Ezberleri Bozmak Kolay Değil

by Fahrettin Dağlı

Toplumun büyük çoğunluğunun gerek çocukluklarında ve gerekse içinde yetiştikleri sosyal muhitlerde edindikleri ezberleri var. Gandi bu duruma dikkat çekerek bir takım düşünsel ve davranışsal edinimlerin nasıl oluştuğunu, geliştiğini, beslendiğini, karaktere, kimliğe ve kadere dönüştüğünü betimler.

‘’Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür,

Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür,

Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür,

Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür,

Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür,

Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür,

Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.’’

Gandi; “düşüncelerimiz kaderimizdir” diyor.

Mevlânâ da;

“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin.

Geri kalan et ve kemiksin.

Gül düşünürsün, gülistan olursun.

Diken düşünürsün, dikenlik olursun.”

İşte burada düşünceyi şekillendiren aile ve çevresel etkilerin insanın duygularını, alışkanlıklarını, değerlerini, karakterini nasıl inşa ettiğini ve bunun adeta insanın kaderine dönüştüğünü sosyal muhitlerde gözlemlemek mümkün.

Aslında burada maksadım, siyasi kültürün, alışkanlıkların, geleneğin nasıl kaderimize dönüştüğünü ve bizi çıkmaz sokaklara sürüklediğini ifade edip, Cumhurbaşkanlığı adaylığım ile ilişkilendirip nasıl bir aksülamele sebebiyet verdiği anlamındaki şikayetimi paylaşmak.

Öyle bir siyasal kültür, ahlak oluşmuş ki, Gandi’nin dediği gibi gerçekten kadere dönüşmüş. Siz ne kadar tersini söyleseniz de bu ezberi bozamıyorsunuz.

İşte bu ezbere teslimiyete karşı delice bir çıkışta bulunuyorum; “Cumhurbaşkanlığına adayım.” diye…

Bu durumda sorulacak asli sorular şunlar olmalı değil mi?

1.Yasal şartlara haiz misiniz?

2.Bu ağır sorumluluğu yürütecek kadar bilgi ve tecrübeye sahip misiniz?

3.Bu sorumluluğu yürütmede temel hedefleriniz / umdeleriniz nelerdir?

Bu sorular ve benzerleriyle muhatap olsam, diyeceğim şu:

26 yıllık memuriyetim ve emeklilik sonrası 25 yıllık sivil inisiyatif aktivitelerim, karınca kararınca yazdıklarım şahidimdir. İnsan hafızası nisyanla malul ama sanal hafıza hayatımızı, yaptıklarımızı, ifade ettiklerimizi kayıt altına alıyor. İsteyen bu kayda bakar bir hükme varır. Benim kendimle ilgili daha fazla bir şeyler söylememe gerek var mı?

Ama çoğu kez muhataplarımız bu soruları sormuyor. Peki, hangi soruları soruyor?

1.Bilinirliğiniz, tanınırlığınız ne kadar? Yani, adaylık için gerekli olan yüz bin oyu bulabilecek misiniz?

2.Siyasi kampanyanızı yürütebilecek kadar bir finansmana sahip misiniz?
Ve benzer sorular…

1. Şimdi lütfen bana söyleyin; bilinirlik ve tanınırlık için ne yapmam gerekiyordu? Bugüne kadar çok bilinenler, tanınanlar ne yaptılar?

Hem bilinirlik nasıl sağlanacak?

Yeterli bir finansmana sahip olacak; dökecek, saçacak; bazı medya organlarını ve mensuplarını satın alacak; her gün medyada kendisini görünür kılacak…

Yeterlilik bu mu?

Tanınırlık, bilinirlik böyle sağlanıyor.

Nasıl?

Doğru mu bu?

Şimdi makbul kişi, Cumhurbaşkanlığı gibi bir makamın yeterlilik göstergeleri bu mu olacak?

Öyle düşünüyorsanız, korkarım başımıza daha nice krallar, diktatörler çıkacak.

Kendi geleceğinizi konuşuyorsunuz; Fahrettin Dağlı, Cumhurbaşkanlığı makamı gibi fani olacak kişi ve makamların geleceğini değil…

2. Tabii ki öyle profesyonel kampanya yürütecek kadar bir finansmana sahip değilim. Amatör imkanlarla mesajlarımı halka iletmeye çalışıyorum.
Yeterli mi? Değil tabiiki.

Fakat şunu da söylemiş olayım; yeterli finans imkanım olmuş olsaydı bile yine de amatör ruhla alanda olmak isterim. Bu amatör ruhumu kaybetmek istemiyorum. Bu doğallığımla halkımla yüzleşmek isterim. Profesyonel teknikler, vasıtalar ama ruhta amatör kalmak… Makus süreci tersine döndürmenin bununla mümkün olabileceği inancındayım.

O kadar üzerine basa basa ifade etmeme ve yazılarımda altını kalın çizgilerle çizmeme rağmen aynı sorulara muhatap olmak gerçekten iç acıtıcı…

Bu karara varmadan önce üç gece uykusuz kaldım; yatakta kıvrandım durdum; “bu yükün altından nasıl kalkacağım?” diye sayıkladım.

Biliyorum, yarın insanlar soracak; neyinize güvenerek böyle iddialı bir çıkış yapıyorsunuz?

Evet, belki de doğru bir soru. Bugüne kadarki ezberleri onlara bu soruları sorduruyor.

Halbuki birazcık ezberlerini bozsalar bir şeyleri kavrayacaklar; öğrenecekler. Bu kadim yanlışın tashihine gidecekler. Bu meselenin sadece Fahrettin Dağlı’yı ilgilendirmediğini; kendilerinin de aynı ölçüde sorumlu olduğunu düşünecek ve ona uygun tavır ve eylem belirleyecekler, geliştirecekler.

Bu durum beni teessüre sevk ediyor mu? Muhataplarım adına evet; kendi adıma HAYIR! Çünkü insanlık macerasını az çok bildiğim, idrak ettiğim kanaatindeyim. Tarihte belki yüzlerce defa insanlık bu kadim problemleri yaşamış ve yaşanan onca hikâyeye rağmen tecrübe etmeyerek, ders çıkarmayarak aynı hikâyeyi tekrarlamışlar.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept