Aidiyet asabiyesi / fetişizmi Ortadoğu toplumlarının, belki de daha doğru ifadesiyle İslam dünyasının en yaman hastalıklarından birisidir.
Geçmişleriyle, atalarıyla, mensubiyetleriyle övünmek ve oradan kendilerine bir paye çıkarmak çok iştah açıcı bir şurup işlevi görüyor.
Kur’an insanoğlunun bu hastalığına onlarca ayetiyle işaret buyuruyor. İşte onlardan biri:
[Onlara “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiği zaman, “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz geleneğe uyarız!” derler. Ya ataları hiç akıllarını kullanmamış ve doğru yolu bulamamışlarsa?] (Bakara:170)
Ayette ifade edildiği gibi ya ataları, liderleri, önderleri, şeyhleri, büyükleri, abileri onlara yanlış, hatalı telkinlerde bulunmuşlarsa? Bu her zaman ihtimal dahilinde değil mi? Nihayet onların da silsile halinde atalarından tevarüs edip naklettikleri, aklın doğruluğunu ve yanlışlığını tahkik etmediği, araştırmadığı, sorgulamadığı geçişkenliklerdir.
Elbette “Bugünkü modern dünyamızda böyle bir şey yok” demiyoruz. Bizim toplumumuz da dahil olmak üzere İslam coğrafyasındaki toplulukların pek çoğu bu hastalıklarla maluldür. “Bizim ırkımızdan, dinimizden, aşiretimizden, cemaatimizden vs. olsun, isterse çamurdan olsun” ifadesi halen geçerlidir. Öğrencilik yıllarında içinde bulunduğum ideolojik gurupta abilerimizin bize şunu telkin ettiğini iyi hatırlarım; “Arkadaşlarımızın en kötüsü sistemin içindekilerin en iyisinden daha iyidir.” Bu derece bir fetişizm.
Bugüne bakıyorum, yine geçmiş üzerinden aynı yanlışlar ısrarla sürdürülüyor. Halbuki ne dindarlık iddiamız ne mensubu olduğumuz ırkımız, cemaatimiz, tarikatımız, aşiretimiz bize otomatik bir üstünlük sağlamaz. Üstünlük ancak şahsında iyi halleri çoğaltmakla kazanılabilen bir meziyet olsa da hiç kimse kendi adına böyle bir üstünlük iddiasında da bulunamaz.
Geçmişlerini ve bugününü sorgulayan toplumların geleceği olur.
Bugün bu konuda yazmaya ihtiyaç duymam, sosyal medya üzerinden yapılan bazı paylaşımların bu yaman sorunu tekrar hatırlatması nedeniyle oldu. Bazıları yıllar öncesine ait birtakım fotoğrafları paylaşıp geçmiş nostaljisi yaparak, “bakın o günlerde nasıl kahramandık, yeri göğü inletiyorduk” gibi bir hamasetle bir zamanlar o guruba, o cemaate mensubiyetin gururunu ihsas ediyorlar. Bakıyorum da, bir Allah’ın kulu çıkıp demiyor ki, “ya o gün o önde olanlar / önderler yanlış yol üzerinde idiyseler?” veya “öykündüğünüz o geçmişinizle bugün ne kadar hemhâlsınız?”
Bir arkadaşın bugün paylaştığı ortak geçmişimize dair fotoğraflara baktım. İçimden, “inşallah bu fotoğraflarda bulunmuyorum” diye geçirdim. Neyse ki, duam kabul gördü, yoktum. Çünkü o fotoğraftaki insanların bir kısmı bir ibret levhası olarak bugün aramızdalar. Ahlaken tefessüh etmiş, yolsuzluklara bulaşmış, insani erdemlerini kaybetmiş nice insanlar görürsünüz. Mazileri düzgün bile olsa bugün bilinen halleri nedeniyle aynı fotoğraf karesinde bulunmayı istemezdim. Dünümüz önemli ama bugünümüz daha önemli. Geçmiş mensubiyetlerimiz bugünkü günahlarımızın, hatalarımızın örtüsü olamaz. Hakkın hatırını, ortak geçmişin hatırına feda edemeyiz. Geçmiş, mazide kalmıştır, asıl önemli olan bugün nerede durduğumuzdur, kimlerle beraber olduğumuzdur.
Beraberliklerimiz ahlak, hukuk, erdemlilik, dürüstlük, eminlik ortak paydası üzerine inşa edilmedikçe onları ilmi ve ahlaki kıymeti olmayan mensubiyet asabiyeleri üzerinden inşa etmek zorunda kalırız. Bugün siyasette, cemiyet hayatında yaşadığımız pek çok problemin neşet ettiği kaynak burasıdır.