Yönetiminizin topluma verdiği güvenin derecesini mi ölçmek istiyorsunuz?
Hodri meydan!
1990’lı yılların sonuydu. Türkiye ve uzak doğu ülkelerinin bir kısmında ekonomik krizler yaşanıyordu. Zamanın iktidarı 500 milyon dolar için IMF kapısını çalarken şimdi hangi ülke olduğunu tam olarak hatırlayamadığım uzak doğu ülkelerinden birinde Budist Rahipler dini kisveleriyle ve ellerinde kuru ağaç dallarıyla dolaşıp, IMF’den borç almamak için halktan yardım topluyorlardı. Halk 5-10 dolarlarını getirip ağaç dalına bağlıyorlardı. Ve kampanya sonunda yaklaşık 4 milyar dolar toplandığı ifade edildi.
Niye mevzuya bu örnekle başladım? Çünkü bugünlerde vuku bulan afetlerle ilgili olarak hükümet yardım için halka IBAN numaraları veriyor.
İşte bu önemli bir miyardır. Halkın size olan güvenini görmek istiyorsanız bu bağış kampanyasının sonunda toplanan meblağın yekûnunu halkla paylaşın. Görelim bakalım bu halk size ne kadar itimat ediyor?
Gözlemim ve öngörümle söylemiş olayım; toplanan meblağı halka açıklamayacaksınız. Çünkü sonuç, sizlere duyulan güveni ispatlayacaktır.
Bunun sebebi üzerinde kafa yorabiliyor musunuz?
Bu halk cimri mi? Hayırsever değil mi? Bu halk ülkesini sevmiyor mu? Öyle ya, yeri geldiğinde her türlü halk dalkavukluğunu yapıyorsunuz. Toplumumuzun ne kadar ali cenap olduğunu ifade ediyorsunuz. Eyvallah, o zaman buyurun topluma gidelim. Verdiğiniz IBAN hesaplarına ne kadar miktar geldiğini görelim.
Bu halk sizin verdiğiniz hesaplara yatan paranın nasıl kullanıldığı/kullanılacağı hususunda bir eminliğe sahip değil. Bu eminliği yıktınız. Bugüne kadar deprem, 15 Temmuz şehit ve gazileri v.s. için toplanan meblağın nasıl kullanıldığını açıklamış değilsiniz. Hesap sorma makamında olanlara da, “size hesap vermek mecburiyetinde değiliz” diye kestirip atıyorsunuz. Halbuki devlet bütçesinden yapılan da dahil olmak üzere toplanan ve harcanan her bir kuruşun hesabını vermek mecburiyetindesiniz. Eğer doğru yerde kullanıyorsunuz niye şeffaf davranmıyorsunuz; niye hesap vermiyorsunuz?
Bir başka husus, her ne fedakârlık sözkonusu ise bunu ilk önce nefsinizden başlatın. Katlanmadığınız bir fedakârlığa başkalarını davet ederseniz karşılık göremezseniz. Sizler bu kadar lüks ve şatafat içerisinde yaşarken; mahiyetinizde çalışanlar onlarca yerden ayrı ayrı maaş alırken; besleme müteahhitleriniz servetlerine servet katarken; üstelik son günlerde eski bir suç örgütü liderinin devlet yönetimi ile ilgili çarşaf çarşaf ifşaatları ortada dururken insanların size itimat edip bağışta bulunacaklarına ihtimal veriyor musunuz? Eğer bu halk sizlere gerçekten itimat etmiş olsaydı bu başımıza gelen felaketlerin yol açtığı maddi zararları telafi etmek için her türlü fedakarlığa katlanırdı.
Bir de son günlerde kulağımıza gelen bilgi daha çok düşündürücü ve asap bozucu; felaket bölgelerinde muhalif partilerin belediyelerini dışladığınız, hizmete dahil etmediğiniz duyumlarını alıyoruz. Bu tam bir akıl tutulması. Akli ve nakli hiçbir izahı olamaz. Bu felaket günlerinde bile siyasi kazanım düşünerek hareket ediyorsanız, bilin ki, bu düşünceye munzam yaptıklarınızın neticeleri nefsinizin arzu ettiği şekilde gelişmeyecek. Çünkü niyetiniz hayır değil.
Bu vesileyle bir daha nakletmiş olayım. ABD’li sosyo iktisatçi Fukuyama, “toplumlarda refahın sağlanabilmesinin motor gücü sosyal erdemlerdir” diyor. Bunun da lokomotifi toplumsal güvendir. Toplumun siz yöneticilere olan güvenini yıkarsanız o topluma en büyük ihaneti yapmış olursunuz. Malum, Hz. Peygambere nübüvvet gelmeden önce halk ona “eminlik” titrini vermişti. Peygamberliğe giden yol “eminlikten” geçiyor. Her türlü gelişmenin motor gücü de güvendir.