Bir Mevtanın Ardından

by Fahrettin Dağlı

Merhum Sırrı Süreyya Önder ile bugüne kadar hiç karşılaşmadık. Siyası ve ideolojik kulvarlarımız da farklıydı. Buna rağmen siyasetin teorisi ve pratiğiyle ilgili birisi olarak gıyabında hep taktir etmiş, vicdani diriliğini hep sevmişimdir. Zor zamanlarda haktan, hukuktan taviz vermeyerek, sahip olduğu ilmi ve İslami birikimiyle, nükteli ifadeleriyle karşısındakini rencide etmeden hakkı, hukuku en güzel ifadelerle muhatabına iletebilme kabiliyetine sahip ender kişilerden birisiydi. Toplumsal gerilimin yükseldiği zamanlarda nükteli çıkışlarıyla düşmanlarını bile gülümsetir, tansiyonu düşürürdü.

Bugün toplumun siyasi ve ideolojik olarak ortadan ikiye bölündüğü bir dönemde bu barışçıl kültür ve ahlaka ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuz izahtan varestedir. İşte tam da böyle bir dönemde hak vaki oldu, fani dünyadan hicret etti. Kendisine rahmet, ailesine baş sağlığı, sabır ve metanet diliyorum.

Hz. Ömer suikaste uğradığında henüz ölüm döşeğindeyken bir münadi görevlendirerek, “Git, Medine sokaklarında dolaş, benim öleceğimi bilen halk hakkımda neler diyor, öğren gel!” diyor.

Görevli kişi döndüğünde Hz. Ömer merakla soruyor: “Söyle bakalım, ne diyorlar?”

Münadinin cevabı: Medine’nin bütün hanelerinde feryadı figanlar yükseliyor, “Ah Ömer, vah Ömer! Bizi yetim bırakıp nereye gidiyorsun?” diye ağlaşıyorlar. Bu cevabı alan Ömer, “Elhamdülillah, artık bu dünyadan huzur içinde göçebilirim” diyerek fani dünyaya gözlerini kapatıyor.

Elbette Hz. Ömer ile Sırrı Süreyya’yı bütün yönleriyle kıyas etmeye kalkışmıyorum. Ancak biz faniler tayin edilmiş vadeyi doldurduktan sonra o ağızların tadını kaçıran ölümle yüzleşeceğiz. Her ne kadar yaşarken yaptıklarımız, yapmakla mükellef olup yapmadıklarımız burada kaldıysa da müminler bilir ki, bu dünyadan göç ettikten sonra sevap ve günahlarımızın yazıldığı defterler kapanmayacak. Bu dünyada iyi veya kötü örneklik bırakanların izlerinden gidenlere yazılan sevap ve günahlar aynı zamanda kendi hanelerine de yazılacak.

Uzun zamandır toplumda büyük bir kesimin bir mevtayı bu derece hayırla andığına tanık olmadım. Toplumun Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi, solcu, muhafazakar, milliyetçi vs. kesimlerinin hepsinden bu olumlu şehadeti almış olması onun için çok önemlidir. Kimsenin imanını ölçme imkanımız yok. Ama benim bir müslüman olarak onun iman üzere bu dünyadan göç ettiğine, güzel amellerinin karşılığını öte tarafta göreceğine dair hüsnü zannım vardır. Bir müslümanın bu hal üzere huzura kabul edilmesine gönülden dua ederim.

Bazı sefillerin, mevtanın ideolojik, siyasi tercihinden ve geçmiş zamanlardaki birtakım beyanlarından dolayı onu kötü sıfatlarla anmalarına ve Allah’ın rahmetini ondan esirgemelerine, rahmet dileyenleri çirkin ifadelerle suçlamalarına gerçekten çok üzüldüm. Allah’ın rahmeti üzerinde siz mi tasarruf sahibisiniz?

Rahmet Peygamberi insanların iman üzere yaşayıp ölmeleri için çırpınıp duruyordu. Hz. Peygamberin onların hidayete ermelerinden bu dünyaya dair ne menfaati vardı?

Onun izini takip edenler de sabahtan akşama kadar Allah’ın kelamını insanlara duyurmaya ve onların da hidayete ermesine çalışıyorlar, bundan bir çıkarları mı var?

Hayır!

Hz. Peygamber ve Onun takipçileri öte dünyada kimsenin cehenneme girmemesi, cennetle müjdelenmesi için çabalıyorlardı. Ne oluyor sizlere ki, bir delil bulup insanları cehenneme göndermeye gayret ediyor, Allah’ın merhametini esirgemesini umuyorsunuz?

Onu iyilikle, güzellikle anmak varken, neden dilinizden kötü sözler döküyorsunuz? Böyle yapmakla ne kazanıyorsunuz? Halbuki bir insanın yüz amelinden sadece birisi onu cennete götürebilme ihtimali taşıyorsa biz yine de o bir amelden dolayı cennetle mükafatlandırılması için talep ve dua etmeli, ardından hüsnü zan üzere olmalıyız. Dinimiz bize bunu emretmiyor mu?

Rahmetli Sırrı Süreyya Önder hakkında sön sözüm: Allah’ım, onun bugüne kadar adil, hakşinas, kul haklarına karşı dikkatli, zayıfların, düşkünlerin savunucusu bir mümin olduğuna şehadet ederim. Lütfen bu şehadetimi kabul buyur ve Sırrı Süreyya kulunu cennetinle müjdele!

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept