İmdat, Aile Sarsılıyor, Yıkılıyor!

by Fahrettin Dağlı

Dün yine gündemimize kötü bir haber düştü, istatistik verilerine göre 2024 yılında Cumhuriyet tarihinin en yüksek boşanma hızı kaydedildi. Boşanma sayısı evliliklerin 3’te birine yükseldi! Yani her üç evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor.

Baştan şunu ifade edeyim: Evlilik nasıl meşru / helal bir beraberlikse boşanmak da öyledir, helaldir. Yürümeyen, eşlerin birbirleri için dünyayı cehenneme çevirdiği bir evliliği ila nihaye sürdürmek elbette doğru değildir, zulümdür.

Ancak evlenmiş iki kişinin boşanmalarının beraberinde getirdiği birçok sosyal ve hukuki sorun, aile kurumunu, sosyal hayatı, hukuki ilişkileri ciddi anlamda etkilemektedir. Olay sadece iki kişinin ayrılmasıyla da bitmiyor, beraberinde hukuksal ihtilafları, kavgayı, bölüşüm çekişmelerini de getiriyor.

Her bir boşanmanın yargı mekanizmasında yıllarca süren işlemler gördüğü , mal bölüşümünde haksız hukuksuz eylemlerin sözkonusu olduğu ve ortada çocuk ya da çocuklar varsa bunların hak ve hukukları, velayetin kime bırakılacağı, eş ve çocukların nafakalarının gereği gibi takdir edilip edilmediği gibi anlaşmazlıkların karşılıklı olarak yargı mercilerine yansıtıldığı ve davalaşma süreçlerinin uzaması nedeniyle cinayetlerin işlendiği, ekonomik mağduriyete uğrayan kadınların problemleri düşünüldüğünde mevzunun sadece iki kişinin karşılıklı rızasına dayalı boşanmasıyla bitmediği, her olayın başlı başına trajediye dönüşebileceği bir potansiyelin var olduğu hepimizin malumudur.

Boşanmış ailelerde çocuklar varsa bu durumun onlar üzerinde hasıl edeceği problemler, genellikle velayeti anneye verilen çocuklar sebebiyle annenin yeniden bir evlilik yapma güçlüğü ayrı ayrı büyük birer sorun alanıdır.

Mevcut siyasal iktidarın en önemli iddialarından biri “Aile Kurumu”ydu. Medeniyetin en önemli nüvesinin aile olduğunu hamasi konuşmalarla ifade ediyorlardı.

Allah’ın öyle bir yasası var ki, hiç şaşmaz, herkesi mutlaka iddiasıyla sınar. İşte AKP iktidarı için de böyle olmuştur. Yazının uzamayacağını, okuyucunun tahammül sınırlarını aşmayacağını bilsem burada birçoğunu yazar ve hemen hemen hepsiyle nasıl sınandıklarını ve neticelerinin ne olduğunu kalem kalem sıralardım. Gerçi daha önceleri çeşitli vesilelerle çoğunu gündeme getirmiştim. Şimdilik sadece mevzumuzla ilgili olanı ifade etmekle iktifa edeyim.

Aile ile ilgili ilk resmi kurumsal yapı 1989 tarihinde ANAP hükümeti tarafından kurulan “Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı”dır. 2011 yılında mevcut iktidar tarafından bu yapı “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” olarak bir bakanlığa dönüştürüldü. Sözkonusu bakanlık daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birleşerek, “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” ismini almıştır. Aile ile ilgili bakanlığın ihdas edilmesiyle AKP hükümeti, aileye ne kadar çok önem verdiğini kendi tabanına ihsas ettirmek istiyordu.

Doğruyu söylemek gerekirse, ANAP hükümetleri döneminde kurulan “Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı” o dönemde mevcut imkanlarla hem sosyal hem kültürel ve hem de sanatsal anlamda önemli görevler ifa etti.

AKP iktidarları, iddialı başladıkları sözkonusu mevzuda geldiğimiz nokta itibarıyla başarısız olmuş, sınavı kaybetmiştir. Aile kurumunun yapısı her geçen yıl bir önceki yıla göre irtifa kaybetmeye devam etmektedir.

Bu kurumu ciddiye alıp, yapıyı sağlam bir şekilde korumak ve geliştirmek sadece kurumsal yapıları oluşturup binlerce insanı oralarda istihdam etmekle sağlanamaz. Konu ekonomik, sosyal, kültürel ve dini pek çok alanın ıslahı ve yeniden yapılandırılmalarıyla ilgilidir.

Mevcut iktidara ve fanatik taraftarlarına anlatamadığımız veya anlamak istemedikleri husus, ülke meselelerinin çözümündeki temel başlangıcın adalet / hukuk olduğudur. Hukukun cari olmadığı bir toplumda parçalı / arızi iyileşmelerin bile beklenilmesi beyhudedir. Kâinat adalet üzere varlığını idame ettiriyor. En ufak bir denge bozukluğu kâinatta bir kaosun sebebidir. Kozmik alem gibi varlık aleminde de durum böyledir. Toplumsal anlamda iyi, güzel, hayırlı bir gelişmenin olabilmesinin ilk şartı adalettir, kişi / topluluk hak, hukuk ve hürriyetlerinin korunmasıdır. Bu anlamda bir hassasiyet oluşmadıkça o toplumun ileriye yönelik olumlu bir gelişme sağlaması beklenemez. Aksi eşyanın tabiatına uygun değildir.

Hak ve hukukların birbirine geçtiği / karıştığı, İslami terminolojiyle kul haklarına girildiği, haksızlığın, hukuksuzluğun fail olduğu bir toplumda bir iyileşmenin olamayacağı izahtan varestedir. Kul haklarının ödenme şartının sadece hakları çiğnenlerin rızasına bırakıldığı bir dinin mensupları için aksi düşünülemez.

Toplumda adil bir gelir dağılımının sağlanması, kişi hak ve hukuklarının tevzii, yasal tedbirlere bağlanması, denetlenmesi, korunması ise elbette o ülke yöneticilerinin uhdesindedir.

Bu sorumluluğu müdrik olup, gereğini ifa etmek yerine tam aksine, yasama ve yürütme kuvvetiyle yargıyı zapturapt altına alan bir iktidar gücüyle keyfince uygulamaların hüküm sürdüğü bir iklimde ne olur?

Hem tarihsel tecrübe ve hem de iman ettiğimiz din bize bunun cevabını veriyor.

Rahmetli Cevdet Said, Rad Suresinin 11. Ayetini (Nefsinizde olanı değiştirmedikçe Allah üzerinizdeki nimetleri değiştirici değildir) merkeze alıp iki önemli risale kaleme almıştır. Bu iki risalede de bu ayetin hikmeti gereği toplumların değişim / dönüşüm safhalarının nasıl şekilleneceğini geniş geniş izah ediyor.

Bir toplumun tüm hukuki, sosyal, ekonomik, kültürel ve dini mahiyetli problemleri birbirinden bağımsız, etkileşimsiz değil, aksine birbirini olumlu veya olumsuz anlamda etkileyen ve tetikleyen niteliktedir.

Yaşanan her problem gibi boşanmalar da topyekun olumsuz cihete doğru seyreden gelişmelerin bir parçasıdır. Durumu böyle görmeyip diğer pek çok tali parametrenin bir sonucu olarak düşünen zihinlerin bu anlamda olumlu bir gelişme sağlayabilmesi mümkün olmaz.

Bu sosyal yasaları ifade ederek mevzuyu anlaşılabilir seviyeye çekmeye çalıştıkça akıldan, hikmetten mahrum pek çok insanın “ama savunma sanayiinde şunları bunları yaptık, niye görmüyorsunuz?” gibi cevaba değmeyecek akla ziyan ifadeleriyle karşılaşıyoruz.

Sonuç olarak umutsuz vaka gibi duruyorlarsa da bizler yine de iktidardaki muhataplarımızdan şunu anlamalarını, idrak etmelerini beklemekteyiz:

Aile kurumunun tahribatının önüne geçmenin, trendi tersine çevirmenin ve diğer problemlerimizle birlikte çözmenin ilk şartı, ülkeyi bir hukuk devleti haline getirecek köklü bir hukuk reformu yapmak ve bunun bir sonucu olarak kişi ve toplulukların hak ve hukuklarının korunduğu bir sistem inşa etmektir. Diğer tüm arızi çözüm reçeteleri lafügüzaftır, kalıcılıktan uzaktır.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept