Son bir yıldır tanıdığım, bildiğim bazı arkadaşların ciddi bir şekilde devletin yönetimine ilişkin gidişattan memnun olmadıklarını düşünüyorum. En azından öyle bir izlenim alıyorum. Ancak geçmişteki taraftarlık söylemlerinden dolayı bugün aksini ifade etmekten veya ‘yanılmışım, iyi niyetimin kurbanı olmuşum’ şeklinde bir beyanda bulunmaktan çekiniyorlar, eziklik hissediyorlar gibi geliyor bana. Oysa bugün artık en azından hakkı teslim anlamında bir duruş ortaya koymaları beklenir kendilerinden. Bu durum aynı zamanda benzer iç huzursuzluğu yaşayan insanlara da cesaret aşılar. ‘İyi niyetin kurbanı olmak, yanılmak, bir şeyleri hesaba katmayarak eksik verilerle düşünüp hüküm vermek’ insani nakısalardır. Bundan dolayı aşırı bir mahcubiyet duymanın anlamı yoktur. Asıl olan bugüne dair pişmanlığımız ve tövbemizdir. Halka özrümüzdür, helalleşmemizdir. Bu özrü öte tarafa bırakmamak lazım. Çünkü orada bir faydası olmayacaktır.
İnsan hata ve yanlış yapmakla malul bir varlıktır. Herkesin hayatında hataları, kusurları, yanlışları veya keskin dönüşleri olmuştur.
Bir de şöyle önemli bir boyut var; İnsanlar, içinde yaşamış oldukları sosyal çevrede bazen hatalarını, yanlışlarını fark edemeyebilirler. Eğer bu beşeri hatalarımızla ciddi bir şekilde muhasebe yaparak yüzleşmek istiyorsak bunun en temel yollarından biri; zaman zaman bulunduğumuz sosyal çevreden çıkıp farklı sosyal ünitelerle temasa geçmek, onlarla hasbıhal etmek, konuşmak ve dinlemekten geçiyor. Bunun birincil şartı, ön yargılarımızdan, öğrenilmiş çaresizliklerimizden sıyrılarak dış çevreyle cesaretle muhatap olmaktır. Onlara bakarak bugüne kadar yanlış, hatalı olduğunu fark edemediğimiz ezberlenilmiş, kültüre dönüşmüş onca yanlışımızı, hatamızı tashih etme imkanı verecektir. Ömür kısa. Bu kısa ömür içinde en az hata ve kusurla nasıl huzura çıkılacağının hesabı önemli.
Bazı insanlar kınanma, ayıplanma veya sosyal çevreyi kaybetme endişesiyle bu muhasebeden kaçınmakta ve vicdan azabı ile kendini boşluğa bırakmaktadırlar. Kendimize hayatı zehir etmeyelim. Ve Allah’ın huzuruna da kendisini bulamamış ve kendisi hakkında itirafta bulunmamış bir kimlikle çıkmayalım.
Allah, kullarının hatalarından, yanlışlarından ve günahlarından dolayı Kendisinden özür/af dilenmesinden hoşnut kalıyor. Suçunu, günahını itiraf ederek ve eş zamanlı olarak doğruya yönelerek, tashih edilmiş bir istikametle sonsuzluğa yönelmek!.. Bunu geciktirmeyelim. Yarına sağ çıkmaya dair bir teminatımız yok.
İnsanların kendileriyle ilgili itirafta bulunmalarının; yanlışlarını, hatalarını, istikametten sapmalarını ifade ve ikrar etmelerinin ne faydası mı olacak? Bir defa kendi nefsinde bir inkılabı gerçekleştirecek, kendini yenileyecek ve tashih edecektir. Bu durum ona huzur ve mutluluk sağlayacaktır. Eğer bugüne kadar yanlış ve hatalı düşünce, ifade ve eylemlerinden dolayı etkilenmiş kişiler varsa onların da kendilerini tashih etme imkanı verecektir.
Haydi buyurun öz eleştiriye, derunimizle yüzleşmeye, sorgulamaya!..
Korkmayın, endişe etmeyin; kim ne derse desin; ister dönek, ister şu veya bu desin. Sizi birincil derecede alakadar eden Allah’a, vicdanınıza ve topluma karşı olan sorumluluğunuzdur. Elbette engin huzura bedel ödenmeden; sıkıntı çekilmeden varılmıyor. Gece başımızı yastığa huzur içinde koyabiliyor muyuz? Eşimizin, çocuklarımızın yüzüne, yüzümüz kızarmadan bakabiliyor muyuz? Çocuklarımıza, torunlarımıza bizi hayırla yad edecekleri bir geçmiş bırakarak gitmek istemiyor muyuz?
Bunun için elbette bir bedel ödenecektir; çevrenizi kaybedeceksiniz, yalnız kalacaksınız; mahallenin mukimleri bile size yabancı gözüyle bakmaya başlayacaklar; belki ailenizden bile tepki ve karşı koyuşla karşılaşacaksınız. Ama asıl olan varılacak menzile odaklanmaktır. Sonsuzluğa uzanmaktır. Sonsuzluğa yöneldiğinizde her şeyin sıfırlandığını görecekseniz. Bugüne kadar yüklendiğiniz ağır yükün siz de nasıl bir kambur oluşturduğunu göreceksiniz. Sırtınızdan attığınız bu kamburdan sonra ne kadar hafiflediğinizi müşahede edeceksiniz.
Haydin, buyurun yüklenmiş olduğunuz ağır yüklerinizden kurtulun ve arının demek geliyor içimden…