İMAN BİR SAFLAŞTIRMA / ARINDIRMA AMELİYESİDİR

by Fahrettin Dağlı

Geçen yazımızda Rahmetli Aliya İzzet Begoviç’ten bir alıntı yapmıştık. Ne demişti o mümtaz lider;

“Semanın öğrencisi olmayan, yeryüzünün muallimi olamaz.”

Yeryüzünün muallimi olmak için temel bazı sınav hususlarına vurgu yapmaya çalışacağım. Önemli bir hususu tekrar etmiş olayım; Resmi bir ilahiyat eğitimim yok. Bu dinin bir mensubu olarak yeryüzünde Müslümanca yaşamak cehdi neticesinde edindiğim bilgi kırıntılarıyla derdimi, ıstırabımı paylaşıyorum. Dolayısıyla, serdedeceğim düşüncelerin yanlışları, hataları, eksikleri bana ait; doğru ve isabetli olanı da Rabbime aittir. Yanlış, hata ve kusurlarımdan dolayı affımı dilerim. Umulur ki, bir faydaya, bir hayra karşılık gelsin!..

Malum, İman bir saflaştırma ameliyesidir. Altının cevherinin cüruftan temizlenmesi gibi… İmani mevzularda derdi olanların bugünlerde çok daha dikkatli düşünmeleri, konuşmaları ve eylemde bulunma gerekir. Fitne dönemlerinin böyle bir karakteri vardır. Bu dönemler çetin imtihan dönemleridir. Her insanın hayatında zaman zaman bu ağır sınavlar vuku bulur. Kimi sınıfta kalır ve bir tık ötesi ilişiği kesilir; kimi yerinde sayar sınıf tekrarlar, büyük mükâfatlara erişme şansını kaybeder ve kimi de sınavı kazanmış olmanın ve bir üst rütbeye/makama erişmiş olmanın mutluluğunu yaşar. Muhtemelen bu dönemlerin sınavlarının ağırlığı kadar sınavı geçme kolaylığı da vardır. Allah, kullarına taşıyamayacağı yükü ve sorumluluğu yüklemiyor. Çünkü Allah adildir. Herhalde kıyas edilmeyecek derecede büyük bir çarpan katsayısı olacak. Aynı şey imtihanı kaybedenler için de tersine işleyecek.

Bu şuurla yaşayan Müslümanların en çok dikkat edecekleri ‘ameli salih’; Başta ‘Allah’ın hukuku’ ve sonrasında ‘kul hakları’ ile ilgili olanlardır. Muhtemeldir ki, Allah, Kendisine müteveccih hakları bağışlayacaktır. Ancak malumdur ki, kul hakları için böyle bir şey sözkonusu değil. Kul haklarının bir tık ötesi ise kamu haklarıdır. Topyekun toplumun hak ve hukukları!.. Bu kısım en çok da yönetenleri ilgilendiren haklardır. Bireysel ilişkilerden doğan kul hakları konusunda ödeşmek ve helalleşmek mümkün olabilir. Ancak aynı şey kamu hakları için mümkün olamaz. Bu şuur, hassasiyet, ciddiyet ve disiplinle yaşayanlar umulur ki, bu dönemin kurtuluşa erenleri olacaklar. ‘Pire için yorgan yakanlar’ ise yarın öte dünyada karşılaşacakları hesap karşısında pişmanlık duyacaklar ama çok geç olmuş olacak. Z Raporu kesilmiş, defteri kapanmış ve söz söyleme hakkı ve yüzü kalmamıştır. Ne kötü bir akıbet!..

Malum, bütün peygamberler gibi Allah’ın Resulu de Mekke’de çetin bir imtihana tabi tutulmuş; kendisine, ailesine ve sevdiklerine büyük zulümlere yapılmıştı. En son, Mekke zalimlerinin büyük ekonomik ambargosuna maruz bırakılmış; eşi Hz. Hatice’yi, Amcası Ebu Talip’i ve oğlu İbrahim’i kaybetmişti. Bütün bunlara sabretmiş ve bir Peygambere yakışan sabır, metanet ve vakarı göstermişti. Ve bu zulüm ve çilelerin nihayetinde Medine’nin felah ve salah kapıları kendisine açılmış; demirden örülen zırhlar yırtılmıştı. Mekke’de itilen kakılanlar olarak Medine’nin Fatihleri olarak büyük kurtuluşa göç etmişlerdi. İşte büyük sınavın neticesinde ulaştıkları büyük mükafat!.. Elbette onlar için en büyük lütuf Ahirete aitti. Ancak onun yolu da dünya sınavından geçiyor. Ne kadar ‘ameli salih, o kadar dünya ve ahiret mükafatı!..

Bu dinin mensupları ve bu Peygamberin ümmeti olarak biz ne haldeyiz? Hepimiz oturalım bu sorunun cevabını kendimize soralım. İnanıyorum, akl-ı selim ve kalb-i selim ile yapacağımız bir muhasebe neticesinde yüreğimizdeki müftü bizi yanıltmayacaktır. Bize, yanlışımızı tashih etme imkanı verecektir.

Din, diyanet; Allah, Peygamber ve kutsal adına ne varsa dillerinden düşürmeyen bazı arkadaşların hallerine acıyorum. Parti, pırtıları; cemaatleri – tarikatları; liderleri ve şeyhleri için hakkın hatırını dümdüz ediyorlar. Malum, bunların şahitliğinde hesaba çekileceksiniz. O çetin günde hiçbirisi hesabınız adına kefalette bulunmayacaktır. ‘Ne haliniz varsa görün’ diyeceklerdir. ‘Bizler sizleri icbar etmedik’ diyeceklerdir. Belki çoğunuz, ‘biz zaten bunları biliyoruz.’ diye düşünüyor olabilirsiniz. Ama unutmayalım ki, ‘Din nasihattir.’ Bazen, bildiğim bir şeyin tekrarını okuduğumda veya dinlediğimde adeta uykudan uyanıyorum; ‘Nasıl bunu ihmal etmiş olabilirim veya nasıl bu gaflette bulunabiliyorum?’ diye kendimi sorguluyorum. Malum, kardeşlik böyle bir şey!.. ‘İyilikte, hayırda ve güzellikte yardımlaşma ve yarışma; kötülükten, şerden ve çirkinliklerden alıkoymaktır.

Kendim adına, bu dönem için en büyük ibadetin, “güç ve iktidar sahiplerine ‘hakkı ve adaleti’ hatırlatmaktır” diye düşünüyorum. “Zulme uğrayanların yanında; zalime karşı durmaktır.” Çünkü ben İmam Ebu Hanife meşrebindenim.

Eğer Allah indinde en hayırlı ibadet ‘namaz’, bizleri kötülüklerden, zulümlerden alıkoymuyorsa o nice namaz kılmaktır; oruç tutmaktır; hacca gitmektir!…

Sonuç olarak dostlarımın dikkatini şu husus üzerine tekrar tekrar çekmiş olayım; Lider, imam, şeyh veya büyüklerimiz, ağabeylerimiz olarak kabul ettiklerimiz de birer fanidir; yanılıyor veya yanlış, eksik anlıyor, idrak edebiliyor olabilirler. Onun için lütfen herkes ferdi vahit olarak yarın Allah’ın huzurunda hesap vereceğini düşünerek bu fani dünyada yaşama düsturu edinsin. Elbette herkesin sevdikleri ve saydıkları vardır/olacaktır. Ama unutmayalım ki; Hiçbirisi Allah ve Resulünden daha sevgili değildir.

Bu süreci fırsat bilip cüruflarımızdan, bulaşıklarımızdan, paslarımızdan, virüslerimizden arınıp saflaşalım! Huzura aklanmış, temizlenmiş müminler olarak çıkalım. Cuma’nız bu manada yeni başlangıçlara vesile olsun, hayır olsun!..

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept