İstikrarın Yolu “Adalet”ten Geçiyor

by Fahrettin Dağlı

Seçimler yapıldı. Tahminler kesine dönüştü ve ortaya yeni bir siyasi tablo çıktı. Her seçimde olduğu gibi dünden beri medya kuruluşları yayınlarında yüzlerce yorum, tahmin ve senaryolarda bulunuyorlar. Herkes kendi düşünce zaviyesinden insanımızın tercihindeki mesajı okumaya ve seslendirmeye çalışıyor. Kimi için mağlubiyet ve kimi için de zafer sonuçları çıkarılıyor. Sıkça vurgu yaptığım siyaset kurumunun “nefret psikolojisini” tetiklemesi ile toplumun adeta kimyası bozulmuş ve sonuçlar aşırı mübalağalı ve ağdalı bir üslupla kimisi için mağlubiyet, kimisi için de zafer olarak takdim edilmektedir.

Muhalefet partileri; ne kadar oy alıp, almadıklarını veya iktidar temin edecek bir formül bulup bulmadıklarından ziyade, AKP iktidarını iktidardan etmiş olmalarının sevinicini ve mutluluğunu yaşıyorlar.

İktidar partisi mensupları ve taraftarları da bir önceki genel seçimlere göre yaklaşık %10 civarındaki bir oy kaybını kabullenme ve bunu da gerçek manada hanelerine bir kayıp olarak kaydetmek yerine, birinci parti olma ve kendileri dışında bir iktidar alternatifi olmayışını başarı olarak takdim ediyorlar. Tabir caizse biraz da kuyruğu dik tutmaya gayret ediyorlar.

İktidar cenahından bir kesim ise milletin verdiği mesajı doğru okuyup ders çıkarmak yerine ‘milletin kendilerine “nankörlük ettiği” gibi bir psikolojiyi yaşıyorlar. Hatta bazıları daha da ileri giderek sosyal ağlar üzerinde; Abese Süresi 17. Ayetin “Kahrolası insan, ne kadar da nankör” ifadesini paylaşarak kendilerine oy vermeyenleri suçlama ve hatta beddua etmeye varan aşırılıkları sergiliyorlar.

Şimdi sadede gelelim. Kanaatim o ki, günlerdir yazdığım, ifade etmeye çalıştığım siyasi tablo gelip önümüze oturmuştur. Objektif olarak baktığımızda bu tablodan sağlıklı bir sonuç çıkma ihtimali gözükmüyor. %10 gibi barajlara rağmen koalisyon formülü gelip gündemimize oturmuştur. Birilerinin dillerine pelesenk ettikleri ‘seçimde öncelikli olan adalet değil, siyasi istikrar’dır tezi, sandıktan çıkan sonuçlarla hükümsüz kılınmıştır.

Siyasi iktidar hangi tevile sığınırsa sığınsın, istikrar adına ‘adalet’ ihmal edilemez. Hele hele İslami tezler üzerinden siyaset ürettikleri iddiasında bulunanlar, bu çıkan sonuçta da gördükleri gibi siyasi istikrar yerine tam da bir istikrarsızlık tablosu ile karşı karşıya geldiler.

Her nedense muhalefette oldukları veya siyasi destek anlamında zayıf oldukları dönemlerde ‘barajları, yasakları’ telin ederek kaldırılmasını isteyenler, bir şekilde iktidara taşındıklarında ‘canım bu barajları biz koymadık’ diye daha önceki taahhütlerini, söylemlerini unutuveriyorlar. Yani işin doğrusu, ‘adalet’ten tornistan ediyor, güç ve iktidar şehvetinin kurbanı oluveriyorlar.

Atalar ne de güzel söylemişler, ”Hikmetinden sual olunmaz.” diye. Şimdi bir emri vaki ile karşı karşıyayız. Her sonucun nihai sahibi Rabbimiz adeta hal diliyle ‘siyasi istikrar mülahazası ile adaleti ihmal ettiniz, alınız size sonuç; ‘çıkın işin içinden çıkabilirseniz.’

