Virüsün neşet ettiği kaynak konusunda yüzlerce spekülasyon yapıldı. Komple teorileri ortaya atıldı. Yani, bir bilgi kargaşası ve kaosu yaşanmaktadır.
Elbette virüse sebep olan biyolojik sebepler vardır. Bilimin işi de bunları araştırıp bulmak ve çareler üretmektir.
İşin bilimsel ciheti bu. Peki, inananlar açısından bunun başka bir izahı, müracaat edilecek makamı yok mu?
Tıbbi gerekliliklerin yanında manevi olarak yapılacak bir şey yok mu?
Allah’a iman iddiasında bulunan her insanın bu sorulara vereceği bir cevabı olmalı.
İnananlar olarak karşılaştığımız tüm sıkıntılar, hastalıklar, müsibetler, felakatler için Yaratıcıya dua eder ve O’na iltica ederiz. Tabir caizse bu felaketlerin defi için dilekçemizi veririz.
Malum, dilekçenin de bir şekil ve muhteva şartı var. Dileğinizin, arzunuzun kabulu için onların yerine getirilmesi gerekir.
Bir yağmur duasına çıkılırken bile, varsa küslerin barışması, dargınlıkların giderilmesi, yani, toplumsal barışın temin edilmesi çağrısı yapılır. Dualarının kabul edilme ihtimalinin güçlü olduğu tahmin edilen ilim ve ahlâk sahibi insanlar davet edilir. Özellikle masum çocukların iştiraki sağlanır. Sonunda tekrar çağrı yapılır; ‘halen aranızda dargınlar varsa lütfen barışsınlar.’ diye nida verilir. Yani, Allah’ın Rahmetini celp edecek bir toplumsal barış iklimi beklenir. Ve ondan sonra da hazırda olan cemaatin iştirak ettiği bir ilahi orkestra ile rahmet çağrısı semaya uçurulur.
Gelelim bugün için çağrıma; Evet, eğer sözüm geçer akçe olsaydı bugün için çağrım şu olurdu:
Bu topraklarda yaşayan herkesten, öncelikle barışması gerekenlerle barışmalarını, helalleşmelerini talep ederdim. Varsa hak ve hukukların iaede edilmesini isterdim. Ve arkasından o büyük ailenin tüm bireylerinin iştirakinin sağlanacağı bir dua atmosferine davet ederdim. Tayin edilecek bir vakitte Arafat’ta vakfeye durulduğu gibe herkese ayakta kendi inandığı usullerle Rabblerini ilticada bulunmaları çağrısında bulunurdum.
Mescitlerden, kiliselerden, havralardan ve diğer inanç mensuplarının ibadethanelerinden aynı anda göğe yükselen bir çağrının yapılmasını teklif ederdim.
Herkesin kendi lisan ve usulü ile yapacağı çağrının semada bütünleşip büyük bir talebe dönüşeceği umulurdu. Ve yine umulurdu ki, Cenabı Allah bu talebi karşılıksız bırakmayacaktı.
İnanıyor/iman ediyoruz ki, başımıza gelen her sıkıntı/müsibet/felaket Allah’tan bağımsız değildir. Mutlak fail Allah’tır. Sebepleri yaratan da o, çareleri de bulduracak olan yine O’dur.
Dünyayı bize dar kılan, dört duvarın arasına hapseden bu küresel felaket karşısında kulluğumuzu hatırlamayı, ona munzam bir muhasebe ve murakebe ve neticesinde bir tevbeleşme ve helalleşme süreci başlatmayacak olursak kendimize yazık edenlerden olmuş olacağız.
Büyük günün (kıyamet) ikindi vaktini yaşıyoruz. Ona göre hesabımızı yapalım. Akşam vakti yaklaşmakta. Allahüalem yaşadıklarımız, yaşayacağımız o büyük depremin öncü habercileridir.