Seçimler yapıldı ve sonuçlar ortaya çıktı. Her türlü mülahaza ve olumsuz yaklaşımlarıma rağmen bu sonuçların hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bizim inancımızda bazı zahiri / görünür sonuçların arkasında daha büyük bir hakikatin gizlenmiş olabileceğine işaret vardır. “Hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.”
Aslında gelişmiş demokrasilerde seçimler sadece bir güven oylaması veya bir nöbet değişimi anlamına gelir. Bir sistem meselesi değildir. Peki, bizde neden böyle? Neden bir sistem, varlık ve beka meselesi haline getirildi?
Bu sorunun cevabı, yaşadığımız büyük siyasal, sosyal, dini ve ekonomik meselelerimizin de izahıdır.
Zaten ağır aksak işleyen bir demokratik seyir vardı. Her 10-20 yılda bir askeri müdahaleler olsa da seçimler yapılıyor ve alınan sonuçlara tüm siyasi partiler uymak durumunda kalıyorlardı. Her seçimde birtakım itirazlar söz konusu olsa da neticede taraflar sonucu kabul ediyorlardı.
15 Temmuz’dan sonra demokratik temayüllerin çoğu yerle yeksan edildi. Demokrasilerin en önemli işlevi olan şeffaflık ve denetlenebilirlik önemli ölçüde yara aldı. CB hükümet sistemiyle birlikte tüm yetki bir kişide toplandı. Süreç içerisinde yine demokratik rejimlerin en büyük karakteri olan güçler ayrılığı neredeyse tek elde toplandı. Şimdi bana bunun olumlu bir gelişme olduğunu söyleyecek bir Allah’ın kulu var mı?
Bu süreç demokrasinin ölüm döşeğine düştüğü, can çekiştiği bir süreçtir. Şimdi bu şartlarda yapılan bir seçimi hangi aklı başında insan eşit şartlarda yapılan adil bir yarış olarak niteleyebilir?
Bütün bunlara rağmen bir seçim yapıldı ve sonuçların sıhhatine ihtiyatla yaklaşsak da aksi ispat edilinceye kadar doğru kabul etmek zorundayız.
Şimdi gelelim asıl sorumuzu sormaya: AKP iktidarları döneminde kaybedenler, kazananlar kimlerdir?
Seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte zaferi kutlayanlar var. Sizi temin ederim ki, sonucu zafer olarak gören 50 yaşın üzerindeki çoğunluğun bugünkü hallerinden memnun olduklarını tahmin etmiyorum. Bunun en önemli göstergesi ise, 1960 ila 1990 arası yaşadıklarıyla ilgili olarak nostaljik fotoğraflar paylaşarak, “neydi o günler?” diye iç geçirmeleridir. Yani, o günlerini özlemle anmalarıdır. Aslında kendileri de bu süreçte neyin karşılığında neyi kaybettiklerinin farkındalar. O cesareti kendilerinde görseler o eski günlerine dönmek isterlerdi. Ama ne mümkün. Artık dünyanın altında kalmışlar ve o gücü, takati kendilerinde bulamıyorlar. O kadar mazlumun, mağdurun hak ve hukuklarına girmiş bu insanların o geçmiş günlerine geri dönmeleri mümkün değil. Çünkü çok ağır bir yük yüklendiler.
Irmağa / iktidar gücüne / kamu imkanlarına ağızlarını dayayarak kanarcasına yediler, içtiler, şiştiler. Vurgun yemiş gibi ırmağın kenarında kalakaldılar ve kaybettiler. Kamu / iktidar imkanlarına iltifat etmeyen bir azınlık ise ırmağı geçerek büyük bir zafere, mükafata nail oldu.
Söyleyin bakalım, sonuçları alkışlayan arkadaşlar: Buna göre kaybedenlerden misiniz yoksa kazananlardan mı?