Bir Müslüman, eğer nihai karar merciine iman ediyorsa, ona düşen O’nun emrine ram olmaktır. O ‘adalet’ diyor. Sizin aleyhinize olsa da ‘ADALET’ diyor. Kimse peşinen nerede ne hayır olduğunu bilme makamında değildir. ‘Hayır bellediklerimizde şer, şer bellediklerimizde hayır vardır.’ Bu iman içerisinde olmak gerek. Hem Müslümanlık iddiasında bulunacaksınız ve hem de siyasette pragmatist davranacaksınız. O zaman “alın size hak ettiğiniz karşılık.”

Karşılanması zor gibi görünüyorsa da tarihe not düşmek anlamında mecliste temsil edilen siyasal partilere şu teklif ve çağrıda bulunuyorum; ‘Gelin bu sonuçları iyi tefekkür edelim. Gayri adil seçim kanunlarını tashih edelim. En küçük etnik unsur, dini cemaat, cemiyet ve toplulukların temsil edilebildiği bir formül geliştirelim. Parlamento dediğimiz şey ‘halk adına halkın idaresine ilişkin kararların alındığı yer, kurumdur. Yani toplumsal tüm katmanların şu veya bu şekilde temsil edildiği yerdir. Daha özgür ve daha sahih işbirliklerinin geliştirilmesinin zemin bulduğu önemli bir kurumdur. Tek adam merkezli siyasetten ziyade, istişareye dayalı bir parlamento çalışma yöntemini geliştirmek elbette büyük maharet ister.

Şimdi bu parlamentodan nasıl bir hükümet tablosu oluşturulabilir? Elbette farklı formüller geliştirilip öneriler yapılabilir. Ancak, yeni hükümetten beklenti ortaya konulursa, onu gerçekleştirecek hükümetin de yapısı, karakteri ortaya çıkar. Yani “Siz nereye gitmek istiyorsunuz?” sorusunun cevabını net olarak ortaya koymak gerekiyor. Liderlik derslerinde çok sık kullanılan bir söz vardır; “Okyanusta gideceği limanı bilmeyen gemi kaptanına hiçbir rüzgar avantaj sağlamaz.” derler. Burada önemli olan adaletin, uhuvvetin ve toplumsal barışın tesisine zemin oluşturacak ve bir an önce hayatı normalleştirecek bir icraatı ortaya koyacak muktedir bir hükümetin kurulmasıdır.

Bu da doğal olarak bütün partilerin iyi niyetli yaklaşımı ve iştiraki ile bir geçici ‘kurucu hükümetin (başka bir tabirle teknokratlar hükümeti)’ oluşturulması ve yukarıda da belirtildiği üzere bu hükümetin; ‘ülkeyi normalleştirmeye, hukuk düzenini tesis edecek şekilde organize etmeye, siyaset söylemindeki nefret psikolojisini tashih ve tedavi etmeye, seçim yasalarını ‘adil bir sonucu’ doğuracak şekilde düzenlemeye yönelik bir görev ifa etmesidir.

Bir yıl gibi bir süre içinde bu toplumsal durumu rehabilite edecek, hukuk düzenini tashih edecek ve ardından da ‘erken bir seçime’ götürecek bir siyasi irade…

Eğer, mecliste temsil edilen siyasal partiler, bu milletin genel çıkarlarını parti çıkarlarının önüne koyabilme erdemini gösterebilirlerse, bunun zor olmadığı kanaatindeyim. Bunun için gayret gösteren, olması için fedakarlıkta bulunan siyasetçiler ve siyasi topluluklar bu süreçten karlı çıkacaklardır. Aksi halde çıkacak siyasal bunalımlardan dolayı herkes fatura ödeyecektir.

7 Haziran Seçim sonucu da göstermiştir ki, bundan böyle koalisyonlara alışmamız gerekiyor. Bu siyasi olgunluğa erişmemiz gerekiyor. Eh gelecekte başka bir alternatif gözükmediğine göre bundan böyle ‘en adil, en insani’ formül üzerinde mesai harcamamız gerekiyor.

Eğer bu ülkenin, bu milletin varlık ve bekasını düşünüyorsak acil bir görev olarak mecliste temsil edilen siyasal partilerimize bu öneriyi yapıyorum. Herkesin elini taşın altına koyması lazım geldiğini düşünüyorum. Eğer gerçekten iyilik istiyorsak, adalet istiyorsak, birlik ve beraberlik istiyorsak, bu topraklarda barış içerisinde yaşamak istiyorsak acizane bizden bir teklif vesselam…

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept