HİÇBİR HADİSE SEBEPSİZ DEĞİLDİR

by Fahrettin Dağlı

Öncelikle, dün, İslam coğrafyasının tarihi kentlerinden olan Beyrut’ta meydana gelen müessif olaydan dolayı canlarını kaybedenlere Rahmet ve yaralılara da şifa ve hayırlar diliyorum.

Biz Müslümanlar, ‘sebep-sonuç’ ilişkisinin her daim aktif olduğuna ve hiçbir şeyin Allah’tan bağımsız olmadığına iman ederiz.

Dolayısıyla İslam dünyasının asırlardır yaşadığı sosyal, siyasal ve ekonomik buhranlar da sebepsiz değildir. Allah adildir ve hak etmeyen toplumlara bu musibetleri yaşatmaz.

Evet, Şam, Halep, Basra, Bağdat ve dün Beyrut harap olduktan sonra akla gelen hazin düşünce;

Asırlardır siyasi ve sosyal yenilgiye mahkum kalan coğrafyadaki eski medeniyetin kalıntıları da tek tek yok olmaktadır. Bir tarih gözümüzün önünde yok oluyor. Veya yok ediliyor. Bir Müslüman olarak ibretamiz bu tablonun karşısında seyirci kalmanın ne büyük hüzün sebebi olduğunu anlatmama kelimeler/cümleler kifayet etmez. Malum, Kur’an yok olup yerin altına geçen toplumların haberlerini veriyor. Nice yıkılmaz addedilen hükümranlıkların nasıl bir akıbete duçar olduklarını misal eder.

Aklını kullanan toplumlar, yaşadığı felaketlerin/musibetlerin nedenlerini araştırırlar, nerede yanlış yaptıklarını analiz ederler ve neticede ilmi ve ahlaki tashihler yaparlar.

Rad 11’de Cenab-ı Allah, olup bitenleri insanın iradesinin bir tecellisi olduğunu haber veriyor;

“…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez. Ve Allah insanlara (kendi kötülüklerinin bir sonucu olarak) bir felaket tattıracağı zaman hiçbir şey bunun önünde duramaz…”

İşte mutlak yaratıcının insanoğluna tanıdığı iradi hürlük. Ne ekersen karşılığında onu görürsün. Buğday ekersen buğday bulursun, arpa değil… Rüzgâr ekersen fırtına biçersin. Bugün biçtiğimiz gibi…

Kendi ülkem de dahil olmak üzere eğer İslam coğrafyasında yaşayan toplumlar kendi nefsi arzularının kurbanı olmaktan kurtulamazlarsa bu yaşananlar öncü depremlerdir; -Allah muhafaza- dağın arkasında bizi bekleyen daha büyük felaketlere duçar kalabiliriz.

Şu basit gerçekliğin farkında olmayanlara acırım doğrusu; “İslam coğrafyası tarihinin en zor dönemini yaşıyor. Kuşatılmışlık psikolojisi toplumları çözüyor, savuruyor. Eğer bu kuşatılmışlık psikolojisini yıkıp, yeniden bir inşa süreci oluşturmayacak olursak korkarım 22. Yüzyıla iddiası tamamen boşa çıkarılmış bir toplum olarak gireceğiz.”

Bu trajik tablonun bir de umut aşılayan bir yönü var; “Malum, Allah dinini yaşatacak. İnsanlar/toplumlar sadece sınanmaktadırlar. Şu an o çetin sınavı yaşıyoruz; Tonlarca kayanın işlenerek, gramla ölçülebilen altın cevherinin elde edilmesi gibi bir ameliye… Mevcut tablo, bu sınavın kaybedenlerinin çok, kazananlarının az olacağı öngörüsünü veriyor. Burada Müslüman’ın yegane mücadelesi, o ‘az’a dahil olabilmek umududur. Şeref kürsüsüne çıkabilme başarısını gösterip, mükafata nail olma umududur. Ve yeniden bir ihya hareketinin inşa edicileri olma hevesidir.”

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept