak olarak dengeyi kurarlar. Başka bir ifadeyle peygamberlerin hedefi, dünyada kişisel, sosyal ve ekolojik anlamda adaleti tesis etmektir. Kişisel anlamda, herkesin, her varlığın hayatının adalet üzere inşa edilip, her ferdin düşünce, ahlâk ve münasebetlerinde mükemmel bir olgunluğa ulaşılmasıdır hedeflenen.

Sosyal anlamda ise, toplum hayatının adalet ilkeleri üzerinde tesis edilerek, fert ve toplum arasında, ruhsal, ahlâkî ve maddî refah bakımından çelişkilerin değil, uyumun sağlanmasıdır.

Ekolojik anlamda ise, varlık aleminde yaratılan her şeyin yaratılış amacına hizmet etmesine müdahale etmemek, olması gereken yerlerinden etmemek; canlı veya cansız her şeyin adaletinin korunmasıdır.

Evet, bu kadar cihanşümul, zamanlar üstü iddiaları olan bir dini ‘beş şartın’ içerisine mahkum etmek herhalde bu dine yapılabilecek en büyük adaletsizliktir. Kimse ‘o beş şart zaten sizin ifade ettiklerinizi özetlemektedir’ gibi bir iddiada bulunmasın lütfen.’ Asıl olan sizin ne söylediğiniz değil, muhataplarınızın ne anladığıdır. Benim kendi penceremden gördüğüm manzara bu. Müslüman coğrafyasında insanların pek çoğu, ‘kıl beşi kurtar başı’ modundalar. ‘Eğer ben bu beş şartı yerine getirirsem, bir de bir fani şeyhe bağlanırsam cenneti garantiledim’ anlayışı ve kabulündeler.

Ritüele boğdurulmuş, ruhundan arındırmış bir din anlayışı bugün bulunduğumuz zelil halin sebeplerinden en önemlisidir.

Dilerim ve dua ederim ki, Allah, bu dinin mensubu olduğu iddiasında bulunanlara, içerisine girmiş bulunduğumuz bu üç ayları vesile kılarak, Kur’an’ı bir bütün olarak, onu parçalamadan algılamayı, anlamayı ve Hz. Resulün pratize ettiği şekliyle yaşamayı ve bu anlamda tekrar bir muhasebe, arınma ve inşa süreci başlatmaları…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept